Uğur Arslantaş (@Druars) header
Uğur Arslantaş (@Druars) profile picture

Borsa yatırımı üzerine notlarım, hobi hesabım. RT ve İşbirliği yapmıyorum. Fon Yönetici Yardımcısı Sevenmind Kurucu Ortağı Girişimsel Kardiyolog

İstanbul, Türkiye
Joined January 2015
Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)Photo by Uğur Arslantaş (@Druars)
23 yaşında doktor oldum. Ardından TUS’ta derece yaparak o dönem en gözde bölümlerden biri olan kardiyoloji asistanlığına başladım. 24 yaşındaydım, ilk kez maaşımı almıştım. Daha başlayalı bir ay olmuştu ve bayram geldi. Kıdemsiz asistandım. “Sen daha çok çömezsin, sana hasta emanet edilmez; bu bayram evine git.” dediler. Sevinerek eve gittim. Annem gururluydu. Oğlu doktor olmuş, üstelik kardiyolog olacaktı. Bayram ziyaretleri, aile, sohbetler... Bayramın ikinci günü annemin göğsünde yanma oldu. Ağrı geçti ama tipik bir ağrıydı. Annemle arabada sohbet ede ede hastaneye gittik. Hastaneye girince göğsü tekrar sıkıştı. EKG si kalp kriziydi. Hemen anjiyoya alındı. Doktor olmanın bazen en zor tarafı, neler olduğunu herkesten önce anlamanızdır. Bir süre sonra anestezi çağrıldı. “Kardiyak arrest var.” Yani annemin kalbi durmuştu. Kalp masajına rağmen geri döndürülemedi. Annemi 48 yaşında kaybettik. Veren de alan da Allah... Annemin kalp krizi açısından en temel riski sigaraydı. Çok fazla sigara içerdi. Ben de üniversitede sigaraya başlamıştım. Birkaç kez bırakmayı denedim ama başaramadım. Risklerini bir doktor olarak çok iyi bilmeme rağmen yıllarca içtim. “Tek kötü alışkanlığım bu.” “Ben bunu asla bırakamam.” diye düşünüyordum. Sonra kızımın ardından oğlum doğdu. O kadar küçük ve savunmasızdı ki bir gün aklıma şu soru takıldı: “Bana bir şey olursa bu çocuklara kim bakacak?” Çevremde babasını genç yaşta kaybeden insanları görmüştüm. Bir babanın yerini kimsenin tam olarak dolduramadığını biliyordum. Ve sigarayı bıraktım. İlk iki ay gerçekten çok zordu. Ama geçti. Bugün 8 yılı aştı. Bir daha hiç içmedim. Artık aklıma bile gelmiyor. Bir doktor olarak sigarayı bırakmış hastalarıma yıllardır özellikle sorarım: “Pişman mısınız? Sigarayı özlüyor musunuz?” Aldığım cevap neredeyse hep aynı: “Hayatta verdiğim en doğru kararlardan biriydi.” Son günlerde birkaç kişinin “Sigarayı bıraktım ama hâlâ özlüyorum.” diye yazdığını gördüm. Elbette herkesin süreci farklıdır. Fakat benim gördüğüm şu: Zaman geçtikçe sigaranın hayatınızdaki yeri küçülüyor. Bir dönem onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz şeyi, yıllar sonra nasıl kullandığınıza şaşırıyorsunuz. O yüzden sigara içen birine tek bir şey söylemek isterim: Şu lanet şeyi bırakın. İlk günler zor olabilir. İlk haftalar zor olabilir. Ama geçiyor. Ve bugüne kadar sigarayı bıraktığı için pişman olduğunu söyleyen bir hastama rastlamadım. Bu yazıyı biraz uzun yazdım. Ama belki okuyan bir kişi sigarayı bırakmaya karar verir. Belki bir anne, bir baba, bir evlat yıllar sonra ailesinin yanında olmaya devam eder.
