Gazeteci/ صحافي /روزنامه نگار/ Journalist Makaleler: https://xitter.cf/t.co/WyMOCML5yO

İstanbul
Joined July 2011
İdlib kırsalındaki Serakib şehrinin batısında patlama sesleri duyuldu. Suriye resmi televizyonu el-Ehbariyye: "İdlib kırsalındaki Serakib şehrinin batısında meydana gelen patlama, eski rejimin kalıntısı olan savaş artığı bir malzemenin infilak etmesinden kaynaklandı." Suriye TV: "İdlib kırsalındaki Serakib'in batısında meydana gelen patlamanın, savaş kalıntılarının imha edilmesinden kaynaklandığı bildirildi."
1
2
527
İsrail Eski Savunma Bakanı ve İsrail Evimiz Partisi Lideri Avigdor Liberman: "Bu sabah Başsavcıya, Başbakan Binyamin Netanyahu hakkında vatan hainliği suçlamasıyla cezai soruşturma açılması talebiyle başvurdum. Geçtiğimiz ay boyunca İsrail Devleti Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran karşısında yanlış hesaplamalara yol açabilecek adımlar atmaları için güvenlik teşkilatının başkanlarına baskı yapıyor. İsrail Devleti'ni seçimler öncesinde bir savaşa sürükleme girişimi, seçimleri kaybetme korkusu nedeniyle IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) askerlerinin hayatlarını feda etme isteğiyle birleştiğinde; devlete, güvenliğine ve IDF askerlerine karşı işlenmiş bir hainliktir."
1
2
604
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şadri'yi görevden aldı. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, yeni bir başkan atayana kadar İstihbarat Teşkilatı'nın yönetimini geçici olarak üstlenecek.
3
2
431
İran'daki "Dörtlü Toplantı" sona erdi Türkiye, Pakistan, İran ve Suudi Arabistan'ın yer aldığı dörtlü toplantının sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesi: "Bölge ülkesi olan dört ülkenin ilk toplantısı, bugün 4 Aban 1405 (26 Ekim 2026) tarihinde Tahran'da gerçekleştirilmiştir. ​İran İslam Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Sayın Muhsin Rezayi bu toplantıya ev sahipliği yapmıştır. ​Toplantıya; Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Sayın Asım Munir ve Türkiye İstihbarat Başkanı Sayın İbrahim Kalın katılmıştır. ​Katılımcılar; bölgede barış ve güvenlik de dahil olmak üzere, dört bölge ülkesi arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmelere devam etme konusunda mutabık kalmışlardır."
İran'ın en sahipliğinde MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın katıldığı toplantı, Tahran'da başladı. Toplantıya İran tarafından Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi katıldı. Toplantının bir bölümüne İran Cumhurbaşkanı Pezeşliyan da iştirak etti.
1
10
2
31
7,526
Tunus… 17 Ekim Yürüyüşü: Öfke Sonbaharının Başlangıcı mı? Tunus’un siyasi tablosunda niteliksel bir dönüşümün habercisi olabilecek bir gelişme yaşanıyor. Sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi güçlerin, ülkedeki genel duruma ve Kays Said yönetimine yönelik tepkileri, özellikle ekonomik ve sosyal başarısızlıklar ile özgürlüklerin hızla gerilemesi nedeniyle, daha önce görülmemiş ölçüde arttı. Bu ayın 17 Ekim tarihinde düzenlenen kitlesel halk yürüyüşü, Tunus’ta yaşanan bu niteliksel dönüşümün bir simgesi ve göstergesi oldu. Birincisi: Sivil toplum kuruluşları ve toplumsal güçlerle siyasi aktörler arasında daha önce benzeri görülmemiş bir yakınlaşmanın ortaya çıkması, Tunus açısından önemli bir gelişmedir. Bu durum, 2010-2011 yıllarında gerçekleşen Tunus Devrimi’nden bu yana yaşanmamış bir gelişmeye işaret etmektedir. Bu nedenle ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüş önemli anlamlar taşımış ve açık mesajlar vermiştir. Söz konusu mesajlar, bir tarafta ulusal kuruluşlar, diğer tarafta ise siyasi partiler arasında yakınlaşmanın başladığını ya da belirgin bir ortaklaşmanın ortaya çıktığını göstermektedir. Bu gelişme son derece önemlidir. Zira Tunus’un siyasi tecrübesinde, siyasi güçlerle ulusal kuruluşlar, özellikle de Tunus Genel İşçi Sendikası arasında yakınlaşma ve iş birliği sağlandığında, bu aktörlerle iktidar arasında bir güç dengesi oluşmaktadır. Böyle bir denge ortaya çıktığında sonuç genellikle iki ihtimalden biri olmaktadır: Ya iktidar diyalog ve müzakereye mecbur kalmakta ya da taraflar arasında farklı biçimlerde bir çatışma yaşanmaktadır. İkincisi: Tunus Genel İşçi Sendikası’nın bu kitlesel yürüyüşü düzenleme ve koordine etme konusunda inisiyatif alması dikkat çekiciydi. Sendika, yürüyüşün çağrısını yaparken ulusal kuruluşlar ve sivil toplumla eş güdüm içerisinde hareket etti. Sendikanın bu adımı, Tunusluların insanca yaşama hakkını savunmak, yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek ve iktidarı siyasi ve sivil güçlerle diyalog masasına oturmaya çağırmak amacı taşıyordu. Sendika ayrıca iktidarın ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarını tek başına belirlemesine karşı çıktı; temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etti. Sendika, bu tutumu ve ardından gerçekleştirdiği eylemle, iktidarın tercihlerini meşrulaştırmayı veya izlediği politikaları desteklemeyi reddeden bir çizgiye yerleşmiş oldu. Böylece Kays Said’in 25 Temmuz 2021’de ilan ettiği siyasi sürece destek veren ve bu süreci anlayışla karşılayan bilinen tutumunu gözden geçirmiş oldu. O dönemde Tunus’taki ulusal kuruluşların büyük bölümü de benzer bir tutum benimsemişti. Ancak bunlar, geçtiğimiz dönemde tutumlarını aşamalı olarak değiştirmiş ve Tunus Genel İşçi Sendikası’nın girişimine katılmışlardı. Ulusal kuruluşların, özellikle de Tunus Genel İşçi Sendikası’nın tutumundaki bu değişimin önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Sendika, Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin sona erdirilmesinde öncü ve belirleyici bir rol oynamıştı. 13 Ocak 2011’de Safakes vilayetinde düzenlediği kitlesel yürüyüşün ardından, 14 Ocak 2011’de başkent Tunus’ta gerçekleştirilen ve belirleyici nitelik taşıyan yürüyüşe öncülük etmişti. Bu yürüyüş sırasında Bin Ali, Tunus’u terk etmek zorunda kalmış ve ülke tarihinde yeni bir döneme girmişti. Üçüncüsü: 17 Ekim yürüyüşü, siyasi sokak hareketiyle sivil toplum hareketinin birleşmesini temsil etti. Bu durum, farklı güçlerin Tunusluların sosyal ve siyasi haklarını savunmak ve iktidarın politikalarını reddetmek amacıyla asgari müştereklerde buluştuğu bir ulusal uzlaşmayı andırıyordu. Yıllardır bölünmelerin, çekişmelerin ve ayrılıkların etkisi altında kalan Tunus’un siyasi ortamında, Kays Said’in iktidarından önceki yıllarda da bu sorunlar mevcuttu. Böyle bir ortamda ulusal ve toplumsal kuruluşlarla siyasi partilerin aynı protesto alanında, ortak sloganlar altında ve Tunus Genel İşçi Sendikası’nın temsil ettiği ulusal bir çatı altında bir araya gelmesi, Tunus siyasetinde gerçek bir dönüşümün işareti olarak değerlendirilebilir. Bu tablo, bölünmenin yerini yakınlaşmaya, dağınıklığın yerini koordinasyona, karşılıklı çekişmelerin yerini uzlaşmalara, suçlamaların yerini ise karşılıklı anlayışa bırakması anlamına geliyordu. Elbette bunlar henüz başlangıç aşamasındaki yakınlaşmalar ve daha önce neredeyse hiç bulunmayan asgari uzlaşma zeminleridir. Bununla birlikte, bu gelişmeler güçlenme ve genişleme yönünde bir dinamik oluşturabilir. Gerçekliğin dayattığı ihtiyaçlar, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunlar, ulusal sorumluluk bilinci ve ülkeyi kurtarma gerekliliği, bu dinamiği geri döndürülmesi zor bir sürece dönüştürebilir. Bu yakınlaşmanın gelişme ve büyüme ihtimalinin, gerileme ve dağılma risklerinden daha yüksek olduğu söylenebilir. Dördüncüsü: Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri Nureddin es-Salimi’nin ekim ayının ortasında gerçekleştirilen yürüyüşün sonunda Habib Burgiba Caddesi’nde (Devrim Caddesi) yaptığı konuşma, hem iktidara hem de muhalif ulusal güçlere yönelik güçlü ve açık mesajlar içeriyordu. Genel Sekreter