Pinned Tweet
Kontrollü Milliyetçilik, devletin ya da küresel sistemin; Milliyetçi duygulara belirli ölçüde izin verdiği, ancak bu duyguların iktidar talebine dönüşmesini engellediği, Milliyetçiliği bir “denge, tampon unsuru” olarak tuttuğu bir yönetim biçimidir.
Bu modelde milliyetçiler; miting yapabilir, tepki gösterebilir, sert söylemler kullanabilir ama iktidarı belirleyemez, oyun kurucu olamazlar.
Tarih göstermiştir ki Türk Milliyetçiliği, kontrollü kaldığı sürece büyüyemez.
Türk Milliyetçiliğinin temel sorunu, fikri yetersizlik değil; siyasal konumlandırma sorunudur.
Kendi gündemini kuramayan, yalnızca başkalarının gündemine tepki veren bir milliyetçilik, şimdi olduğu gibi uzun vadede etkisizleşmeye mahkumdur.
ABD'nin İhvan'ı Türkiye'ye İthal Etme Projesi:
Dün akşam saatlerinde sosyal medyaya yansıyan bir olay, hem şaşkınlık yarattı hem de tepki topladı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Müslüman Kardeşler, yani İhvan liderlerinden Seyyid Kutub’un kaleme aldığı bazı kitapların basımı yasaklanıp adı geçen kitaplar hakkında toplatılma kararı verildi.
Olayın medyaya yansımasından sonra yine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından karar düzeltildi ve Seyyid Kutub’un kitapları üzerindeki kısıtlama kararı kaldırıldı.
Yine medyaya yansıyan bilgilere göre savcılığın, DAEŞ terör örgütü hakkında yürütülen bir soruşturma esnasında gözaltına alınan isimlerden birinin evinde yapılan aramada Seyyid Kutub’un kitaplarının çıktığı, savcılığın kitapların DAEŞ propagandası yaptığı gerekçesiyle bu kararı aldığı ortaya çıktı.
Ancak kısa süre sonra Seyyid Kutub’ın 1966 yılında Mısır’da idam edildiği, DAEŞ terör örgütünün 2013 yılında kurulduğu, dolayısıyla kronik olarak Seyyid Kutub’un eserlerinde DAEŞ propagandası yapmasının imkânsız olduğu ortaya çıkınca bu yanlış karardan dönülmüş oldu.
Gündeme gelen bu olay bana soğuk savaş döneminde İhvan ile ilgili yapılan bir başka tartışmayı hatırlattı.
Soğuk savaş döneminde Seyyid Kutub’un kitaplarını Türkçe’ye tercüme eden isimlerden bazılarının istihbarat servisleriyle olan ilişkisi o dönem de tartışma konusu olmuştu.
1960-1980 yılları arasında Türkiye’de Seyyid Kutub’un eserlerini tercüme eden isimler arasında Salih Özcan, Yaşar Tunagür, İsmail Kazdal, Ali Özek, Mehmet Hasan Beşer, Mustafa Runyun, İhsan Babalı gibi isimler ile Cağaloğlu, Hilal, Kader, Nur, Dava, Arslan, Hikmet, Şamil, İhya, Hareket, Çığır, Hicret, Şelale ve Çağrı gibi yayınevleri vardı.
1960’lara gelmeden önce dönemin atmosferini kronolojik olarak anlatayım…
2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da İngiltere’nin boşalttığı güç alanını ABD ve Sovyet Rusya doldururken Ortadoğu’da 2 ideolojik akım çok etkili oldu.
Bu akımlardan ilki, 1948 yılında Mişel Eflak, Salah Bitar ve Zeki Arsuzi tarafından ortaya atılan BAAS ideolosiyidi.
Diğer ise Hasan El Benna tarafından temelleri atılan İhvan yani Müslüman Kardeşler hareketiydi…
1952 yılında İngiliz destekli Mısır Hidivliği devrimi sırasında BAAS’çı Hür Subaylar Grubu İhvan ile işbirliği yapmıştı ancak kısa süre sonra ABD ve Sovyet Rusya’nın sürece müdahil olmasıyla BAAS’çı Mısır devlet başkanı Cemal Abdünnasır ve İhvan birbirine düştü.
Sovyet Rusya’nın Nasır’a desteğine karşılık, ABD ve CIA de Benna’nın damadı Said Ramazan üzerinden İhvan’a destek vermeye başladı.
