CUMHURİYET HALKTIR!
CUMHURİYET HAKTIR!
HAK KUVVETİN ÜSTÜNDEDİR!
HAKKIMIZ OLAN CUMHURİYETİ KORUYACAK, HALKIN CUMHURİYETİNİ KURACAĞIZ!
Cumhuriyet, bir halkın kul olmaktan yurttaşlığa, saltanattan millî egemenliğe, emperyalist boyunduruktan bağımsızlığa yürüyüşüdür. 29 Ekim 1923; milletin kendi kaderini eline almasının tarihsel ifadesidir.
Atatürk’ün “Hak kuvvetin üstündedir” sözü, Cumhuriyet’in kuruluş iradesini anlatmaktadır. Ancak hak, kendiliğinden üstün gelmez. Hak; bilincine varan, ona sahip çıkan ve onu savunmak için örgütlenen halkın gücüyle kuvvetin üstüne çıkar.
Cumhuriyet halktır; onu saraylarda oturanlar değil, Anadolu’nun yoksul köylüleri, işçileri, kadınları, gençleri, askerleri ve aydınları kurmuştur.
Cumhuriyet haktır; çünkü bağımsız yaşamak, egemenliği elinde tutmak, insanca çalışmak, özgürce düşünmek, parasız eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmak halkın en temel hakkıdır.
Bugün Cumhuriyet’in kurucu değerleri, saray merkezli, kişiye bağlı başkanlık rejimi eliyle tasfiye edilmektedir. Millî egemenlik etkisizleştirilmekte, Meclis işlevsizleştirilmekte, yargı siyasal baskının aracına dönüştürülmektedir. Laik ve bilimsel eğitim geriletilmekte; fabrikalarımız, madenlerimiz, limanlarımız ve kamusal birikimimiz yerli ve yabancı tekellere devredilmektedir.
Bir avuç tefeci-bezirgân servetine servet katarken işçilere güvencesizlik ve ölüm, emeklilere yoksulluk, gençlere işsizlik ve geleceksizlik düşmektedir. Halkın söz, örgütlenme ve protesto hakkı baskı altına alınırken tarikatlara, tekellere ve emperyalist merkezlere yeni ayrıcalıklar tanınmaktadır.
Cumhuriyet’i savunmak, geçmişi törenlerle anmak değildir. Cumhuriyet’i savunmak; halkın egemenliğini, ülkenin bağımsızlığını, emeğin haklarını, laikliği, kamuculuğu ve bilimin yol göstericiliğini savunmaktır.
Bizim Cumhuriyetimizde egemenlik sarayların değil halkın, ekonomi tekellerin değil milletin hizmetinde olacaktır. Fabrikalar, madenler, enerji kaynakları ve stratejik kuruluşlar kamulaştırılacak; üretim halkın ihtiyaçlarına göre planlanacaktır. Eğitim ve sağlık parasız, laik, bilimsel ve kamusal olacaktır. İşçiler örgütlü, kadınlar özgür, gençler geleceğinden emin olacaktır.
Cumhuriyet Devrimi, bilimsel sosyalizmin yol göstericiliğinde emekçi halkın iktidarıyla tamamlanacaktır. Türkiye yeniden bağımsız, laik, kamucu, üreten ve paylaşan bir ülke hâline getirilecektir.
Atatürk, Aralık 1920’de milletimize düşen tarihsel görevi şu sözlerle ortaya koymuştur:
«“Herhalde dünyada hak denen bir şey vardır ve hak kuvvetin üstündedir. Ulusun, haklarının bilincine varmış olup onların savunma ve korunması için her türlü özveriye hazır olduğuna dünyanın inanması gerekir. İşte düşmanlarımızın davranışı, ulusumuzu bu bilinçten ve bu özveri duygusundan yoksun sanmalarından ileri gelmiştir.”»