318
712
41
8,325
544,959
Uğur Arslantaş retweeted
Emir büyük yerden. Yapmamak olmaz :) Bu arada kaynak: Fintables EVO
Replying to @CaganT
Buna bir kolon ile dolaşımdaki payın ne kadarını aldıklarını eklersen daha seksi olur☺️
8
22
5
240
53,671
“Adalet mülkün temelidir.” Hollanda Kraliyet Sarayı’ndaki (eski belediye binası) kabartmalar bana bunları düşündürdü. Hollanda, tüccar aileler tarafından yönetilirken 1600’lü yıllarda dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmuş. Bugünkü anlamda demokrasi yokmuş ama ticaretin gelişmesi için hukuka ve güvene dayalı güçlü kurumlar kurmuşlar. Eski belediye binasının mahkeme salonunda üç mermer adalet kabartması var. Hz. Süleyman, gerçek annenin kim olduğunu buluyor. Adalet gerçeği ortaya çıkarmaktır. Zaleukos, kanunu çiğneyen oğlunun cezasının bir kısmını üstleniyor. Hukuk herkese uygulanmalı ama merhamet de unutulmamalı. Brutus, cumhuriyete karşı komplo kuran iki oğlunun idamına hükmediyor. Yöneticinin çocukları bile kanunun üzerinde değil. Düşünün, 1650’li yıllarda yargıçlara adaleti hatırlatmak için bunları mahkeme salonuna koymuşlar. Aynı binadaki Yetimler Odası ise anne babasını kaybeden çocukların mirasını korumak için kurulmuş. Yetimin malını koruyan bir sistemin tüccara ve yatırımcıya verdiği güveni düşünün. 1602’de Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC) kuruluyor, hisseler alınıp satılmaya başlanıyor. 1609’da Amsterdam Kambiyo Bankası açılıyor. Ticaret ve finans gelişiyor. 1630’lu yıllarda ise meşhur Lale Çılgınlığı yaşanıyor. İnsan doğası 400 yılda pek değişmemiş. Modern uluslararası hukukun kurucularından kabul edilen Hugo Grotius da aynı dönemde yaşamış. Mezarı, Hollanda kraliyet ailesinin de defnedildiği Delft’teki Nieuwe Kerk’te. Bütün bunları düşününce vardığım sonuç şu: Yatırımın temelinde güven vardır. Bu güveni de adalet ve kurumsal yapılar oluşturur. Çünkü sermaye ürkektir, güven duyduğu yere gider. Güven sermayeyi çeker, finans bu sermayeyi yatırıma dönüştürür. Güçlü kurumlar da oluşan zenginliği kalıcı hâle getiriyor.
8
11
1
122
11,115
Adalet Mülkün Temelidir – 2: Hollanda’dan İngiltere’ye Hollanda’nın 1600’lü yıllarda tüccar ailelerin yönetiminde, hukuk ve güçlü kurumlar sayesinde zenginleşti. İşin ilginç yanı, bu kurumsal anlayışın İngiltere’nin yükselişinde de önemli bir rol oynaması. 1688’de Hollanda’nın yöneticisi III. William İngiltere’ye ordusuyla gidiyor ve İngiltere kralı oluyor. Ülkesindeki kurumsal yapıyı, hukuk kuraklarını İngiltere’ye taşıyor. Kendi yetkilerini ciddi biçimde sınırlandırılıyor. Artık kral istediği gibi vergi koyamıyor, kanunları keyfine göre askıya alamıyor. Parlamento güçleniyor(güncel İngiltere monarşisi). Hollanda’nın finans tecrübesi de İngiltere’ye taşınıyor. 1694’te İngiltere Merkez Bankası kuruluyor. Devlete ve finans sistemine güven artıyor. Sonraki yüzyılda İngiltere, ticaret, donanma ve sanayide yükselerek küresel bir güce dönüşüyor. Bence burada çok önemli bir ders var: Kralın gücü sınırlanırken devletin gücü artıyor. Çünkü kurumsallaşma, devletin kişilerin iradesiyle değil, hukuk ve kurallarla yönetilmesidir. Bir ülkelerin kalıcı sürdürülebilir gücü, yükselişi yöneticilerinin ne kadar güçlü olduğundan değil, kurumlarının ne kadar güçlü olduğundan geliyor.