Modernist ve protest bir İslam anlayışını savunan İhvan, Mısır’da yasaklanırken Nasır yönetimi İhvan liderlerini tutuklamaya ve idam etmeye başladı.
1961 yılında sürece selefi Suud yönetimi dahil oldu.
Ortadoğu ve Arap ülkeleri için BAAS ideolojisini ve Sovyet Rusya’nın, Siyonizm’den daha tehlikeli olduğuna karar veren Suud Kralı Melik Faysal, İhvan’ı da yanına alarak ABD desteğiyle Rabıta örgütünü kurdu.
Rabıta örgütünün finansmanı da ABD’nin hissedarı olduğu Aramco şirketinden sağlanacaktı.
Rabıta’nın ilk başkanı da Kudüs Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni oldu.
Rabıta’nın 19 kurucu isminden biri de Hilal Yayınları’nın sahibi Salih Özcan’dı.
Yaşar Tunagür işe birlikte Fethullah Gülen’in en büyük hamilerinden biri olan Salih Özcan, önceleri Nur Cemaatine yakın bir isimdi ve Bediüzzaman’ın Hariciye Nazırı olarak tanınıyordu.
Ancak İhvan ve Suud iktidarına yakınlaşınca Nur Cemaatinden uzaklaştırılmış ve ömrünün bundan sonraki döneminde Fethullah Gülen ile birlikte hareket etmişti.
Fethullah Gülen’de 1970’li yıllarda bir sohbeti esnasında Suud Kralı Melik Faysal için “Faysal’da Vahabilik yoktur ve halifedir” demişti. (Milli Fikir dergisi, Sayı 44, Kasım 1978.)
Ortadoğu’yu kasıp kavuran BAAS ideolojisi gibi Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi sol/sosyalist akımlar kasıp kavuruyordu.
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra TSK içindeki NATO’cu general ve subay kadrosu ile NATO karşıtı general ve subay kadrosu da sivil unsurlar gibi ABD ve Rusya parantezinde karşı karşıya gelmişti.
Bu dönemde TSK ve MİT’in NATO’cu kanadı arasında MİT müsteşarı Fuat Doğu (1965-1971) ismi de ön plana çıkmıştı.
Soğuk savaş esnasında bu dönemde devletin içindeki Amerikancı kanat, sol sosyalist akımları dengelemek için İhvan’ın İslam anlayışını Türkiye’ye ithal etmeye karar verdi.
İhvan liderlerinin antiemperyalist, sosyal adaletçi, alt sınıfları destekleyen protest İslam anlayışıyla hem Muhafazakar hem de sosyalist gençlerin Sovyet Rusya’nın elinden alınması hedeflenmişti.
Bu amaçla 1960 yılından itibaren İhvan liderlerinin eserleri devlet eliyle tercüme edilerek Türk gençlerinin istifadesine sunuldu.
1962 yılında Türkiye’de ilk tercüme edilen eser Seyyid Kutub’un “İslam’da Sosyal Adalet” isimli eseri oldu.
Mehmet İhsan Babalı’nın sahibi olduğu Cağaloğlu Yayınevi tarafından tercüme edilen eserin mütercimi de DİB Başkanvekili Yaşar Tunagür’dü.
O dönem Rabıta’nın kurucuları arasında yer alan Salih Özcan’ın sahibi olduğu Hilal Yayınlarının yazı işleri müdürlüğünü yapan İsmail Kazdal, Serencam adını verdiği anılarında Yaşar Tunagür’ün Fuat Doğu’nun kontrolünde olduğunu, bu eseri sol düşüncedeki gençleri Marksizm’in elinden almak amacıyla tercüme edildiğini ifade ediyor (Serencam, 271, 272).
Türkiye’deki İslam anlayışı Sufizm ve Nakşi-Halidi parantezinde olduğu için CIA’nın İhvan’ı Türkiye’yi ithal etme projesi sonuçsuz kaldı.