Ve yine uyarmıştır:
«“Bir ulus, varlığı ve hakları için bütün gücü ile, bütün düşünce ve maddi güçleriyle ilgisiz kalırsa, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını güven altına almazsa, onun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.”»
Bugün görevimiz açıktır: Cumhuriyet’i tasfiye etmek isteyenlere karşı haklarımızın bilincine varmak, kendi gücümüze dayanmak ve milletimizin bütün düşünce ve maddi kuvvetlerini örgütlemektir.
Varlığımızı ve bağımsızlığımızı emperyalist merkezlerin, sarayların ve tekellerin kuvvetine değil; emekçi halkımızın örgütlü gücüne dayanarak güvence altına alacağız. Hakkımız olan Cumhuriyet’i koruyacak, onu halkın iktidarıyla tamamlayacak ve Halkın Cumhuriyeti’ni kuracağız.
YAŞASIN CUMHURİYET!
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!
#29EkimCumhuriyetBayramı
#29Ekim1923
AYNI AKŞAM BEŞ İŞÇİ: BU RANT DÜZENİNDEN PAYIMIZA ÖLÜM DÜŞÜYOR!
26 Ekim akşamı Bayrampaşa’da İSKİ’nin altyapı çalışması sırasında meydana gelen göçükte 36 yaşındaki işçi Ali Demirci, toprak ile demir boru hattı arasında sıkışarak yaşamını yitirdi. Saatler sonra Antalya Kepez’de bir inşaat şantiyesini vuran hortum, işçilerin barındığı iki konteyneri parçaladı; dört işçi hayatını kaybetti, bir işçi yaralandı. Aynı akşam beş emekçi daha iş cinayetlerinde aramızdan alındı.
Antalya’daki şantiyeye ilişkin yeni bilgiler, işçilerin barındığı konteynerlerin zemine sabitlenmediğini göstermektedir. İşçilerin yaşam alanı olarak kullanılan yapılar, en temel güvenlik önlemleri alınmadan şantiye kenarına bırakılmıştır. Meteorolojinin sarı kodlu uyarısına rağmen işçiler güvenli bir yere tahliye edilmemiştir. Hortum konteynerleri parçalamış; fakat işçileri ölüme götüren koşulları hortum değil, kâr uğruna alınmayan önlemler yaratmıştır.
Bir yanda milyonlarca liraya satılan daireler, göğe yükselen rezidanslar ve büyüyen müteahhit servetleri; diğer yanda zemine dahi sabitlenmemiş konteynerlerde yaşamaya mahkûm edilen işçiler vardır. Şantiyeler patronlar için servet üretirken işçiler için çalışma, barınma ve ölüm alanlarına dönüştürülmektedir.
Olayın ardından müteahhit ve şantiye şefinin de aralarında bulunduğu dört kişinin gözaltına alınması yeterli değildir. Sorumluluk yalnızca birkaç kişiye yüklenerek dosya kapatılamaz. Ana yükleniciden taşeronlara, yapı denetim kuruluşlarından iş güvenliği firmasına, belediyeden Bakanlığa kadar bütün sorumluluk zinciri araştırılmalıdır.
Bayrampaşa’da yaşanan ölüm de bu düzenin diğer yüzüdür. İSKİ personeli Ali Demirci’nin çalıştığı kazı alanında göçüğü önleyecek tahkimatın bulunup bulunmadığı, düşmeye karşı hangi güvenlik önlemlerinin alındığı, çalışma sahasında görevli teknik personelin ve iş güvenliği uzmanının olup olmadığı kamuoyuna açıklanmalıdır.
Kamu kurumu olmak işçi sağlığı ve güvenliği sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; tam tersine artırır. İşçinin canı söz konusu olduğunda iktidar ya da muhalefet belediyesi, kamu kurumu ya da özel şirket ayrımı yapılamaz. İşçiyi korumayan, denetim görevini yerine getirmeyen ve ihmali bulunan herkes hesap vermelidir.