Salimi, binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Bugün bu ulusal yürüyüşte bir araya geliyoruz; çünkü artık sessizlik kabul edilemez. Çünkü yıldırma, yönetim politikası olamaz. Çünkü ülke dışlayıcılıkla yönetilemez. Çünkü devlet, bütün yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanmasıyla inşa edilemez. Çünkü egemenlik, halka ve onun canlı güçlerine kapıların kapatılmasıyla, halkın katılım, değerlendirme ve hesap sorma hakkının ortadan kaldırılmasıyla korunamaz.” Salimi, Tunus’un bugün yaşadığı krizin esas itibarıyla “bütün yetkilerin tek elde toplanması krizi” olduğunu belirtti. Krizin, yanlış siyasi tercihlerden, pervasız ve kibirli popülist politikalardan kaynaklandığını ifade etti. Salimi’ye göre bu politikalar, nefret, düşmanlık, karalama ve her şeyden şüphe duyma üzerine kurulu bir söylemle toplumu bölmüş; devletin imkânlarını kullanarak farklı görüşlerini ifade etme hakkını kullanan kişilerin vatanseverliklerini, dürüstlüklerini ve onurlarını sorgulatmıştır. Bu tutum, Tunus’un en büyük ulusal kuruluşlarının ve onların arkasında yer alan diğer sivil ve siyasi güçlerin, mevcut yönetim sisteminin niteliğine, politikalarına ve tercihlerine ne ölçüde karşı çıktığını göstermektedir. Sendikanın konuşmasında, mevcut yönetimin bütün alanlardaki performansına yönelik olumsuz ve eleştirel değerlendirmeler dikkat çekiyordu. Siyasi alanda siyasi hayatın tahrip edilmesi; ekonomik ve sosyal alanda hayat pahalılığı ve kalkınma başarısızlığı; dış politikada ise diplomatik içe kapanma, egemenliği ve Tunus’un çıkarlarını zedeleyen gizli anlaşmalar eleştirildi. Sendika ayrıca ekonomik ve sosyal krizin siyasi krizden kesinlikle ayrı düşünülemeyeceğini; aksine bu krizin, siyasi bunalımın açık sonuçlarından biri olduğunu vurguladı. Bu tespitler ve sonuçlar, Tunus Genel İşçi Sendikası’nın derinleşen siyasi krizden çıkış yolu bulunmasına katkıda bulunma konusunda kararlı olduğunu göstermektedir. Sendika, bu amaçla geçmişteki deneyimlerini ve özellikle kriz dönemlerinde üstlendiği rolleri yeniden gündeme getirmektedir. Sendika, tarihsel tecrübesinden hareketle, ülke kapsamlı bir krizle karşı karşıyayken kendi rolünün yalnızca sendikal meselelerle sınırlandırılmasını da reddetmektedir. Zira mevcut krizin temelinde, esas itibarıyla siyasi bir sorun bulunmaktadır. Beşincisi: Ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüş, Kays Said’in yaklaşık beş yıl önce iktidar üzerinde tam kontrol sağlamasından bu yana Tunus’ta gerçekleşen çeşitli girişim ve hareketliliklerin birikimli sonucu olarak ortaya çıktı. Bu süreçte “Darbeye Karşı Vatandaşlar”, “Ulusal Kurtuluş Cephesi”, “Ulusal Güçler Koordinasyonu” ve “Haklar ve Özgürlükler Ağı” gibi farklı oluşumlar öne çıktı. Önceki hareketliliklerin bir sonucu ve adeta bir doruk noktası olarak ortaya çıkan ekim ayı ortasındaki yürüyüş, iktidara karşı ulusal birliği ve uzlaşmayı güçlendirmeyi amaçlayan farklı bir dinamiğin başlangıcını ilan ediyor gibi görünmektedir. Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri de konuşmasında bu dönüşümü dile getirdi. Salimi, 17 Ekim yürüyüşünün şu temel gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Farklı ulusal güçler, Tunus’un çıkarları dar hesapların üzerinde tutulduğunda ve ülkeyi kurtarmanın hiçbir tarafın tek başına üstesinden gelemeyeceği bir sorumluluk hâline geldiği durumlarda bir araya gelebilir.” Salimi ayrıca koordinasyon çerçevesinin yalnızca bu yürüyüşle sınırlı, geçici bir oluşum olmayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu çerçeveyi genişletme ve geliştirme; özgürlüğe, demokrasiye, sosyal adalete ve ulusal egemenliğe inanan canlı ulusal güçlere açılma konusundaki kararlılığımızı vurguluyoruz.” Bu mesaj, ekim ayının ortasındaki yürüyüşün Tunus siyasetinde yeni bir dönemin kapısını araladığını açıkça göstermektedir. Bu yeni dönem, hem ülkenin farklı ulusal güçleri arasındaki ilişkilerin niteliği hem de bu güçlerin mevcut iktidara yönelik tutumları açısından önem taşımaktadır. Ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüşün ortaya koyduğu tabloya bakıldığında, Tunus siyasi hayatının yeni ve farklı bir döneme girdiği açıktır. Bu dönemde siyasi muhalefet ile ulusal kuruluşlar, Kays Said’in başkanlığındaki mutlak iktidarın sonuçlarının bir hayal kırıklığı yarattığı konusunda ortak bir değerlendirmede bulunmaktadır. Aynı zamanda ülkenin bütün alanlarda yaşadığı gerilemeden çıkabilmesi için ulusal bir sorumluluğun üstlenilmesi ve ülkeyi kurtarmaya yönelik ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiği düşüncesi öne çıkmaktadır. Sendikanın söylemi, reform ve değişim amacıyla yürütülecek eylemleri artırma kararlılığını yansıtmaktadır. Ancak bu tutum, diyaloga inanmayan bir iktidar ve devlet ile toplum arasında aracı kurumların varlığını kabul etmeyen bir yönetim sistemi karşısında sınanacaktır. Tunus’ta her yeni siyasi ve sosyal yılın başlangıcında, çoğu zaman olağanüstü bir ivme kazanan toplumsal ve siyasi hareketlilik yaşanmaktadır. Halk protestoları ve siyasi eylemler giderek yoğunlaşmakta ve birçok durumda adeta bir “Öfke Sonbaharı” tablosuna dönüşmektedir. Bu süreçte iktidar, acil sosyal taleplerle ve halkın satın alma gücünün artırılması yönündeki beklentilerle karşı karşıya kalmakta; bunlara siyasi reform çağrıları da eşlik etmektedir. Peki, bu ayın 17 Ekim tarihinde düzenlenen yürüyüşün Tunus’ta yeni bir “Öfke Sonbaharı”nın başlangıç noktası olduğu söylenebilir mi? Yoksa iktidar, protestoların oluşturduğu ivmeyi kontrol altına almaya ve taleplerini etkisizleştirmeye mi çalışacaktır? Halk desteğinin hızla azaldığı görülen mevcut yönetim sistemi, toplumsal hareketliliği kontrol altına alabilecek ve sınırlandırabilecek bir politika izleyebilecek midir? Önümüzdeki haftalar bu soruların yanıtlarını ortaya koyacaktır. Üstelik bütün bunlar, gelişmelerin seyrini öngörmenin ve muhtemel sonuçlarını tahmin etmenin neredeyse imkânsız hâle geldiği, çalkantılı bir bölgesel ve uluslararası ortamda yaşanmaktadır. -Mağrip Araştırmaları ve Kalkınma Merkezi-
1
421
İran'ın en sahipliğinde MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın katıldığı toplantı, Tahran'da başladı. Toplantıya İran tarafından Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi katıldı. Toplantının bir bölümüne İran Cumhurbaşkanı Pezeşliyan da iştirak etti.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın Tahran'da İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi ile toplantı yapacağını açıkladı. Bir diğer açıdan baktığımızda İran, Mekke Ortak Savunma İttifakı'nda yer alan ülkelerle bir araya gelecek.
2
9
4
10
12,811
Tişrin Devrimi veya Tişrin Protestoları yıldönümü münasebetiyle Irak'ın başkenti Bağdat'ta kitlesel gösteriler düzenlendi. Gösterilere katılan kalabalık bir kesim, ​"İran dışarı, dışarı.. Bağdat özgür kalacak" sloganı attı. Iraklı bir gösterici basına yaptığı konuşmanın videosu sosyal medyada viral oldu. Iraklı gösterici: "Biz hiçbir şey istemiyoruz, sadece İran'ı istemiyoruz. Bırakın açlıktan ölelim; doları yükseltin, bir milyar yapın! Biz İran'ı istemiyoruz, İran'ı istemiyoruz! Yani ne, Allah bunu mu yazdı üzerimize? İstemiyoruz, onları istemiyoruz! İran'ı istemiyoruz, bıktık usandık, usandık artık! Bizi katlettiler, usandık amca usandık, Irak'ın yıkımının sebebi İran'dır. İran'ı dışarı atın..." Irak'taki İran'a yakın çevreler, İran aleyhinde slogan atan kitlenin Irak'ın batısından bu iş için taşındığını iddia ediyor.
10
1
4
1,071
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın Tahran'da İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi ile toplantı yapacağını açıkladı. Bir diğer açıdan baktığımızda İran, Mekke Ortak Savunma İttifakı'nda yer alan ülkelerle bir araya gelecek.