1970’lerde Necmettin Erbakan’ın siyasete girip Milli Nizam Partisi’ni kurmasıyla hilafet ve ümmetçilik fikirleri Türkiye’nin gündemine gelmesine rağmen, 1970’li yıllarda Nakşi Halidi cemaatlerin ağırlığını koyması ve Suud hükümetinin Vahabi, İhvan’ın ise Modernist olarak kabul edilmesiyle MSP’nin savunduğu İslam anlayışı sınırlı kaldı ve geniş kitlelerden kabul görmedi…
Son olarak bu dönemde Salih Özcan’ın 1977-1980 yılları arasında MSP Şanlıurfa milletvekili olarak mecliste yer aldığını, Yaşar Tunagür’ün de DİB başkanvekilliği görevinden sonra Siyasete girip MSP’den milletvekili adayı olduğunu ancak seçilemediğini hatırlatalım…
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Yaşar Tunagür, Özal biraderler ile hareket etti ve bir dış ticaret şirketinin ortağı oldu.
Salih Özcan ise Suud ailesiyle birlikte hareket etti ve Faysal Finans Bankasının yönetim kurulunda yer aldı.
Suud ve İhvan’a yakın iki isim, Tunagür ve Özcan, ömrünün son yıllarını FETÖ lideri Fethullah Gülen’in yanında Samanyolu TV danışma kurulu üyesi olarak geçirdiler…
Adem Taşkaya retweeted
Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları vatan yapan tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyet; bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün en kıymetli mirasıdır. Bu eşsiz mirası korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
#29EkimCumhuriyetBayramı kutlu olsun!
Yaşasın Cumhuriyet!
Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷
15 yıl önce bugün, 29 Ekim 2011 Cumhuriyet Bayramı’nda, Bingöl’de bir anne, canlı bomba eylemi yapacak teröriste müdahale ederek çocuklarıyla birlikte çok sayıda kişiyi kurtardı.
Üç çocuğuyla yürümekte olan Hatice Belgin, canlı bomba eylemcisini fark etti ve üzerine atladı. Anne, patlamayı engelleyemedi ama yaşanabilecek daha büyük bir facianın önüne canını feda ederek geçti.
Patlamada anne Hatice Belgin, oğlu Veysel ve bir vatandaş hayatını kaybetti; 21 kişi yaralandı.
hurriyet.com.tr/gundem/cocuk…
1919’da Samsun’da çoban ateşinin inancıyla yakılan bir kıvılcım ile başlayan, 4 yıllık zorlu mücadelenin sonucunda 1923’te "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek mühürlenen bu büyük destan, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun hikayesidir.
Başbuğ Atatürk'ün deyişiyle;
"Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir." 🇹🇷
Kutlu Olsun...
#29EkimCumhuriyetBayramı
Bir ülkenin hakim milliyetçilik anlayışını statükocu veya gerici ilan eden bazı Baro’lar, etnik temelli alt milliyetçilikleri ise ilerici olarak nitelendirmeleri bilimsel ve mantıksal bir çelişkidir.
Etnik milliyetçilikler, feodal yapıları aşiret ilişkilerini, bölgesel ayrılıkçılığı ve mikro milliyetçiliği körükleyerek toplumsal entegrasyonu zedeler.
Özellikle jeopolitik müdahalelere açık olan bu tür hareketler, demokratikleşmeden ziyade coğrafi ve sosyolojik parçalanma riskini beraberinde getirir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı en büyük asimetrik tehditlerden biri, etnik kimlikler üzerinden yürütülen ayrılıkçı politikalardır.
Atatürkçülük ve Milliyetçilik, modern siyaset biliminde toplumu bir arada tutan, devletlerin kuruluş felsefesini oluşturan veya mevcut siyasal sınırlara meydan okuyan en güçlü ideolojilerden biridir.
Bunun en belirgin özelliği bugün İstanbul Bora’su seçimlerinde görülmüştür. Bir avuç Türk’ün yaktığı meşale büyüyerek, Türk milletine umut vermiştir. Bu vesileyle İstanbul Baro seçimlerini kazanan @umitkocasakal_ ve ekibini yürekten kutluyorum…
İnfaz ve Koruma Memurları Yardımlaşma Dayanışma Derneği İKOMDER'i, Anıtkabir ziyaretimizle resmen ve fiilen kurmuş bulunuyoruz.🇹🇷
Bizlere düşen görev;
CTE Teşkilatı Mensuplarını Birleştirici, Kurumsal İmajı Geliştirici, Özlük Hakları İyileştirilmesini savunmaktır.⚖️
#İkomder
🤖 Made with AI
HÜKÜMETLERİ ARTIK SOKAK HAREKETLERİ İLE YIKMA DÖNEMİ BİTTİ...