Bu ölümler “iş kazası” değildir. Önlenebilir olduğu hâlde önlenmeyen her işçi ölümü sınıfsal bir cinayettir. Antalya’da işçileri sabitlenmemiş konteynerlerde barındıran anlayışla Bayrampaşa’da bir işçiyi güvenli olmayan kazı alanında çalıştıran anlayış aynıdır: Daha az maliyet, daha hızlı iş ve daha fazla kâr için emekçinin yaşamını hiçe saymak.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak talep ediyoruz:
- Antalya’daki konteynerlerin neden sabitlenmediği, hangi standartlara göre kurulduğu ve meteoroloji uyarısına rağmen işçilerin neden tahliye edilmediği açıklanmalıdır.
- Ana yüklenici, taşeronlar, yapı denetim kuruluşu ve iş sağlığı ve güvenliği hizmetini veren firma kamuoyuna duyurulmalıdır.
- Bayrampaşa’daki kazı alanının risk değerlendirmesi, tahkimat planı, denetim tutanakları ve sorumlu teknik personel bilgileri yayımlanmalıdır.
- İSKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ali Demirci’nin ölümündeki idari ve teknik sorumluluğu bütün açıklığıyla ortaya koymalıdır.
- Her iki olay bağımsız uzmanların, meslek odalarının ve sendikaların katılımıyla araştırılmalı; ihmali bulunan bütün kişiler ve kurumlar yargı önünde hesap vermelidir.
- Bütün şantiyelerdeki işçi barınma alanları ile altyapı kazıları derhal denetlenmeli; hayati tehlike bulunan işlerde üretimi durdurma hakkı işçilere ve sendikalara verilmelidir.
- İşçi sağlığı ve güvenliği patronların satın aldığı bir hizmet olmaktan çıkarılmalı, kamu ve işçilerin kontrolüne dayalı bir sisteme dönüştürülmelidir.
İşçiler binaları yükseltiyor, kentleri ayakta tutuyor, suyu ve altyapıyı halka ulaştırıyor. Ancak bu rant ve sömürü düzeninden onların payına yoksulluk, güvencesizlik ve ölüm düşüyor.
Bu düzen değişmeden iş cinayetleri sona ermeyecektir.
İŞÇİ CİNAYETLERİNİN SORUMLULARI HESAP VERECEK!
Gazeteciler tutuklanırken hırsızlık ve yolsuzluk düzeni korunuyor.
“Terörsüz Türkiye” ve yeni anayasa söylemleriyle Cumhuriyet’in ulusal, laik ve kamusal temelleri aşındırılırken; Mekke İttifakı üzerinden Mehmetçik emperyalist-siyonist planların jandarması yapılmak isteniyor.
SCP Genel Başkanı Gürkan Koç, Yarınlar TV’de Türkiye’ye dayatılan bu bütünlüklü planı ve halkçı seçeneği anlattı:
Cumhuriyet’i geçmişe döndürmek değil; kamuculukla, tam bağımsızlıkla ve emekçi halkın doğrudan iktidarıyla ileri taşımak… Cumhuriyetçi ve ilerici bütün güçleri Vatan ve Emek Cephesi’nde birleştirmek!
youtu.be/PB5a-XDHnH8
#GürkanKoç #YarınlarTV #VatanVeEmekCephesi
bildiri retweeted
İSTANBUL BAROSUNUN CUMHURİYETÇİ ÇİZGİYE DÖNÜŞÜNÜ SELAMLIYORUZ
“İstanbul Barosu geleneksel çizgisine dönmüştür. Müdafaa-i Cumhuriyet, Müdafaa-i Vatan, Müdafaa-i Hukuk, Müdafaa-i Avukat için buradayız.”
Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın bu sözlerini, ülkemizin içinden geçtiği tarihsel dönemin bilinciyle yapılmış önemli bir irade beyanı olarak görüyoruz.