1
5
2
4
5,626
Ramazan Bursa retweeted
📍İlgililerine duyurulur. Farsça Basın Dili Atölyesi Katılımcıların Farsça basın okuryazarlığı, haber çevirisi ve İran medyasının analizi alanlarında bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Atölye kapsamında İran basınında kullanılan siyasi, diplomatik, ekonomik ve toplumsal terminoloji ele alınacak; güncel haber metinleri üzerinden okuma, çeviri ve çözümleme çalışmaları gerçekleştirilecektir. Farklı siyasi eğilimlere sahip İran medya kuruluşlarının haber dili ve söylemleri karşılaştırmalı olarak incelenecektir. docs.google.com/forms/d/e/1F…
🤖 Made with AI
11
3
31
3,091
Yemen'in bölünmeden kalıcı barışa ulaşması: Yerel dengeler ve muhtemel senaryolar Suudi Arabistan ile Husi yönetimi arasında Temmuz 2026 tarihinden itibaren yeniden başlayan çatışmalar ve her geçen gün çatışmaların dahada fazla tırmanması üzerine Yemen’in geleceği ile ilgili tartışmalar yoğunluklu olarak iki ana başlık altında yapılmaktadır; Bir kesim, BM tarafından tanınan Suudi Arabistan’ın desteklediği Aden merkezli Yemen hükümetinin tüm Yemen’e hakim olması gerektiği ve hakim olacağını savunmaktadır. İran- Hizbullah hattına yakın olan kesimin ise Husilerin savaşa ve tüm Yemen’in kontrolünü ele almaya tam hazırlıklı olduğunu, silah kapasitesinin ve kara birliklerinin bunun için yeterli olduğunu ifade etmektedir. Bence sorulması gereken kilit soru ise şudur: Yemen'de Husilerin askeri olarak yenilmesi veya uluslararası alanda tanınan hükümetin ülkenin tamamına hakim olması, veya tam tersi Husilerin tüm Yemen’e hakim olması tek başına kalıcı barışı güvence altına alır mı? Yemen'de Husilerin askeri olarak yenilmesi veya uluslararası alanda tanınan hükümetin ülkenin tamamına hakim olması, tek başına kalıcı barışı güvence altına almaz. Aynı şekilde Husilerin bütün ülkeyi ele geçirmesi de güneydeki ayrılıkçı eğilimleri, yerel güç merkezlerini, mezhepsel ve bölgesel güvensizliği, kaynak paylaşımı sorunlarını ve dış müdahaleleri ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla Yemen’de temel sorun ülkenin tamamına kimimn hakim olacağı değil, Yemen'de iktidarın nasıl paylaşılacağıdır. Temel dinamikleri, güç merkezlerinin konumunu, ekonomik ve siyasi çıkarlar, aşiret yapıları ve diğer faktörleri hesaba katarak sürdürülebilir bir çözümün üretilmesi şarttır. Bizce Yemen'de sürdürülebilir bir çözümün üç ayrı sorunu aynı anda ele alınması gerekir: İktidarın paylaşımı: Husiler, uluslararası alanda tanınan hükümet, güneydeki siyasi hareketler, Islah, yerel aktörler ve diğer toplumsal kesimler hangi anayasal düzen içinde temsil edilecek? Devletin coğrafi örgütlenmesi: Sana, Aden, Taiz, Marib, Hadramut ve diğer bölgelerin siyasi, idari ve mali yetkileri nasıl düzenlenecek? Güç kullanma tekelinin yeniden kurulması: Silahlı gruplar, ordunun ve güvenlik kurumlarının parçası haline nasıl getirilecek; bunu kabul etmeyen grupların yeni bir savaşa başlaması nasıl önlenecek? İngiltere Avam Kamarası Kütüphanesi 5 Ekim tarihinde dikkat çekici bir değerlendirme yayınlamıştı. İngiltere Avam Kamarası Kütüphanesi’nin değerlendirmesine göre, Güney Geçiş Konseyi'nin 2025 sonu ve 2026 başındaki yükselişinin ardından yaşanan geri çekilme, Husi-Suudi çatışmasının yeniden başlaması ve hükümet saflarındaki parçalanma, Yemen'in siyasi sorunlarının yalnızca Husi-hükümet karşıtlığına indirgenemeyeceğini gösteriyor. Bu nedenle benim ana önerim şudur: Yemen için en gerçekçi hedef, bütün siyasi aktörleri tek bir merkezi otorite altında eritmek değil; ülkenin toprak bütünlüğünü koruyan, fakat siyasi ve idari gücü bölgelere dağıtan, silahlı aktörleri kademeli biçimde anayasal düzene dahil eden bir sistem kurmaktır. Ancak bunun hangi biçimde gerçekleşebileceği, Ekim 2026 itibarıyla değişen askeri dengeler ve bölgesel rekabet dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Temmuz-Ekim 2026 arası askeri gelişmeler ve Yemen’in geleceği senaryoları Önceki yıllarda Yemen için yapılan değerlendirmelerde, 2022 ateşkesinden sonra oluşan fiili cephe hatlarının korunması ve Suudi Arabistan ile Husiler arasında bir uzlaşmaya varılması temel senaryolardan biriydi. Fakat 2026'nın ikinci yarısında yaşananlar bu varsayımı ciddi biçimde zayıflattı. Temmuz 2026 Diplomatik süreçte tıkanma Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilim ve daha geniş kapsamlı bölgesel çatışmalar, BM arabuluculuğundaki süreci zorlaştırdı. Temmuz için öngörülen önemli bir esir takası da ilerletilemedi. Eylül 2026 Askeri tırmanma Husilerin Kızıldeniz'deki saldırı ve askeri baskı politikası, Yemen içindeki güç mücadelesini bölgesel deniz güvenliği meselesiyle daha fazla birleştirdi. Ekim 2026 Yeniden genişleyen savaş BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, 9 Ekim'de ülkenin yeniden geniş çaplı savaşa sürüklendiğini ve çatışmaların Taiz, Lahic, Marib, Cevf ve Hacce cephelerine yayıldığını bildirdi. Husilerin Babü’l Mendep çevresindeki ilerleyişinin ardından hükümet güçleri karşı taarruz başlattı. 16–20 Ekim 2026 Taiz ve bölgesel rekabet Taiz çevresindeki Husi ilerleyişi, hükümetin güney ve batıdaki ulaşım hatları üzerindeki hakimiyetini tehdit etti. 20 Ekim'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Suudi Arabistan ve Husilerin Tahran'ın arabuluculuk teklifine henüz yanıt vermediğini açıkladı. Bu gelişmelerden üç stratejik sonuç çıkarıyorum. Birincisi: Suudi Arabistan'ın önceliği, Yemen'de kapsayıcı bir siyasi sistem kurmaktan önce kendi topraklarını, altyapısını ve deniz ticaretini korumaya kayabilir. Reuters'ın 2 Ekim tarihli haberinde Riyad'ın Husilere karşı yeni bir askerî harekât seçeneğini değerlendirdiği bildirildi. Böyle bir yaklaşım, kısa vadede Husilere baskı kurabilir; ancak siyasi uzlaşma olmadan uygulanırsa savaşın maliyetini artırabilir. İkincisi: Hükümet karşıtı güçlerin kendi aralarındaki sorunları çözmeden Husilere karşı kazanacağı bir askerî başarı, ulusal bir siyasi düzenin kurulmasını sağlamayacaktır.Güney Geçiş Konseyi’nin 2025 sonu ve 2026 başındaki yükselişi, ardından gerilemesi, güney meselesinin Husi meselesinden bağımsız bir siyasi müzakere gerektirdiğini gösteriyor. Üçüncüsü: Yemen'in geleceğini yalnızca Suudi Arabistan-Husi anlaşmasına bağlamak ciddi bir stratejik hatadır. Husiler ile Riyad arasında bir güvenlik uzlaşması sağlansa bile, bunun Yemenli aktörler arasında iktidar paylaşımı ve anayasal düzen oluşturması kendiliğinden gerçekleşmez. Yemen’in geleceğinde yerel dinamiklerin etkisi: Aşiret yapılanmaları Yemen'deki aşiret yapısını anlamak için öncelikle önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Bir aşiretin Husilerle veya Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümetiyle ilişkisi, her zaman bütün aşiret mensuplarının aynı siyasi çizgide olduğu anlamına gelmez. Aynı aşiretin farklı kolları farklı tarafları destekleyebilir; bazıları ise çatışmanın seyrine göre tarafsız kalabilir veya yerel çıkarlarını korumaya çalışabilir. Yemen'de aşiretler yalnızca toplumsal kimlik grupları değildir. Bazı bölgelerde güvenlik, yerel yönetim, silahlı seferberlik, arabuluculuk ve siyasi temsil üzerinde etkili aktörlerdir. Bununla birlikte aşiret aidiyeti; mezhep, bölgesel kimlik, siyasi hareketler ve ekonomik çıkarlarla birlikte değerlendirilmelidir. Yemen'in başlıca aşiret konfederasyonları Haşid Etkili olduğu bölge: Amran, Sana