Ekonomik krizlerin, toplumsal hareketlerin ve siyasal dalgalanmaların yapısını doğru analiz etmek tarihsel süreçlerin tekdüze değil, belirli dinamiklere bağlı olarak evrildiğini anlamaktan geçer.
Ekonomik krizler bireyin ve toplumun temel güvenlik hissini sarsar. Alım gücünün düşmesi, enflasyon, işsizlik ve kaynakların kısıtlanması toplumu ortak bir sığınak ve savunma hattı aramaya itmiştir.
Küreselleşme ve serbest piyasa kriz ürettiğinde, bireyler sınırların kaldırılmasını veya uluslararası kurumları değil, kendilerini koruyacak yerel ve ulusal yapıları ararlar. Bu durum, ulus-devlet fikrini ve milliyetçi söylemleri doğal bir şekilde güçlendirir.
Ekonomik daralma zamanlarında kaynakların paylaşımı sertleşir. Bu da yerli nüfusun krizin sorumluluğunu dış faktörlere, küresel elitlere veya göçmenlere yüklemesini kolaylaştırır. Merkez politikaların ürettiği belirsizliğe karşı milliyetçi ve korumacı söylemler, kitlelere somut ve duygusal bir netlik sunar.
Aşırı sağ ve milliyetçi partiler, bu toplumsal kaygıyı en hızlı kurumsallaştıran yapılardır. "Önce bizim vatandaşımız", "Sınır güvenliği" ve "Milli Ekonomi" söylemleri, kriz dönemlerinde seçim zaferlerine dönüşür.
Avrupa’da Fransa, İtalya gibi son dönemde sıklaşan protestolar, grevler ve sokak hareketleri tek taraflı bir sol-hak arayışı ya da sadece bir demokrasi talebi olarak okunamaz.
Başlangıçta hayat pahalılığı, enerji krizleri veya emeklilik yasalarına karşı başlayan sokak hareketleri, zamanla mevcut müesses nizama karşı derin bir güvensizliğe dönüşür.
Kriz derinleştikçe, sokaktaki hoşnutsuzluk sistem içi reform taleplerinden ziyade küreselcilik karşıtı, içe kapanmayı savunan ve ulusal kimliği vurgulayan bir karaktere bürünür. Sokaktaki huzursuzluk, nihayetinde milliyetçi dalgayı besleyen ana yakıtlardan biri haline gelir.
Ama bu eylemleri Arap Baharı ile karşılaştırmamak gerekir. Arap Baharı tarzı kitle hareketleri belirli bir dönemin, belirli bir jeopolitik kurgunun ve bölgesel dinamiklerin ürünüydü. Bu tür hareketlerin temel özellikleri bugün için geçerliliğini yitirmiştir.
Arap Baharı gibi hareketler, daha çok otoriter rejimlere karşı özgürlük, demokrasi ve dijital ağlar üzerinden organize olan kitlesel başkaldırı odaklıydı.
Bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkan iç savaşlar, devlet yapılarının çökmesi, göç dalgaları ve oluşan otorite boşlukları, kitlelerde sokak aracılığıyla değişim fikrine karşı büyük bir travma ve direnç yarattı.
Geçmişteki bu deneyimlerden ders çıkaran devletler, güvenlik mekanizmalarını ve dijital denetim araçlarını geliştirdi. Dolayısıyla kitlelerin kontrolsüz biçimde sokak üzerinden sistem değiştirmesi artık çok daha zor hale gelmiştir.
Ekonomik krizler ile kimlik odaklı sosyo politik krizlerin ürettiği dip dalgalar birbirinden tamamen farklıdır...
Ekonomik kriz yaşayan kitleler, belirsizlikten ve düzensizlikten kaçınır. Arap Baharı gibi devrimci ve düzeni tamamen yıkmayı hedefleyen hareketler büyük bir belirsizlik getirir. Ekonomik krizdeki toplum ise tam aksine düzen, istikrar ve güçlü liderlik talep eder.
Dönemsel ve romantik halk hareketleri, ekonomik gerçekliğin sert duvarına çarpar. İnsanlar sistemin tamamen ilga edilmesini değil, kaynağın koruma altına alınmasını ister. Bu koruma arayışı da romantik özgürlük söylemlerine değil, reel politik ve milliyetçi reflekslere dayanır.