Fethullahçı Gladyo, AKP ve PKK’nın; Cumhuriyet’e ve Türk ordusuna karşı aynı cephede buluştuğu Balyoz ve Ergenekon kumpasları döneminde; Cumhuriyet’in, hukukun ve kumpas mağdurlarının yanında cesaretle duran Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın yeniden İstanbul Barosu Başkanlığına seçilmesini kutluyoruz.
Bugün Türkiye, daha büyük bir tarihsel tehdidin yeni biçimiyle karşı karşıyadır.
AKP-MHP - DEM Parti arasında “Terörsüz Türkiye”, “barış” ve “yeni anayasa” gündemi etrafında kurulan fiilî mutabakat; Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini, üniter devlet yapısını ve yurttaşlık temelini tartışmaya açmaktadır. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın sömürge valisi edasıyla sarf ettiği “Meşruiyet veriyoruz, büyük değişiklikler göreceksiniz” sözleri, yürütülen sürecin dış bağlantılarını ve Washington’ın Türkiye’ye biçtiği rolü göstermektedir.
İçeride kurulan bu düzen dış politikada da devam ettirilmek istenmektedir. Türkiye’nin askerî gücü, ABD ve İsrail’in bölgesel planları doğrultusunda kullanılmak; Mehmetçik, vatanlarını savunan halklara yönelen emperyalist saldırganlığın jandarması hâline getirilmek istenmektedir.
Bir tarafta gazeteciler, öğrenciler, gençler, işçiler, öğretmenler ve hak arayan yurttaşlar keyfi şekilde gözaltına alınmakta, tutuklanmakta ve baskı altına alınmaktadır. Diğer tarafta mafya-tarikat-rant düzeninin suç ortakları, kamu kaynaklarını yağmalayanlar ve halkın geleceğini çalanlar dokunulmadan dolaşmaktadır.
Hukukun güçlüye ayrı, halka ayrı uygulandığı yerde hukuk devleti yoktur. Savunmanın susturulduğu yerde adalet; basının baskı altına alındığı yerde halkın haber alma hakkı; yargının siyasal iktidara bağlandığı yerde Cumhuriyet yaşayamaz.
Böyle bir dönemde barolara ve avukatlara büyük bir tarihsel sorumluluk düşmektedir.
İstanbul Barosu; tam bağımsız ve laik Cumhuriyet’in, hukuk devletinin, bağımsız yargının, savunma hakkının, avukatların mesleki güvencelerinin ve halkın temel haklarının yılmaz savunucusu olmalıdır. Baro, yalnızca mesleki sorunlarla ilgilenen bir kuruluş değil; hukukun ve Cumhuriyet’in savunma mevzisini olmalıdır.
Biz sosyalistler açısından Cumhuriyet’i, vatanı, hukuku ve savunma hakkını korumak, emek mücadelesinin dışında veya önünde bulunan ayrı bir görev değildir. Bunlar, emekçi halkın örgütlenebilmesinin, hak arayabilmesinin ve iktidar mücadelesi verebilmesinin vazgeçilmez koşullarıdır.
Sınır boyunda vatanı savunan da, fabrikada üreten de, tarlayı ekip biçen de, okullarda çocuklarımızı yetiştiren de, hastanelerde yaşamı koruyan da emekçi halktır. Vatanın bağımsızlığı ile emeğin kurtuluşu, Cumhuriyet’in savunulması ile halkın iktidar mücadelesi birbirinden ayrılamaz.
Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın İstanbul Barosu Başkanlığına yeniden seçilmesi Cumhuriyet, vatan, hukuk ve emek eksenindeki toplumsal yönelişin son dönemdeki en önemli işaretlerinden biridir.
Önümüzdeki dönem; barolarda, sendikalarda, meslek odalarında, üniversitelerde, mahallelerde, fabrikalarda ve tarlalarda Vatan ve Emek güçlerinin birleştiği bir dönem olacaktır.