ve çevresi Yemen'in tarihsel olarak en etkili aşiret konfederasyonlarından biridir. Başlıca kolları Beni Suraym, el-Usaymat, Harif ve Udhar’dır. Siyasi ilişkisi: Haşid'in bazı kolları ve liderleri Husilere karşı çıkarken, bazı aşiret mensupları Husilerin denetimindeki düzene uyum sağlamıştır. Eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in aşiret ağı da tarihsel olarak Haşid ile yakından ilişkiliydi. Bekil Etkili olduğu bölge: Cevf, Saada, Amran ve Sana çevresi Yemen'in en büyük aşiret konfederasyonlarından biridir. Dahm ve Vail gibi alt konfederasyonlar ile Arhab, Nehm, Zü Muhammed ve Zü Hüseyin gibi aşiretler bu geniş ağ içinde yer alır. Siyasi ilişkisi: Bekil mensuplarının bir bölümü Husilerle ittifak kurmuş veya onların yönetimine katılmıştır. Ancak Bekil'in tamamı Husileri desteklemez; geleneksel liderlerle Husi yönetimi arasında yetki ve nüfuz çekişmeleri de yaşanmıştır. Mezhec Etkili olduğu bölge: Marib, Beyda ve orta Yemen'in bazı kesimleri Bu geniş aşiret konfederasyonunun önemli kollarından biri Murad'dır. Murad, özellikle Marib'in güneybatısında ve Beyda'nın bazı kesimlerinde etkilidir. Siyasi ilişkisi: Murad'ın önemli kesimleri Husi ilerleyişine karşı savaşmış ve hükümet yanlısı güçlerle birlikte hareket etmiştir. Bununla birlikte, aşiretin her kolunun aynı siyasi çizgide olduğu varsayılmamalıdır. Himyer Etkili olduğu bölge: Şebve ve güneybatı Yemen'in bazı kesimleri Himyer adı hem tarihi bir Yemen topluluğunu hem de günümüzde farklı yerlerde kullanılan aşiret bağlantılarını ifade eder. Şebve'deki Himyer aşireti, Habban ve Rudum çevresinde bulunur. Siyasi ilişkisi: Güneydeki aşiretlerin tutumları yerel güvenlik, kaynaklar ve güney siyasi hareketleriyle ilişkilidir. Himyer adı taşıyan bütün grupları tek bir Husi veya hükümet kampına yerleştirmek doğru değildir. Kinde Etkili olduğu bölge: Hadramut ve doğu Yemen Kinde, Yemen'in doğu ve orta kesimleriyle tarihsel bağlantıları olan büyük bir aşiret konfederasyonudur. Günümüzde Hadramut'ta farklı yerel aşiret yapıları ve siyasi ağlar da önemlidir. Siyasi ilişkisi: Hadramut'taki aşiretlerin tutumları yalnızca Husiler-hükümet ayrımıyla açıklanamaz; yerel özerklik, petrol gelirleri, güvenlik ve güneyin siyasi geleceği de belirleyicidir. Husilerle ilişkili aşiretler ve Husi yönetiminin etkili olduğu alanlar Husiler, 2014'te Sana'yı ele geçirmelerinden önce de kuzeyde aşiret ağlarıyla ilişkiler kurmuştu. Bu ilişkiler zaman içinde ittifak, evlilik bağları, siyasi aracılık, ekonomik teşvikler ve zorlayıcı yöntemlerin birleşimiyle şekillendi. Mart 2026'da yayımlanan bir araştırma da Husi yönetiminin aşiretlerle kurduğu ilişkilerin devamlılığını ve bu ilişkiler üzerindeki baskıları inceliyor. Bekil'in bazı kolları Başlıca etki alanı: Cevf, Saada, Amran ve Sana çevresi Husilerle ilişkisinin genel görünümü: Husi yönetimiyle iş birliği yapan veya onun kontrolüne giren kolları bulunur. Haşid'in bazı kolları Başlıca etki alanı: Özellikle Amran; ayrıca Sana ve çevresi Husilerle ilişkisinin genel görünümü: Hem Husi karşıtı hem de Husi yönetimiyle uzlaşan gruplar vardır. Haydan ve Havlan bin Amir çevresindeki aşiret ağları Başlıca etki alanı: Saada ve kuzeybatıdaki dağlık alanlar Husilerle ilişkisinin genel görünümü: Husi hareketinin tarihsel toplumsal tabanıyla kesişen ağlar bulunur; bütün mensuplar için tek bir siyasi tutum söylenemez. Sufyan ve diğer kuzey aşiretleri Başlıca etki alanı: Amran ve çevresi Husilerle ilişkisinin genel görünümü: Bazı yerel liderler Husi yönetimiyle ilişki kurarken, başka gruplar farklı tutumlar almıştır. Sana, Zemar ve Mahvit çevresindeki yerel aşiretler Başlıca etki alanı: Husi yönetiminin kontrolündeki kuzeybatı bölgeleri Husilerle ilişkisinin genel görünümü: Yönetimle iş birliği, uyum sağlama ve yerel anlaşmazlıklar birlikte görülür. Burada önemli bir nokta vardır: Husi kontrolü altında yaşamak, ideolojik olarak Husileri desteklemekle aynı şey değildir. Bazı aşiret liderleri siyasi veya ekonomik çıkarları nedeniyle iş birliği yapmaktadır; bazıları çatışmadan kaçınmak için uyum sağlamakta; bazıları ise Husi yönetimine karşı çıkmasına rağmen açık silahlı direnişe girişmemektedir. Zira geleneksel aşiret liderlerinin yetkileri Husi atamaları ve denetim mekanizmalarıyla zayıflatılabilmektedir. Yemen hükümetini destekleyen veya Husilere karşı çıkan aşiretler Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümetiyle ve Başkanlık Konseyi'yle ilişkili aşiret ağları özellikle Marib, Şebve ve ülkenin doğu ve güney kesimlerinde önem taşır. Ancak bu bölgelerde hükümet yanlısı güçler, yerel aşiretler ve güneydeki farklı siyasi hareketler arasında her zaman tam bir birlik yoktur. Abide Etkili olduğu bölge: Marib'in doğusu ve petrol-doğal gaz sahalarının bulunduğu alanlar Marib'in en önemli aşiretlerinden biridir. Aşiretin toprakları, enerji altyapısı ve önemli ulaşım güzergahlarını kapsar. Marib Valisi Sultan el-Arade'nin Abide aşiretiyle bağlantısı, bu grubun yerel siyasi önemini artırmıştır. Hükümetle ilişkisi: Abide'nin önemli aktörleri, Husilere karşı Marib'in savunulması ve hükümet yanlısı yerel yönetimle ilişkilendirilir. Bununla birlikte aşiret çıkarları ile merkezi hükümetin politikaları her zaman örtüşmeyebilir. Murad Etkili olduğu bölge: Güneybatı Marib ve Beyda Murad, Mezhec konfederasyonunun önemli kollarından biridir. Özellikle Rahaba, Cebel Murad, el-Cube, Mahliye ve Harib çevresinde etkilidir. Hükümetle ilişkisi: Murad'ın önemli kesimleri Husi güçlerine karşı mücadele etmiştir. Aşiretin bazı mensupları geçmişte merkezi devlet kurumlarında ve askeri yapılarda da yer almıştır. Avlak/el-Avlaki Etkili olduğu bölge: Şebve; özellikle es-Said, Nisab ve Hatib çevresi Şebve'nin en önemli aşiretlerinden biridir. Bölgede doğal gaz tesisleri, enerji altyapısı ve stratejik yollar üzerinde etkili yerel ağlar bulunur. Siyasi ilişkisi: Avlak aşiretinin farklı kesimleri hükümet yanlısı güçler ve güneydeki siyasi aktörlerle ilişkiler kurmuştur. Ancak aşiretin tamamını tek bir siyasi oluşumla özdeşleştirmek doğru değildir. Mehri aşiretleri Etkili olduğu bölge: El-Mehra; Umman sınırı ve doğu kıyıları El-Mehra'daki aşiretler, bölgenin yerel kimliğinin ve siyasi özerklik taleplerinin önemli unsurlarıdır. Siyasi ilişkisi: Bazı aktörler uluslararası alanda tanınan hükümetle ilişkiliyken, bazıları dış askeri nüfuza ve merkezi yönetimin müdahalelerine karşı daha özerk bir tutum izler. Bu nedenle Mehri aşiretlerini doğrudan hükümet yanlısı veya Husi yanlısı diye sınıflandırmak yanıltıcıdır. Hadramut'un yerel aşiretleri Etkili olduğu bölge: Hadramut Vadisi, iç kesimler ve kıyı bölgeleri Nahd, Humum ve Say'ar gibi aşiretler ile diğer yerel topluluklar, Hadramut'un farklı bölgelerinde etkilidir. Siyasi ilişkisi: Aşiretler arasında hükümetle iş birliği yapanlar, yerel özerklik isteyenler ve güneydeki siyasi hareketlerle yakın duranlar vardır. Hadramut'taki siyasi ayrışma, Husilerle hükümet arasındaki çatışmanın ötesine geçer. Yemen'deki aşiret siyasetinin temel özelliklerinden biri, geleneksel aşiret liderlerinin otoritesi ile silahlı ve siyasi aktörlerin kurduğu yeni güç ilişkileri arasındaki rekabettir. Husiler kuzeydeki aşiret ağlarının bir bölümünü kendi yönetimlerine dahil etmiş; Marib ve Şebve gibi bölgelerde ise farklı aşiretler hükümet yanlısı güçlerle veya başka yerel