1
1
29
2,443
Cumhuriyet, büyük fedakârlıklarla kazanılmış kıymetli bir miras. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçen herkesi minnetle anıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
3
7
229
10,033
Gençlere Bir Tavsiye: İyi Bir Eğitim Neden Önemlidir? Üniversitede öğrendiklerinizin belki de küçük bir kısmını meslek hayatınızda kullanacaksınız. Hatta okuduğunuz bölümle yaptığınız iş bambaşka olabilir. Öyleyse iyi bir üniversiteyi kazanmak ve zorlu bir eğitimi tamamlamak için neden bu kadar emek vermelisiniz? Çünkü iyi bir eğitim size yalnızca mesleğinizi öğretmez, o süreçte sizi de geliştirir. İyi bir üniversiteyi kazanmak için yıllarca çalışırsınız. Arkadaşlarınız gezerken siz ders çalışır, zamanınızı yönetmeyi, disiplinli olmayı ve hedefleriniz için fedakârlık yapmayı öğrenirsiniz. Üniversiteyi kazandığınızda da mücadele bitmez. Zorlu sınavlar, yoğun çalışmalar, başarısızlıklar ve yeniden denemeler sizi bekler. Bütün bu süreç size sabrı, problem çözmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi ve pes etmemeyi öğretir. Eşimle aynı üniversiteden mezun olduk. İkimiz de öğrencilik yıllarımızda çok çalıştık, pek çok zorlukla mücadele ettik. Hatta o yıllarda en büyük kâbuslarımdan biri mezun olamamaktı. Bugün geriye dönüp baktığımızda hep aynı şeyi söyleriz: İyi ki orada okumuşuz. Çünkü hayatımızdan geçen o yıllar, kolay da geçse zor da geçse zaten geçecekti. Bizim için oldukça zorlu geçti ama karşılığında mesleğimizi iyi öğrendik, sağlam bir mesleki temel kazandık ve birer meslek sahibi olduk. Üstelik yalnızca mesleğimizi değil, hayatın zorluklarıyla mücadele etmeyi de öğrendik. Bugün o yılların zorluklarını değil, bize kazandırdıklarını hatırlıyoruz. Bu yüzden hangi üniversitede okuduğunuz önemlidir. Sizi zorlayan, sınırlarınızı keşfetmenizi sağlayan ve kendinizi geliştirmeye teşvik eden bir eğitim ortamı büyük bir fırsattır. İyi bir üniversitenin bir başka önemli kazancı da arkadaş çevresidir. Etrafınızda sizin gibi emek vererek, çalışarak ve zorlukları aşarak oraya gelmiş insanlar bulunur. Onların hedefleri, çalışma alışkanlıkları ve başarıları sizi de etkiler. Atalarımız boşuna dememiş: Üzüm üzüme baka baka kararır. Araştırmalar da çevrenin önemini gösteriyor. Örneğin Dartmouth Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, aynı odada kaldığınız arkadaşınızın bile akademik başarınızı etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Yani yalnızca ne kadar çalıştığınız değil, kimlerle birlikte olduğunuz da önemlidir. Üstelik üniversitede kurduğunuz arkadaşlıklar, mezuniyetten sonra da devam eden dostluklara ve güçlü bir iletişim ağına dönüşebilir. Nobel ödüllü iktisatçı Michael Spence’in Sinyal Teorisi de eğitimin başka bir değerini anlatır: İyi bir üniversiteden mezun olmak, işverenler için yalnızca bilginizin değil, zorlu bir süreci tamamlama becerinizin de önemli bir göstergesi olabilir. Bu yüzden gençlere tavsiyem şu: İyi bir üniversiteyi kazanmak için çalışmaktan, zorlu bir eğitimi tamamlamak için mücadele etmekten kaçınmayın. Üniversite yıllarınız nasıl olsa geçecek. O yılları kendinizi geliştirmek, mesleğinizi iyi öğrenmek, iyi arkadaşlıklar kurmak ve zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmek için değerlendirin. Çünkü yıllar sonra o günlerde çektiğiniz sıkıntıların çoğunu unutacaksınız. Ama kazandığınız meslek, edindiğiniz dostluklar, çalışma disiplininiz ve problem çözme beceriniz sizinle kalacak.