Cumhuriyet’i savunanlarla emeği savunanlar aynı cephede buluşacaktır.
İstanbul Barosunun geleneksel Cumhuriyetçi çizgisine dönüşünü selamlıyor; Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ı, seçilen yönetim kurulunu ve Cumhuriyetçi Güç Birliğini kutluyoruz.
Müdafaa-i Cumhuriyet, Müdafaa-i Vatan, Müdafaa-i Hukuk ve Müdafaa-i Emek için mücadeleyi büyüteceğiz.
KÖMÜRÜ MADENCİ ÇIKARIR, ÖLÜMÜ KÂR DÜZENİ ÜRETİR!
Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesinde, Demir Madencilik’e ait özel kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında maden işçileri Cengiz Bölükbaşı, Recep Çolakoğlu ve Murat Kaya yaşamını yitirmiştir.
Patlamada yaralanan Cemal Arslan, Okan Dinçer, Soner Dinçer, Ercan Akdal ve Kurtuluş Elmas’a acil şifalar diliyoruz. Yaşamını yitiren maden emekçilerinin ailelerine, yakınlarına ve bütün madenci camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.
Ancak yalnızca yas tutmak yetmez. Bu ölümlerin hesabını sormak, yeni iş cinayetlerini önlemek ve madencilerin yaşam hakkını savunmak zorundayız.
Metan gazı, yer altı madenciliğinin bilinmeyen veya öngörülemeyen bir tehlikesi değildir. Ölçülebilen, sürekli izlenebilen ve gerekli önlemler alındığında patlaması engellenebilen bir risktir. Havalandırma, gaz ölçüm sistemleri, otomatik enerji kesme düzenekleri, acil tahliye planları ve bağımsız denetimler eksiksiz işletilmek zorundadır.
Bu nedenle üç madencinin yaşamını yitirmesi “kaza”, “talihsizlik” veya “kader” denilerek geçiştirilemez. Asıl sorular şunlardır:
Metan seviyesi neden zamanında belirlenmedi? Gaz ölçüm cihazları ve alarm sistemleri çalışıyor muydu? Havalandırma yeterli miydi? Patlama riskine rağmen üretime devam mı edildi? İşçilerin veya teknik personelin daha önce yaptığı uyarılar var mıydı? Ocak en son ne zaman ve hangi kapsamda denetlendi? Eksiklikler belirlenmişse üretim neden durdurulmadı?
İSİG Meclisinin verilerine göre 2013–2025 yılları arasında en az 1.267 maden işçisi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Bu tablo, karşı karşıya olduğumuzun münferit kazalar değil; işçinin yaşamını patronların kârına feda eden bir üretim ve denetim düzeni olduğunu göstermektedir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak taleplerimiz açıktır:
- Patlamanın bütün teknik ve idari nedenleri bağımsız bir kurul tarafından araştırılmalıdır.
- Kurulda Maden Mühendisleri Odası, işçi sendikaları, işçi temsilcileri ve yaşamını yitiren madencilerin aileleri yer almalıdır.
- Ocağa ait gaz ölçüm kayıtları, havalandırma verileri, risk değerlendirmeleri, işçi şikâyetleri ve geçmiş denetim raporları kamuoyuna açıklanmalıdır.
- Soruşturma tamamlanıncaya ve bütün güvenlik koşulları sağlanıncaya kadar ocakta üretim durdurulmalıdır.
- İşletme sahipleri, yöneticiler ve denetim görevini yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkındaki iddialar ayrıcalık tanınmadan soruşturulmalıdır.
- Sorumluluk işçilere veya birkaç alt düzey çalışana yüklenmemeli; karar ve denetim zincirinin tamamı hesap vermelidir.
- Yaralı işçilerin bütün tedavi giderleri karşılanmalı; yaşamını yitirenlerin ailelerinin ekonomik ve sosyal hakları güvence altına alınmalıdır.