aktörlerle iş birliği yapmıştır. Aynı zamanda bazı aşiretler, iki ana tarafın dışında kalarak kendi bölgelerinde özerkliğini ve pazarlık gücünü korumaya çalışmaktadır. Yemen'de kalıcı bir siyasi uzlaşma için bu nedenle yalnızca Husilerle hükümet arasında anlaşma yapılması yeterli olmayabilir. Yerel aşiretlerin temsil edilmesi, yerel yönetim yetkileri, güvenlik düzenlemeleri, petrol ve doğal gaz gelirlerinin paylaşılması ve aşiretler arası uyuşmazlıkların çözümü de siyasi sürecin önemli başlıklarıdır. Marib ve Şebve üzerine araştırmalar, bu yerel dinamiklerin merkezi devletin kapasitesiyle yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Altı muhtemel senaryo 1 - Güç paylaşımına dayalı, ademimerkeziyetçi üniter devlet Bu modelde Yemen tek bir uluslararası tanınmış devlet olarak kalır; fakat Sana ve Aden'deki merkezi otorite bütün siyasi, askerî ve mali yetkileri tek başına kullanmaz. Sistemin temel unsurları: - Husilerin, hükümet çevrelerinin, güneyli aktörlerin ve diğer siyasi grupların katıldığı bir ulusal uzlaşma hükümeti. - Valiliklerin seçilmiş meclisleri ve yürütme organları aracılığıyla gerçek idari yetkilere sahip olması. - Yerel bütçe, eğitim, sağlık, belediye hizmetleri ve yerel kalkınma alanlarında geniş bölgesel yetki. - Petrol, doğal gaz, limanlar, gümrükler ve diğer gelirler için bağımsız denetim altında ulusal gelir paylaşımı sistemi. - Merkezi düzeyde savunma, dış politika, para politikası ve temel anayasal hakların korunması. Buradaki kritik yenilik, Husilerin mevcut yönetim alanlarında bir gecede bütün yetkilerini bırakmalarını istemek yerine, bu alanlardaki siyasi ve idari etkilerini ulusal anayasal düzene dönüştürmektir. Bunun karşılığında Husilerin de ülkenin geri kalanında tek taraflı hakimiyet kurma iddiasından vazgeçmesi gerekir. Neden mümkün olabilir? Husilerin siyasi ağırlığını tanırken güneydeki ve diğer bölgelerdeki aktörlerin özerklik taleplerini de karşılayabilir. Böylece çözüm, tek bir tarafın diğerine teslim olmasına dayanmaz. En büyük risk: Husilerin ve diğer yerel silahlı yapıların biri veya birkaçının ulusal birlik hükümetine katılıp kendi bölgelerinde bağımsız bir askeri ve siyasi yapı olarak kalması. Bu durumda güç paylaşımı anlaşması, kalıcı bir barış yerine silahlı bölünmeyi kurumsallaştırabilir. Başarı şartı: Yetki paylaşımının anayasal güvenceye alınması, gelirlerin şeffaf dağıtılması ve anlaşmayı denetleyecek bağımsız mekanizmaların kurulması. 2 - Asimetrik federalism Yemen, anayasal olarak tanımlanmış bölgesel yönetimlere sahip federal bir devlet haline gelir. Ancak her bölgenin aynı yetkilere, aynı idari yapıya ve aynı geçiş takvimine sahip olması gerekmez. Bu modelin en önemli avantajı, ülkenin birliğini korurken farklı bölgelerin tarihsel ve siyasi taleplerine farklı cevaplar verebilmesidir. Ancak Yemen'de federalizmin geçmişi sorunludur. 2013–2014 Ulusal Diyalog Konferansı sonrasında gündeme gelen altı bölgeli federal plan, bölge sınırları ve kaynakların dağılımı konusunda önemli itirazlarla karşılaştı. Husiler ve Güney Geçiş Konseyi gibi farklı hedeflere sahip aktörler bu düzenlemeyi benimsemedi. Dolayısıyla altı bölgeli eski tasarımı olduğu gibi yeniden uygulamak yerine, bölgelerin sınırlarını, yetkilerini ve gelirlerini yeni bir müzakereyle belirlemek gerekir. En büyük risk: Federal birimler zamanla kendi ordularını, dış bağlantılarını ve ekonomik kaynaklarını kontrol eden yarı bağımsız devletlere dönüşebilir. Başarı şartı: Federalizmin önce siyasi uzlaşmayla kabul edilmesi; sınır ve gelir düzenlemelerinin sonradan tek taraflı dayatılmaması. 3 - Geçici ulusal uzlaşma hükümeti ve aşamalı geçiş İlk aşamada taraflar federalizm veya üniter devlet konusunda nihai karar vermeden, savaşı bitirmek üzere sınırlı süreli bir geçiş anlaşması imzalanır. Bu anlaşma üç aşamadan oluşabilir: Ateşkes ve insani güven artırıcı önlemler: Cephelerin dondurulması, esir takası, yolların açılması, liman ve havaalanlarına erişimin düzenlenmesi. Geçici siyasi ortaklık: Husiler, Başkanlık Liderlik Konseyi çevresindeki aktörler, güneyli temsilciler, Islah, yerel siyasi güçler ve sivil toplumun katıldığı bir geçiş yönetimi. Kurucu siyasi süreç: Yeni anayasa, yerel yönetim modeli, gelir paylaşımı, seçim sistemi ve güvenlik sektörü reformu üzerinde müzakere. Bu yaklaşım, en zor konuların tamamının ilk anlaşmada çözülmesini gerektirmez. Taraflara önce savaşı durdurup sonra kurumsal sorunları ele alma imkanı verir. En büyük risk: Geçici hükümetin kalıcılaşması ve silahlı grupların kazandıkları fiili alanları siyasi pazarlık aracı olarak kullanması. Başarı şartı: Açık bir takvim, bağımsız izleme, geçiş sürecinin ihlal edilmesi halinde uygulanacak sonuçlar ve siyasi sürecin süresiz ertelenmesini önleyen güvenceler. 4 - Güvenlik anlaşması karşılığında Husi siyasi entegrasyonu Bu senaryoda öncelik, önce Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmayı sona erdirmek ve sınır güvenliğini sağlamaktır. Ardından bu anlaşma Yemen içi siyasi uzlaşmanın başlangıcı haline getirilir. Muhtemel karşılıklı taahhütler şunlardır: - Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik sınır ötesi saldırıları durdurması ve deniz ticaretine yönelik saldırılardan vazgeçmesi. - Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri müdahalesini sona erdirmesi ve siyasi çözüm sürecini desteklemesi. - Husilerin ulusal siyasi kurumlara katılımının güvence altına alınması. - Yemen'in limanları, gümrük gelirleri, kamu çalışanlarının maaşları ve merkez bankası düzenlemeleri üzerinde ortak bir ekonomik anlaşmaya varılması. Fakat önemli bir ayrım var: Suudi-Husi anlaşması, Yemen barış anlaşması değildir. Riyad ile Sana arasında karşılıklı güvenlik uzlaşması sağlanırken Taiz, Aden, Hadramut ve diğer bölgelerin talepleri dışarıda bırakılırsa, savaşın başka biçimde sürmesi mümkündür. En büyük risk: Riyad'ın güvenlik kazanımı elde etmesi, Husilerin de kendi hakimiyet bölgelerini pekiştirmesi, fakat diğer Yemenli aktörlerin siyasi süreç dışında kalması. Başarı şartı: Bölgesel anlaşmanın Yemen içindeki kapsamlı müzakerelerle eş zamanlı yürütülmesi. 5 - Askeri tırmanma ve yeni bir güç dengesi Hükümet güçleri ve bölgesel destekçileri, Husileri askeri baskıyla geri püskürtmeye çalışır. Husiler ise Taiz, Marib veya Kızıldeniz kıyısındaki ilerlemelerini yeni bir pazarlık gücü oluşturmak için kullanır. Bu senaryo, mutlaka bir tarafın kesin zaferiyle sonuçlanmak zorunda değildir. Daha muhtemel tehlike, tarafların ağır kayıplar vermesine rağmen birbirlerini ortadan kaldıramadığı, daha geniş bir coğrafyaya yayılan yıpratma savaşıdır. 2026 Ekim'inde BM'nin bildirdiği çok cepheli çatışmalar, bu riskin teorik olmadığını gösteriyor. En büyük risk: Daha fazla sivil kayıp, kitlesel yerinden edilme, devlet kurumlarının çöküşü ve Husilerin karşısında bulunan grupların kendi aralarında yeniden çatışması. Siyasi sonuç: Askeri tırmanma daha sonra müzakereye dönüşebilir; ancak bu, tarafların daha fazla taviz vermesini garanti etmez. Aksine, savaşan aktörlerin daha sert ve maksimalist talepler ileri sürmesine yol açabilir. 