7
36
2
295
24,159
Veri candır. Veriye dayalı konuşan bilgi üretir, verisiz konuşan algı üretir. Serkan Ünal Hocadan veri dolu bir borsa analizi; youtu.be/Wf2-WRKO0CI?si=h3Mz…
3
12
1
164
13,435
Uğur Arslantaş retweeted
Fon krizi sonrası geri alımların toplam tutarı 10 milyar TL'yi geçti.
7
7
1
141
16,307
Uğur Arslantaş retweeted
İnsan nefsi, eğitilmemiş bir çocuk gibidir. Emekle, sabırla ve disiplinle terbiye edilmezse leş sineğine benzer. Kazanma hırsı, açgözlülük ve hasetle hareket eder. Nerede çöp hisse, balon yatırım, kolay kazanç vaadi varsa oraya üşüşür. Ama nefis eğitildiğinde arıya dönüşür. Sabırla hareket eder, akıl ve sağduyuyla karar verir. Çöpe değil çiçeğe gider; polen toplar, bal yapar. Değersiz olanın peşinden koşmak yerine kaliteli şirketleri, sağlam yatırımları ve doğru fiyatı arar. Leş sineği pisliği bulur, arı çiçeği bulur. Hangisi olacağımıza ise nefsimizi nasıl eğittiğimiz karar verir.
7
17
1
192
20,547
Borsayı öğrenirken kimi zaman kendi hatalarımdan, kimi zaman başkalarının tecrübelerinden ders çıkardım. Öğrendiklerimi kendime not ettim, belki başkalarına da faydası olur diye yaklaşık 15 yıldır sosyal medyada paylaştım Hem kendime yeniden hatırlatmak hem de birilerine faydası dokunur umuduyla önüme düşen eski paylaşımımı tekrar paylaşıyorum. Selam ve saygılarımla
4
20
1
193
12,261
1/6 Fon Krizinin Anatomisi: Çürük Elmalar Bir sepet elma düşünün. İçinde sağlam elmalar da var, çürük elmalar da. Kirasına, konumuna ve emsallerine bakınca 2 milyon TL eden bir eviniz var. Birileri çeşitli işlemlerle fiyatını önce 20, sonra 200 milyon TL'ye çıkarıyor. Ev aynı ev. Değişen tek şey fiyatı. Böyle 10 evden oluşan bir portföyü küçük paylara bölüp sattığınızı düşünün. Fonlar da böyle çalışır. Evlerin fiyatı 10 kat artınca fon payınız da 10 kat artar. Ekranda zenginsiniz. Ama 2 milyonluk evi 200 milyona alacak kimse yoksa bu servet nakde dönmez. Çürük elma budur: gerçek ekonomik değerinden koparılmış, fiyatı şişirilmiş hisse.
4
12
1
144
13,347
5/6 Ne değişti? Kül Kedisi masalındaki gibi bu yapıyı bilende, şüphelenende getirinin büyüsüne kapıldığından son dansa kadar getiriden faydalanmak istedi. Ama genelde bu tip işlerde bir panik, bir düzenleme, ya da sadece yeni para girişinin durması bir anda sistemi kilitleyebiliyor. İnsanlar kapıya yönelince çürük elmaların nakite çevrilmesi gerekti. Hisse fonları çürük elmaları ekran fiyatından satamadı. Para piyasası fonları da teminatı nakde çevirmeye kalkınca aynı duvara çarptı. Çünkü açıklanan verilere göre fondaki paranın yarısına yakını çıkmaya çalışmıştı. Bu da büyük çoğunluğun kapıya yakın durduğunu gösteriyor. Sistem kilitlendi. Üstelik çıkışlar ödendikçe sepetten sağlam elmalar çıktı, geride kalan çürük elmaların oranı yükseldi. İçeride kalanın riski giderek büyüdü. Normalde çürük elmalara alıcı gelmez ama bu şişirilen hisselerde sürekli hareket ve hareketin getirdiği kazanç olduğundan fon yatırımı dışında bu hisseleri alanlar oldu. Onlarda düşüşte hisselerini nakite çeviremeyip belki en büyük yıkıkı yaşayan grubun içinde kaldı.