- Bölgedeki bütün özel maden ocakları işçi ve mühendis temsilcilerinin katılımıyla derhal denetlenmelidir.
- Madencilikte taşeronlaştırma ve güvencesiz çalışma ortadan kaldırılmalıdır.
- Kömür işletmeleri kamu mülkiyetine alınmalı; üretim işçilerin, sendikaların ve mühendislerin etkin denetimi altında yürütülmelidir.
Madencinin yaşamı patronun kârından değerlidir. Yerin yüzlerce metre altında çalışan emekçilerin eve sağ dönmesi bir ayrıcalık değil, vazgeçilmez bir haktır.
Grizu kader değildir!
İş cinayetlerinin hesabı sorulmalıdır!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
VATANINI SAVUNAN YEMEN HALKININ VE ENSARULLAH’IN YANINDAYIZ!
Ensarullah, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarına karşı Riyad’daki Savunma Bakanlığını ve Aramco tesislerini hedef aldığını açıklamıştır.
Yemen halkı yıllardır bombardımanlara, ablukaya, açlığa ve ülkesini parçalamayı amaçlayan emperyalist müdahalelere karşı direnmektedir. Bu savaşın kaynağı Yemen halkının direnişi değil; Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi tarafından desteklenen Suudi Arabistan öncülüğündeki saldırganlıktır.
Saldırganla vatanını savunanı eşitlemiyoruz. Yemen halkının bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunma hakkının yanındayız.
Sivilleri ve sivil tesisleri hedef alan her saldırıya karşıyız. Ancak sivil kayıplar gerekçe gösterilerek Suudi hanedanının yıllardır Yemen’de sürdürdüğü bombardıman, abluka ve yıkım siyaseti aklanamaz. Yemen halkının kendini savunma iradesi bu gerekçelerle kırılamaz.
Bugün “Mekke Ortak 'Savunma' Anlaşması” ve ardından getirilmek istenen tezkereyle Türkiye de; bu haksız, hukuksuz saldırının içine çekilmek istenmektedir. Mehmetçik, Suudi hanedanını ve Aramco’nun petrol çıkarlarını korumak için Yemen halkının karşısına çıkarılamaz.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak çağrımız açıktır:
- Yemen’e yönelik saldırılar ve abluka derhal sona erdirilmelidir.
- Mekke Ortak "Savunma" Anlaşması TBMM’de reddedilmelidir.
- Suudi Arabistan’a asker gönderilmesini öngören hiçbir tezkereye izin verilmemelidir.
- Türkiye; ABD–İsrail ekseninin ve işbirlikçi Körfez saltanatlarının savaş planlarından çıkmalıdır.
- Yemen’in egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir.
Vatanını emperyalizme, siyonizme ve işbirlikçi Körfez saltanatlarına karşı savunan Yemen halkının ve Ensarullah’ın yanındayız!
MEHMETÇİK SUUDİ HANEDANININ VE PETROL TEKELLERİNİN JANDARMASI OLAMAZ!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
23 Ekim 2026
#YemenHalkınınYanındayız #MekkeTezkeresineHayır #MehmetçikYurtSavunmasıİçindir #EmperyalizmeHayır #SiyonizmeHayır #SCP
MEKKE TEZKERESİNE HAYIR!
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasına ilişkin kanun teklifi TBMM’ye sunuldu. Anlaşmanın kabulünün ardından Türk askerinin Suudi Arabistan’a gönderilmesine yönelik bir tezkerenin gündeme getirilmesi bekleniyor.
Bu anlaşma sıradan bir askerî iş birliği değildir. Türkiye’yi sınırları belirsiz bölgesel çatışmalara sürükleme; Mehmetçiği Suudi hanedanının, petrol yollarının ve emperyalist güç hesaplarının hizmetine verme girişimidir.