6 - Fiili bölünme veya konfederal bir ara düzen Yemen'in uluslararası sınırları resmen korunur; fakat merkezi yönetim ülkenin tamamında etkili olamaz. Kuzeyde Husi yönetimi, güneyde birden fazla siyasi ve askeri güç merkezi, doğuda ise yerel çıkar ağları varlığını sürdürür. Bu durum zamanla konfederal bir yapıya benzeyebilir. Fakat üzerinde anlaşılmış anayasal bir konfederasyon ile yalnızca fiili parçalanma birbirinden çok farklıdır. Birincisi, ortak kurumlar ve müzakere edilmiş yetki paylaşımı içerir. İkincisi, her bölgenin kendi silahlı gücüne, dış bağlantılarına ve ekonomik kaynaklarına dayanır. En büyük risk: Geçici askeri hatların kalıcı siyasi sınırlara dönüşmesi; güneyin kendi içinde dahi Aden, Hadramut, Şebve ve diğer bölgeler arasında yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkması. Başarı şartı: Bu senaryodan çıkışın, tüm bölgeleri kapsayan anayasal bir müzakereyle mümkün olması. Konfederal düzen, ancak tarafların üzerinde uzlaştığı bir ara çözüm olarak anlamlıdır. Benim önerdiğim model: Üç aşamalı, karma bir siyasi çözüm Yemen'in toprak bütünlüğünü korumak ve bütün başlıca aktörleri siyasi sisteme dahil etmek için en uygun yolun, birinci ve ikinci senaryonun kurumsal unsurlarını üçüncü senaryonun geçiş mekanizmasıyla birleştirmek olduğu kanaatindeyim. Başka bir ifadeyle: Önce ateşkes ve geçici güç paylaşımı; ardından güçlü bölgesel özerklik; son olarak anayasal güvenceye sahip, gerektiğinde federal özellikler taşıyan bir devlet. Birinci aşama — Savaşın durdurulması ve asgari uzlaşma BM gözetiminde ateşkes; esir takası; yolların, limanların ve hava ulaşımının düzenlenmesi; memur maaşları ve kamu gelirleri konusunda geçici bir anlaşma. Aynı zamanda Suudi Arabistan, İran, BAE ve Umman'ın Yemen'deki siyasi süreci baltalamama konusunda mutabakata varması. İkinci aşama — Kapsayıcı geçiş yönetimi Husiler, mevcut hükümet çevreleri, güneydeki aktörler, Islah, Hadramut ve Marib temsilcileri, diğer yerel güçler, kadınlar ve sivil toplumun katıldığı bir siyasi süreç. Katılım, yalnızca silahlı grupların liderlerine koltuk vermekle sınırlı olmamalı; farklı toplumsal kesimlerin de temsilini sağlamalı. Üçüncü aşama — Kalıcı anayasal düzen Yeni anayasa veya anayasal değişiklikler, yerel ve bölgesel yetkilerin tanımlanması, gelir paylaşımı, güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve ulusal seçimler. Federalizme geçiş veya mevcut üniter devletin güçlü ademimerkeziyetçi bir yapıya dönüştürülmesi, bu aşamada müzakereyle kararlaştırılmalı. Hangi senaryo daha gerçekçi? Benim değerlendirmeme göre Yemen'in geleceği üç ayrı düzeyde düşünülmeli: Kısa vadede: Çok cepheli savaşın durdurulması, Suudi-Husi güvenlik geriliminin azaltılması ve hükümet karşıtı olmayan güçler arasındaki rekabetin kontrol altına alınması. Orta vadede: Husilerin, uluslararası alanda tanınan hükümet çevrelerinin ve güneyli aktörlerin katıldığı, dış destekçiler tarafından da güvence altına alınan bir geçiş anlaşması. Uzun vadede: Ülkenin toprak bütünlüğünü koruyan, fakat siyasi, idari ve mali yetkileri bölgelere dağıtan, güçlü yerel yönetimlere ve gerektiğinde federal özelliklere sahip bir anayasal sistem. Bu çerçevede birinci senaryo olan ademimerkeziyetçi üniter devlet, ikinci senaryo olan asimetrik federalizm ile birlikte en güçlü uzun vadeli çözüm adaylarıdır. Üçüncü senaryo olan geçici ulusal uzlaşma hükümeti ise bu iki modele ulaşmanın muhtemel geçiş mekanizmasıdır. Fakat bunun önünde çok ciddi bir engel vardır: Husilerin ve diğer silahlı aktörlerin siyasi sisteme katılmaları, mevcut güçlerini kaybetme korkularını ortadan kaldıracak güvenilir garantiler gerektirir. Öte yandan, bu aktörlerin mevcut askeri güçlerini sınırsız biçimde korumaları da diğer tarafların güvenlik kaygılarını artırır. Kalıcı barış, bu iki ihtiyacın aynı anda karşılanmasına bağlıdır. Yemen'in geleceğine ilişkin asıl soru, kimin Sana'yı veya Aden'i kontrol edeceği değil, tüm tarafların ortak bir devlet içinde nasıl yaşayabileceğidir.
5
10
1,336
Dün Suriye'nin Başkenti Şam, Humus, İdlib ve Dera başta olmak üzere bir çok kentinde, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını kınamak ve Dera ile Kuneytra halkıyla dayanışma içinde olmak için gösteriler düzenlendi. Gösterilerde atılan sloganlar; ▪️​"Ey Dera, Duma ölümüne seninle!" ▪️"Siyonist, sabret sabret, Suriye'de kazıyoruz senin için bir kabir!" ▪️​"Toprağımızı koruruz ya da uğrunda şehit oluruz" ▪️​“Ey Siyonistler, ey Siyonistler…. Suriye halkı diz çökmeyecek. Sabrımız tükendi, sadece bekleyin!”
1
6
2
11
3,823
İsrail, dün el-Halil'de bir kontrol noktasında 2 Filistinlinin şehit olması, 2 İsrail askerinin ise ölmesiyle sonuçlanan çatışmadan sonra Filistinlileri evlerinden zorla çıkartarak sürüyor, çok sayıda Filistinliyi ise tutukladı. İsrail ordusu gece el-Halil'de geniş kapsamlı operasyon başlattı. İsrail askerleri, kentin bir mahallesinde yaşayanlara hoparlörlerden “Eşyalarınızı toplayın!” diye seslendi. İsrail güçlerinin, Batı Şeria’daki el-Halil kentinin Celde bölgesine onlarca askeri araçla baskın düzenlemesinin ardından, bölge sakinlerini evlerinden zorla çıkardığına dair görüntüler yayınlandı. İsrail askerleri operasyon yaptığı el-Halil'in mahallelerinde “Eşyalarınızı toplayın; sizin adamınız sizi göçe mecbur bıraktı!” şeklinde hoparlörlerden anonslar yapıyor. İsrail Savunma Bakanı Katz, X hesabından el-Halil'e uygulayacakları modeli ilan etti: “Cenin Mülteci Kampı modeli el-Halil’e geliyor. Bugün saldırganların çıktığı el-Halil’deki Hamula Mahallesi’nin tüm sakinleri tahliye edilecek. Mahalledeki terör altyapısı da hedef alınarak etkisiz hâle getirilecek. Cihatçı terörün anladığı tek dil budur. Gazze’de olduğu gibi, Lübnan’da olduğu gibi.”
5
1
11
1,594
Lübnan Sünni Müslümanları ve Sünni ulema, Şeyh Hasan Murab'ı içlerinden atması gerektiğini, var olan tüm yetkilerinin alınması ve susturulması gerektiğini bir çok kez söyledim. Lübnan Sünni İslami Vakıflar Kurumu, Şeyh Hasan Murab'un cuma hutbesi vermesini yasakladı. Haber el-Murab, X hesabından yaptığı bir paylaşımla doğruladı. Şeyh Hasan Murab X hesabından konuyla ilgili şu paylaşımı yaptı: "Lübnan’daki İslami Vakıflar Genel Müdürü tarafından cuma hutbesi vermemin yasaklandığına dair haberin doğruluğunu soran ve benimle iletişime geçen herkese söylüyorum: Evet, ne yazık ki haber doğrudur. Bunun sebebi, şu hutbede "Hizbi Şeytan Partisi olarak nitelendirmem ve onu, Hamanei’nin uğruna yürütülen mevcut savaşa bizi sürüklemekle suçlamamdır. Hamanei, Suriye’de kanımızın dökülmesine fetva vermişti. Ayrıca, İran’ı Suudi Arabistan’a ve Arap Körfezi ülkelerine yönelik saldırganlığı nedeniyle eleştirdiğim için de bu karar alınmıştır. Hutbeyi izledikten sonra hükmü sizin vermenizi istiyorum. Allah’ın izniyle, hakikati yüksek sesle dile getirmeye ve dinimi ve din kardeşlerimi savunmaya devam edeceğim. Bunun bedeli ne olursa olsun geri adım atmayacağım. Allah’ın izniyle sesimizi susturamayacaklar…" Şeyh Murab, alınmasının nedeni olarak gösterdiği hutbesinde, Hizbullah ile İsrail arasınd ayaşanan savaşın Lübnan'a, İslam'a, Müslümanlara ve Filistin'e hiçbir faydasının olmadığını söylüyor. Savaşın bir proje olduğunu belirten Murab, bu yıkıcı projenin bedelini Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'de biz ödüyoruz diyor. Şeyh Murab, İran ve Hizbullah'ın İsrail ile savaşında geçmişte ve bugün Allah'ın rızasını gütmediğini, Filistin'in zafer kazanmasını arzulamadıklarını, bunların arkasına saklanarak halkların kanlarını döktüklerini ve sürgün ettiklerini söylüyor. Şeyh Hasan Murab, 7 Ekim Aksa Tufa'nından iki hafta sonra çıktığı bir televizyon programında ise şöyle konuşuyor: "Bazıları bunu bize yamamaya çalışıyor. Bazıları bizi şeytanlaştırmaya çalışıyor, bazıları da bizi kendi sahasında oynatmak istiyor. Hayır! Lübnan'daki Ehl-i Sünnet Müslümanları, İsrail düşmanına karşı verilen mücadelede ve Gazze'deki kardeşlerinin yanında, Hizbullah'ın sırtına hançer saplayanlar asla olmayacaktır. Aksine onlar; İsrail düşmanına karşı mücadelede Hizbullah'ın yanında duran, onunla birlikte omuz omuza savaşan, hatta önünde, sağında ve solunda durarak İsrail düşmanına karşı onunla birlikte savaşan bir kılıç olacaklardır. Kim bizim sahamızda oynamaya çalışırsa, başka bir oyun oynasın; çünkü bizim boynumuz uzundur." Bu ifadeleri kullanan Şeyh Hasan Murab, bir yıl sonra, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed'in düşmesi sonrası kendisine yeni bir pozisyon belirliyor. Semir Caca, hususen 7 Ekim Aksa Tufanı'ndan sonra Lübnan'da bir iç savaş çıkarmak için büyük bir gayret ortaya koydu. Destek bulmak için bir çok dış ziyarette yaptı. 