1
32
2,610
6/6 Asıl mesele Bugün herkes çürük elmalardan şikâyet ediyor. Oysa dünkü olağanüstü hisse/fon getirilerin arkasında da aynı çürük elmalar vardı. Yatırımcıyı sorun yaşayan hisselere/fonlara çeken getiri kaynağı şeyle krizin kaynağı aynıydı. Bu yüzden her zaman bir yatırımın ne kadar kazandırdığına değil, nasıl kazandırdığına bakmak gerekir. Unutmamamız gereken fiyat ile değerin birbirine aşık olduğu, kısa vadede zorla ayrılabilseler bile orta uzun vadede mutlaka birleşecekleri. Ve birleştiklerinde değerinin altında fiyattan alanın kazanç, değerinin üstünde fiyattan alanın zarar edeceği.. Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Tekrardan çok geçmiş olsun.
2
49
2,562
Uğur Arslantaş retweeted
📺Ekonomi Kulübü akşam 21.00 @Ekoturktv de Sami Altınkaya (@samialtinkaya), konuklarıyla gündemde öne çıkan gelişmeleri değerlendirecek. 🎙️Stratejist Mahmut Çiftçi @mahmutciftci49 🎙Seven Mind Kurucu Ortağı Taylan Arslan @ArslanTaylan 🎙️MT Portföy Arş.Dir. Furkan Duranoğlu
13
4
1
27
12,149
İyi Şirket, Her Fiyattan İyi Yatırım Değildir! Borsada hisse operasyonları genellikle patron kontrolünün yüksek, temelleri zayıf olduğu şirketlerde görülür. Çünkü bu hisselerin bilinçli, uzun vadeli yatırımcı kitlesi sınırlıdır. Takası toplamak daha kolaydır. Hisseler belli ellerde toplandıktan sonra karşılıklı işlemlerle fiyat, şirketin gerçek değerinden koparılarak astronomik seviyelere taşınabilir. İyi şirketlerde ise bu tür operasyonları yapmak daha zordur. Çünkü şirketin değerini bilen yatırımcıları vardır. Fiyatı baskılayıp hisseleri toplamaya çalıştığınızda, ucuzlayan hisseleri bu yatırımcılar kapar. Ancak iyi şirketlerin hisselerinde balon oluşmayacağı anlamına gelmez bu. 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında Amerika'da yaşanan Muhteşem 50 (Nifty Fifty) balonu bunun en güzel örneklerinden biridir. IBM, Coca-Cola, McDonald's, Procter & Gamble gibi dönemin en gözde şirketleri, güçlü markaları ve sürekli büyümeleri nedeniyle yatırımcıların gözünde neredeyse kusursuzdu. Bu hisselere "Bir kere al, ömür boyu satma!" anlayışıyla yatırım yapılıyordu. Herkes aynı şirketlere yönelince fiyatlar kârların çok önüne geçti. Bazı şirketler yıllık kârlarının 80-90 katından işlem görmeye başladı. Sonra 1973-1974 borsa çöküşü geldi. Dönemin gözde hisselerinden Polaroid yaklaşık %91, Avon %87, McDonald's %73 değer kaybetti. Şirketlerin hepsi bir anda kötü şirketlere dönüşmemişti. Asıl sorun, yatırımcıların bu şirketlere gerçek değerlerinin çok üzerinde fiyatlar ödemesiydi. Çünkü iyi şirket ile iyi yatırım aynı şey değildir. Bu işin kuralı aslında çok basit: Kaliteli malı (iyi şirketi) makul, mümkünse ucuz bir fiyattan satın almak ve sonrasında bir ortak