Kâbe bütün Müslümanların kutsalıdır; Suudi hanedanının mülkü ve savaş politikalarının kalkanı değildir. “Mekke” adı kullanılarak halkımızın inançları sömürülemez, açık uçlu askerî yükümlülükler kabul ettirilemez.
Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilere ve milletvekillerine çağrımızdır:
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasına hayır oyu verin.
Türk askerinin yurt dışına gönderilmesini öngören her türlü tezkereyi reddedin.
Anlaşmanın bütün maddelerinin, eklerinin ve varsa gizli protokollerinin açıklanmasını sağlayın.
Türkiye’nin ABD emperyalizminin, İsrail siyonizminin ve işbirlikçi Körfez saltanatlarının savaş planlarına eklemlenmesine izin vermeyin.
Türkiye halkı; emperyalizme, siyonizme ve işbirlikçi Körfez saltanatlarına karşı vatanını savunan Yemen ve İran’ın yanındadır.
Mehmetçiğin görevi yurt savunmasıdır; Körfez monarşilerinin, soykırımcı Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin jandarması olmak değildir!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#MekkeTezkeresineHayır #MehmetçikYurtSavunmasıİçindir #EmperyalizmeHayır #SiyonizmeHayır #SCP
DOĞAMIZI, SAĞLIĞIMIZI VE GELECEĞİMİZİ SAVUNALIM!
Aydın Emek ve Demokrasi Platformu’nun jeotermal enerji santrallerine (JES) karşı başlattığı mücadeleye, Sosyalist Cumhuriyet Partisi Genel Başkanımız Gürkan Koç ve Aydın İl Örgütümüz destek verdi.
Genel Başkanımız Gürkan Koç, yaptığı açıklamada ülkemizin doğasını, halkımızın ve çocuklarımızın sağlığını korumak için mücadele edenlerin yanında olduklarını belirterek Aydın halkını mücadeleyi büyütmeye ve platformun çalışmalarına destek vermeye çağırdı.
Bu ülkenin doğasını, suyunu ve toprağını sermayenin çıkarlarına teslim etmeyeceğiz! Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak doğamızı ve yaşam alanlarımızı savunanlarla birlikte mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
GAZETECİLİĞİ SUÇ, KUMPASI HUKUK YAPAMAZSINIZ!
MURAT AĞIREL DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR!
Gazeteci Murat Ağırel’in “örgüte yardım” iddiasıyla tutuklanmasının ardından ortaya çıkan bilgiler, bir gazetecilik faaliyetinin nasıl tersine çevrilerek suçlamaya dönüştürüldüğünü göstermektedir.
Barış Terkoğlu’nun aktardığı bilgilere göre Murat Ağırel:
- Kendisine ulaşan kişilerin iddialarını peşinen doğru kabul etmemiş,
- Belgesiz haber yapmayı reddetmiş,
- İddiaların kanıtlanması için banka kayıtları ve dekontlar istemiş,
- Hakkında iddiada bulunulan tarafa yanıt hakkı tanımış,
- Kendisine verilen belgenin doğruluğu tartışmalı hale gelince haberi yayımlamamıştır.
Bunların hiçbiri suç değildir. Bunların tamamı gazetecilik ahlakının ve kamusal sorumluluğun gereğidir.
Ağırel’in, iddiaları Sarıgül ailesine haber verdiği ileri sürülmektedir. Oysa aktarılan temas sıralamasına göre Sarıgül ailesinin avukatı önce gazeteci Timur Soykan’a ulaşmış, Ağırel ile görüşme bundan sonra gerçekleşmiştir. Üstelik Murat Ağırel, kaynağına karşı tarafla görüşeceğini önceden bildirmiş ve görüşmenin ardından verilen yanıtı da aktarmıştır.
Bir gazetecinin iddiayı muhatabına sorması “örgüte yardım” değil, yanıt hakkıdır. Belgeyi doğrulamaya çalışması suç değil, gazeteciliktir. Doğruluğundan emin olmadığı bir haberi yayımlamaması ise suçun değil, sorumlu yayıncılığın göstergesidir.