8 Aralık 2024 tarihi sonrası da Şeyh Hasan Murab, bir değişik şekliyle Semir Caca gibi Lübnan'da iç savaş çıkması için ciddi bir mesai ortaya koymaktadır. Şeyh Hasan Murab daha önce de uzun süre görevden uzaklaştırılmıştı. Belirttiği gibi bunun sebebi Hizbullah veya Hizbullah eleştirisi değil; bunun sebebi Lübnan'da iç savaşı teşvik etmek, İsrial'in işine yarar sağlayacak şekilde Sünni halkı yönlendirmek, tutarsız tavırlar ortaya koymasıdır. 10 yıldır takip ettiği Şeyh Hasan Murab'ı açıklamaları, değerlendirmeleri ve faaliyetleri nedeniyle bir çok kez tenkit ettim, susturulması gerektiğini savundum, görevden alınması gerektiğinin zaruri olduğunun altını çizdim. Çünkü Şeyh Hasan Murab her zaman bana, karanlık bir şahsiyet, tutarsız bir kişilik, kafası karmaşık maksatlı bir insan olarak gelmiştir. Hatta geçmiş yıllarda psikolojik ve ruhsal sorunları olduğunu dahi düşündüm. Lübnan'daki Sünni Müslüman camiamız, Şeyh Hasan Murab ve benzeri kişileri uzaklaştırıp camiayı temizlemelidir. Şeyh Murab ve benzeri kişilerden dolayı bugün, Lübnan Sünnilerinin en üst dini kurumu Daru'l Fetva, tarihinin en büyük krizini yaşamaktadır. Şeyh Hasan Murab'ın Hizbullah ve İran eleştirileri zerre-i miskal umurumda değil. Umurumda olan zamanın ruhuna uygun bir davranış biçimi ile sureti haktan gözükerek Lübnan'da iç savaşı teşvik etmesi, tutarsız davranışlar sergileyerek Lübnan Sünni Müslümanlarına zarar vermesi ve yaptıkları ile Lübnanlı Müslümanlara değil İsrail'e katkı sağlamasıdır. Lübnan Sünni Müslüman camiası, Şeyh Hasan Murab ve benzeri din adamı, siyasetçi ve diğer önde gözüken kişilerden kurtulmalıdır.
9
3
1
6
2,609
CIA: ​"Küba'da olumlu bir değişim yaratmaya çalışanlara, an bu andır. Tutulmayan sözlerin, yolsuzluğun ve ayrıcalıklı bir azınlığın sürdürdüğü lüks hayatın yarattığı düş kırıklığını geride bırakın; CIA ile gizli bir iş birliği yaparak özlediğiniz değişimi gerçekleştirme fırsatını yakalayın."
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio: "Küba'da olumlu bir değişim yaratmak isteyenlerin dikkatine, şimdi tam zamanı. ​Tutulmayan vaatlerin, yolsuzluğun ve sadece küçük bir azınlığın yaşadığı ayrıcalıklı hayatların yarattığı düş kırıklığını geride bırakın; CIA ile kurulacak gizli bir ortaklık aracılığıyla arzuladığınız değişimi gerçekleştirmek için bu fırsatı değerlendirin."
1
2
748
-İDDİA- Beşşar Esed, devrilmesinin yıl dönümünde Tucker Carlson’a konuşarak sessizliğini bozacağı belirtiliyor. Amerikalı gazeteci Tucker Carlson ile eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında Moskova’da bir röportaj gerçekleştirilmesi için hazırlıkların sürdüğü iddia ediliyor. Röportajın, rejiminin devrilmesinin ikinci yıl dönümü olan 8 Aralık’ta yayımlanması planlandığı aktarılıyor. Röportajda, Esed’in Şam’daki son saatlerinin, Rusya’ya ayrılışının perde arkasının ve iktidarının çöküşünden önceki günlerde müttefikleri ile muhaliflerinin performansına ilişkin değerlendirmelerinin ele alınacağı ifade ediliyor. Kaynaklar, Esed’in “tüm soruları” yanıtlamaya hazır olduğunu, ancak soruların önceden incelenmesi ve bu kapsamda hangi soruların yanıtlanabileceğinin belirlenmesi için kendi ekibine gönderilmesi gerektiğini belirttiğini söylüyor. Röportajın, Esed’in ikamet ettiği konutta çekilmesi de görüşülüyor. Esed’in yeni yaşamının mahremiyetini koruma isteği doğrultusunda, mekânın ayrıntılarını göstermeyecek bir çekim açısının seçilmesine özen gösterildiği ifade ediliyor. Esed’in röportaj sırasında, haber resmen duyurulmadan önce ülkeden ayrılan tek kişi olmasına rağmen rejimin çöküşü karşısında nasıl şaşkınlığa uğradığını anlatması beklendiği söyleniyor. Beşşar Esed Rusya'da, Moskova'nın verdiği insani ikamet ile yaşadığı açıklanmıştı. Rus yetkililerin açıklamalarına göre Esed'in Moskova'da ikamet etmesine izin verilmiş, ancak herhangi bir siyasi faaliyette bulunması, medya önüne çıkması veya siyasi açıklama yapması kesinlikle yasaklanmıştı. İddialar henüz sağlam kaynaklar tarafından, Tucker Carlson, Rusya tarafından veya Esed'e yakın kişiler tarafından teyit edilmiş değil. Bu bilgiler bazı kaynaklar tarafından sosyal medyada dolaşıma sokuldu. Beşşar Esed'in röportaj vereceği bilgisi zayıf bir iddia niteliği taşımaktadır. * Fotoğraf iddia sahipleri tarafından yapay zeka marifetiyle üretilmiştir.
2
1
14
13,012
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio: "Küba'da olumlu bir değişim yaratmak isteyenlerin dikkatine, şimdi tam zamanı. ​Tutulmayan vaatlerin, yolsuzluğun ve sadece küçük bir azınlığın yaşadığı ayrıcalıklı hayatların yarattığı düş kırıklığını geride bırakın; CIA ile kurulacak gizli bir ortaklık aracılığıyla arzuladığınız değişimi gerçekleştirmek için bu fırsatı değerlendirin."
2
1
1,264
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack: "Aslında bütün mesele de tam olarak bundan ibaret. ​ Rejimin kendisi meselesi... İş rejim değişikliğine geldiğinde, dış politikanın da değişmesi gerekiyor. Politikanın değişmesi şart. ​Kesinlikle; sanırım Başkan –ki bunu kendisi de dile getirdi– şöyle düşünüyor: Eğer İran halkına zaman tanır ve etraflarındaki refahı görmelerini sağlarsanız, bu zalim rejim artık onların boğazını sıkmıyor olursa... Aslında şu an İran halkı için mesele bir hayatta kalma mücadelesi. ​Sıradan bir İranlının, bu boğucu cendereyi atlattıktan sonra ayakta kalabilmesi epey zor. Zaman içinde kendi rejimlerini değiştirebilirler. Yani biz bunu tarihte üç kez değiştirdik, değil mi? ​Şah'ı iş başına biz getirdik. ​1979'da Humeyni'yi biz getirdik. Şah'ı oradan yine biz indirdik. ​Dolayısıyla asıl mesele güven. Gelin işe bir ateşkesle başlayalım."
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Barrack: Bu hafta sonu İran'a saldırı olabilir Sunucu: Bu hafta sonu bir saldırı olabilir mi? ​ Barrack: Kesinlikle. Başkan çok net oldu — size Amerikan politikasını anlatıyorum — Başkan çok net: Kendisi açık, müsait ve bir anlaşmaya varılmasına erişilebilir durumda. Ve aylar, aylar, aylar boyunca müzakere masasındaydık. Neyin net olduğuyla başlayalım: Yaklaşan nükleer tehdidin ortadan kaldırılması. Sanırım hepimiz, bu belirli tehdidin büyük ölçüde ortadan kalktığı konusunda hemfikiriz. Ve şimdi nükleer silahların yayılmasını önleme meselesi ve zenginleştirme ile ilgili diğer tüm o konuların ele alınması sırası geldi.