gibi şirketin gelen bilançolarını, haberlerine bakarak duruma göre ortaklık payını ayarlamak. Peter Lynch bireysel yatırımcı için haftada 1 saat ortak gibi kontrolün yeterli olacağını söylüyor. Piyasa abartmayı sever. Belli dönemlerde bazı hisseler, hatta sektörlerin tamamı gerçek değerlerinin çok üzerinde fiyatlanabilir. Ancak bu fiyatların sonsuza kadar korunması mümkün değildir. Hiçbir varlık aşırı pahalıyken güvenli değildir! Hele bir de kalitesiz şirketleri sadece yükseliyor, operasyon yapılıyor, daha çok yükselecek diye alıyorsanız riskiniz çok daha büyüktür. Unutmayın, hisse senedi piyasaları yüzyıllardır var. Şirketler, sektörler, hikâyeler değişiyor ama insanların açgözlülüğü ve korkuları değişmiyor. Ve tarih bize defalarca gösterdi: Fiyat değerinden ne kadar uzaklaşırsa, gerçekle yüzleşme o kadar acı olabilir.
3
11
1
126
11,381
Eskilerin dediği gibi: “Dertsiz baş, mezara taş.”
“Dört şey asla geri gelmez: Söylenen söz, atılan ok, geçmiş hayat, kaçırılmış fırsat.' Hz.Ömer Ne kadar çok dayak yedik be🙂
2
8
1
178
17,426
Bir yılda fiyatı 5 ila 30 kat arasında yükselen yaklaşık 15 borsa şirketimiz var. Ancak bu şirketlerin cirolarına ve kârlılıklarına baktığımızda, bu yükselişi destekleyecek ölçüde bir performans göremiyoruz. Hatta aralarında zarar eden veya cirosu gerileyen şirketler bile bulunuyor. Bazı fonların yüksek getirilerinin önemli bir kısmı bu hisselerden kaynaklanıyor. Buna rağmen bazı kişiler (pazarlamacı), “Bu fonları almayın, fonlardaki hisseleri doğrudan alın. Böylece yönetim ücreti ödemezsiniz.” şeklinde önerilerde bulunuyor. Aman dikkat. Değerinden kopmuş hisseler, büyük alıcı gelmediği sürece fiyatı ya yatay tutulur ya da yukarı sürülür. Ancak bu süreç sonsuza kadar sürmez. Bu tür hisseler çoğu zaman en sonunda “son sahibini” arar. Kazanma hırsınız aklınızı ve sağduyunuz devre dışı bırakmasın.
15
21
3
430
60,534
Alıntıladığım paylaşım 2 temmuz da önüme düşünce yukarıdaki yazıyı yazmıştım. O günden bugüne, önerilen hisselerden oluşan eşit ağırlıklı sepet yaklaşık %85 değer kaybetti. Ve hala düşmeye devam ediyor..! 100 bin lira 14 bin liraya düştü. Paranın eski seviyesine dönebilmesi için şimdi 7 katına çıkması gerekiyor..! Paylaşımı yapan kişi, fonlarını ilk gün satmış ve paylaşımına göre elinde TLY de yokmuş; satamayan yatırımcılar tepki gösterince de “Siz de %10 aşağıdan satın, yine kârdasınız” demişti. Diyecek söz yok bu ve benzeri paylaşım yapanların yaptığı yıkım çok büyük oldu.
3
1
41
4,956
İsmini bilerek sildim. Okuyanların çoğu muhtemelen kim olduğunu anlayacaktır. En azından eski paylaşımlarını silmemiş. Bu yüzden adını paylaşmak istemedim. Çünkü geçen sürede benzer paylaşımlar yapanların çoğu eski tweetlerini sildi.
1
22
2,823