Dünyanın içinde bulunduğu derin ekonomik krizler, liberal sınırların esnediği, küreselleşmenin gerilediği ve güvenlik ve ekonomi denkleminde ulusal sınırların yeniden çekildiği bir dönemi işaret etmektedir.
Avrupa’daki sokak hareketleri de dahil olmak üzere, küresel çalkantılar Arap Baharı tarzı romantik dönüşümler üretmekten uzaktır. Aksine bu çalkantılar, toplumları içe kapanmaya, ulusal egemenliği vurgulamaya ve milliyetçiliği konsolide eden siyasi aktörleri iktidara taşımaya devam etmektedir.
Almanya'da yeniden aratan milliyetçi akım örneği ortadadır. Ama bunu Türkiye'de konsolide edecek bir milliyetçi yapı şuan için mevcut değildir.
Adem Taşkaya retweeted
Sevgili babamız Erol Şadi Erdinç'i ölümünün 14. yıldönümünde hasretle anıyoruz. Anısı, neşesi, hatırası hala taze, hep bizlerle.
Adem Taşkaya retweeted
♦️Tarihi bir an: Atatürk, yabancı savaş gemilerinin Türk Boğazları'ndan geçişini yasakladığını açıklıyor:
“Bundan böyle muharip herhangi bir devletin harp gemilerinin. Boğazlardan geçmesi memnudur”
Adem Taşkaya retweeted
LÖSEV Ailesi olarak 100 binlerle Atamızın huzuruna geldik🇹🇷
İlke ve devrimlerine sarsılmaz bağlılığımızı; sonsuz sevgi ve saygımızı bir kez daha sunduk.
#AtamİzindeyizLÖSEV
Adem Taşkaya retweeted
İttihat ve Terakki, kırk deliden oluşmuş bir kuruldur. Talat akıllı delidir, Hüseyin Cahit kalemli delidir, Kara Kemal hesap delisidir, Ziya Gökalp kitaplı delidir, Enver kılıçlı delidir, Yakup Cemil de zır delidir.
Adem Taşkaya retweeted
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi serbest bırakıldı. 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız hala Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik @TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
Adem Taşkaya retweeted
Sen rahat uyu Atam, emanetlerin LÖSEV ailesinde ve asil Türk halkındadır.
#AtamİzindeyizLÖSEV
Adem Taşkaya retweeted
Atamıza söz verdik.
Onun ilke, devrim ve eserlerine sahip çıkarak sonuna kadar mücadele edeceğiz.
#AtamİzindeyizLÖSEV
Adem Taşkaya retweeted
Lösemili Çocuklarımızı ve ülkesini seven herkes LÖSEV'le
ANITKABİR'de.
#AtamİzindeyizLÖSEV
Adem Taşkaya retweeted
LÖSEV Yönetim Kurulu Başkanımız Dr. Üstün Ezer, Anıtkabir Özel Defterini imzaladı.
"Siz düşmanlarla işgal edilmiş, yakılmış, yıkılmış ve harabeye çevrilmiş bir toprağı, arkadaşlarınızın ve milyonlarca şehidimizin kanı ile birlikte eşsiz bir vatan, Türkiye Cumhuriyeti'ne dönüştürdünüz ve çağdaş medeniyetler kurdunuz..."
"...Sen rahat uyu Atam, emanetin LÖSEV Ailesinde ve Türk Gençliğindedir."
#AtamİzindeyizLÖSEV
Adem Taşkaya retweeted
LÖSEV Ailesi Atamızın huzurunda🇹🇷
Lösemili Çocuklarımız, tedavilerinin en zorlu dönemlerini
atlattıktan sonra Anıtkabir'e giderek Atatürk'e iyileşme sözü veriyor:
“Sen ülkemizi işgal eden düşmanlara karşı nasıl uzun bir savaş
verdiysen ve sonunda kazandıysan, biz de lösemiye karşı büyük bir mücadele vereceğiz. Senin arkanda Türk halkı vardı, bizim arkamızda da LÖSEV var.
Sevgi, iyilik ve umut dolu mücadelemizin sonunda mutlaka BİZ
KAZANACAĞIZ.”
#AtamİzindeyizLÖSEV


