9
5
9
3,215
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Barrack: Bu hafta sonu İran'a saldırı olabilir Sunucu: Bu hafta sonu bir saldırı olabilir mi? ​ Barrack: Kesinlikle. Başkan çok net oldu — size Amerikan politikasını anlatıyorum — Başkan çok net: Kendisi açık, müsait ve bir anlaşmaya varılmasına erişilebilir durumda. Ve aylar, aylar, aylar boyunca müzakere masasındaydık. Neyin net olduğuyla başlayalım: Yaklaşan nükleer tehdidin ortadan kaldırılması. Sanırım hepimiz, bu belirli tehdidin büyük ölçüde ortadan kalktığı konusunda hemfikiriz. Ve şimdi nükleer silahların yayılmasını önleme meselesi ve zenginleştirme ile ilgili diğer tüm o konuların ele alınması sırası geldi.
1
4
1
3
4,473
Pakistan'ın önde gelen Şii alimlerinden Ürvetu'l Vüska'nın kurucusu Ayetullah Cevad Nagvi, Türkiye'yi hedef aldı. Cevad Nagvi: ​"Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın yanında yer aldığını açıkladı. ​Bir gazeteci, Türkiye hakkında şu değerlendirmede bulundu: - ​Türkiye, Suudi Arabistan’ın yanında yer alırken Filistin’in tam karşısında durmaktadır. - ​İsrail’in arkasında, Amerika’nın güdümünde ve Irak’ın arka bahçesinde konumlanmaktadır. - ​Şam’ın iç işlerine müdahil olmakta ve İran’ın ise tamamen karşısında yer almaktadır. ​Türkiye’nin şu anki durumu ve konumu pek çok cephede bu şekildedir. Bütün bu konumlarda yer almasının sonuçlarını ise zaman gösterecektir."
Yemen'de yaşanan son gelişmeler üzerinden Mekke Ortak Savunma İttifaki çerçevesinde Türkiye ve Pakistan'ın Suudi Arabistan'ın yanında Yemen'e müdahalede bulunup bulunmayacağı ve bu anlaşma çerçevesinde Riyad'a ne tür bir testek vereceği Türkiye'de tartışılan konular arasında yer alıyor. Bu konu benzer bir şekilde Pakistan medyası ve kamuoyu tarafından da tartışılıyor. Bu hassas meseleyi ele alırken muhakkak dikkatli olmakta fayda var. Pakistan'da bu meseleyi ele alanlar, toplumsal yapısı, iç dinamikleri ve kırılganlıkları değerlendirildiğinde çok daha dikkatli davranması gerekir. Pakistan'ın önde gelen Şii alimlerinden Ürvetu'l Vüska'nın kurucusu Cevad Nagvi, neredeyse son haftalarda Cuma hutbelerini Yemen konusuna tahsis etmiş durumda. Cevad Nagvi, Cuma hutbelerinde Yemen konusunu tehlikeli bir dil kullanarak aktarıyor. Tarihi hadiselerden hareketle Yemen ve Mekke ve Medine'ye saldırma meselelerini Pakistan ve tüm bölge halklarını kışkırtacak bir şekilde değerlendiriyor. Pakistan’ın Paraçınar bölgesinde 2024 yılında Şiiler ile Selefiler arasında yaşanan çatışmalar unutulmamalıdır. Pakistan'ın güvenliği açısından Cevad Nagvi uyarılmalı, ikazlara kulak asmaması durumunda bu tutumunu devam ettirmesi engellenmelidir. Cevad Nagvi'nin önceki haftaki hutbesinden bir bölüm: "Haremeyn'e (Mekke ve Medine) bir saldırı gerçekleşse bile, kimse savunmada bulunmayacaktır. Çünkü Haremeyn'i helak eden ve yıkan sizlersiniz. Dönüp bir atalarınıza bakın, onları hatırlayın! Atalarınızın arasında Haccac b. Yusuf var, Yezid b. Muaviye var, Busr b. Ebi Ertat var, Husayn b. Nümeyr var... Bütün bu isimler sizin atalarınız arasındadır ve onlar Mekke'yi yıkan, tekrar tekrar tahrip eden kişilerdir. ​Bir kez değil, defalarca Mekke'yi harap ettiler. Siz ise her dönemde sessiz kalmayı tercih ettiniz, hatta onlar için dualar ettiniz, onlara 'rahmetullah' ve 'radıyallahu anh' dediniz. Medine'nin hürmetini ve kutsallığını çiğneyenleri yücelttiniz. Medine'nin hürmetini kim yok etti? Husiler mi yoksa Şamlılar mı yok etti? ​Bugün gözünüzde muhterem olan o Şamlılar; bugün yine kıbleniz haline gelmeye başlayan, Emevi düzeninin yeniden kurulmak istendiği o Şam... Dönün ve atalarınızın tarihine bir bakın! Baki Mezarlığı'na ne yaptınız, ne hale getirdiniz? Baki'deki o yıkımı Husiler mi yaptı? Baki'de türbeler, kabirler vardı... Kutsal mekanlara kim saygısızlık ediyor? Kerbela'daki türbeleri kim yıktı? Sizin atalarınız yıktı! Sizin bu zihniyetiniz ve hariciliğiniz yok etti!" Cevad Nagvi'nin bir diğer hutbesinden bir bölüm: "Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika ve İsrail'den oluşan bu ortak ittifakın; şu anda Suriye'yi işgal eden ve daha önce Irak'ı işgal etmeye çalışan gücün karşısında, Yemen içinde varlığını sürdüren dördüncü güçlü grup Husi milisleridir. Bunlar dini açıdan Zeydi Şiileri olarak bilinir. ​Suudi Arabistan, desteklediği grupları Yemen'e egemen kılabilmek için Husilere karşı savaş yürüttü. Ancak Husiler direniş gösterdi, buna izin vermedi ve sonuçta Suudi Arabistan yenilgiye uğrayarak Umman'da yapılan görüşmelerle yazılı olmayan bir ateşkes sağlandı. ​Daha sonra Orta Doğu'daki hareketlilik yeniden artınca, Suudi Arabistan kendi desteklediği grupları tekrar teşvik ederek Husilerin kontrolündeki Sana'yı ele geçirmek için bir harekat başlattı. Suudi Arabistan bu gruplara hava desteği sağladı ve Husi mevzilerini bombaladı. ​Buna karşılık Husi milisleri, Suudi destekli güçlerle savaşıp onları mağlup etti ve Sana'yı ele geçirmek için gelenlerin bölgelerini kontrol altına aldı. ​Tüm bu süreç, şehit liderin (Ayetullah Hamanei) cenaze törenine Yemenli bir heyetin katılmak istemesiyle başladı. Suudi Arabistan, Yemen'e karadan, denizden ve havadan tam bir abluka uyguladığı için insani veya askeri hiçbir geçişe izin vermiyordu. Yemen heyeti cenazeye katılmak isteyince İran bir yolcu uçağı gönderdi. Suudi Arabistan'ın tüm tehdit ve uyarılarına rağmen İranlı pilot uçağı Sana'ya indirerek Yemenli heyeti Tahran'a taşıdı. Suudi Arabistan bunun üzerine havalimanını bombaladı. Heyet geri dönerken de benzer tehditler yaşandı ancak uçak yine de güvenli şekilde indi. ​Bu gelişmeler üzerine Yemenliler Suudi Arabistan'ı uyardı: 'Eğer ablukayı kaldırmazsanız, biz de sizin kara, deniz ve hava yollarınızı kapatır, ticaretinizi ve petrol akışınızı engelleriz.' Mevcut gerginlik ve savaş bu şekilde başladı. ​Ancak Amerika ile savunma anlaşmalarına ve güçlü silah depolarına güvenen İbn Selman, bu güç sarhoşluğuyla Husilere ve müttefiklerine karşı bu hamleyi yaptı. Planları ortaktı: Lübnan hükümeti, Fransa, ABD ve İsrail birlikte Hizbullah işini bitirecek; Suudi Arabistan, ABD ve Türkiye, Irak'taki Haşdi Şabi işini bitirecek; Hamas'ı zaten hallettiklerini düşünüyorlardı. ​Onlara göre direnişin güçlü kaldığı tek cephe, İsrail'e zor anlar yaşatan Yemen'di."
20
8
4
24
9,896
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati: ​"İstanbul'da Türkiye Dışişleri Bakanı ile bir araya geldim. Görüşmede, Mısır'ın, Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 yılında Fayiz el-Serrac ile Türkiye arasında Akdeniz'de deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin imzalanan mutabakat muhtırasını onaylamasını kesin bir dille reddettiğini vurguladım. Türk Bakan ise Mısır'ın endişelerini anladığını ve bu konuda istişarelerin sürdürülmesinin önemini belirtti."
Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatı Libya Temsilciler Meclisi tarafından onayladı. Libya Temsilciler Meclisinden yapılan açıklamada, Meclisin Bingazi’de toplandığı belirtildi. Temsilciler Meclisinin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin 2019’da imzalanan Mutabakat Muhtırasını oy birliğiyle onayladığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Temsilciler Meclisi ayrıca, Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türk hükümeti arasında imzalanan iki mutabakat zaptının onaylanmasının reddine ilişkin 2020 tarihli (1) sayılı Temsilciler Meclisi Kararını oy birliğiyle iptal etti." Türkiye-Hafter ilişkileri kötü olduğu dönemde Trablus'taki yönetimle imzalanan anlaşma Libya Temailciler Meclisi tarafından reddedilmişti. Libya Temailciler Meclisi'nin aldığı bu karar İsrail'in Doğu Akdeniz'deki planlarına güçlü bir darbe olarak değerlendiriliyor.
3
2
8
6,605