Ortaya çıkan tablo ibret vericidir:
Murat Ağırel haberi yayımlasa “belgesiz suçlama yaptı” denilecek, yayımlamasa “örgüte yardım etti” denilmektedir. Böyle bir hukuk mantığında gazetecinin suçlanmayacağı hiçbir seçenek bırakılmamaktadır.
Daha ifadesi tamamlanmadan “tutuklamaya sevk edileceğine” ilişkin bilgi notunun iktidara yakın basına servis edilmesi de kararın hukuki değerlendirmeden önce verildiği kuşkusunu ağırlaştırmaktadır.
Soruşturulması gereken gazetecilik faaliyeti değildir. Araştırılması gereken; ileri sürülen para transferleri, kara para aklama iddiaları, sahte olduğu belirtilen belgeler ve iddia sahiplerinin sözünü ettiği bütün siyasi ve ekonomik bağlantılardır.
Yargı, yalnızca muhalif gazetecilerin üzerine giden seçici bir baskı aracına dönüştürülemez. “Örgüt” kavramı, iktidarın hedef aldığı herkesi içine atan sınırsız bir suçlama çuvalı olarak kullanılamaz.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz:
Murat Ağırel’e yöneltilen suçlamalar gazetecilik faaliyetlerinden ayrıştırılarak bütün açıklığıyla ortaya konulmalı; tutuklama kararı kaldırılmalı ve Murat Ağırel derhal serbest bırakılmalıdır.
Hukuk, gazeteciyi susturmanın ve gerçeğin üzerini örtmenin aracı değildir.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR!
GERÇEĞİ ARAŞTIRANLAR DEĞİL HALKI SOYANLAR YARGILANMALIDIR!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#MuratAğırelSerbestBırakılsın #GazetecilikSuçDeğildir #BasınÖzgürlüğü #SCP
📻 GENEL BAŞKANIMIZ GÜRKAN KOÇ, ŞİRİNNAR RADYO’DA GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ
Sosyalist Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı Gürkan Koç, Dicle Atılmış’ın sunduğu Günün İlk Işığında programında Türkiye’nin ve bölgemizin gündemindeki önemli gelişmeleri değerlendirdi.
🔴 Yeni Ortadoğu düzeni ve Mekke Antlaşması
🔴 Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ve Türkiye’nin cepheye sürülmesi
🔴 Okullarda ve toplumda artan şiddet olayları
🔴 Fon yolsuzluğu
Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini ilgilendiren bu başlıklara ilişkin değerlendirmelerin tamamını canlı yayın kaydından izleyebilirsiniz.
📺 Canlı yayın kaydı:
youtube.com/live/S5ly3X_1LGQ…
#SCP #GürkanKoç #ŞirinnarRadyo #GününİlkIşığında
🔴 CANLI YAYINDA!
Sosyalist Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı Gürkan Koç, Şirinnar Radyo’da Dicle Atılmış’ın sunduğu Günün İlk Işığında programında gündemi değerlendiriyor.
📌 Yeni Ortadoğu düzeni ve Mekke Antlaşması
📌 Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ve Türkiye’nin cepheye sürülmesi
📌 Okullarda ve toplumda artan şiddet olayları
📌 Fon yolsuzluğu
Türkiye’nin ve bölgemizin geleceğini ilgilendiren bu önemli başlıklara ilişkin değerlendirmeleri canlı yayında takip edebilirsiniz.
📺 Canlı yayını izlemek için:
youtube.com/live/S5ly3X_1LGQ…
#SosyalistCumhuriyetPartisi #GürkanKoç #ŞirinnarRadyo
📻 GENEL BAŞKANIMIZ GÜRKAN KOÇ, ŞİRİNNAR RADYO’DA CANLI YAYINDA!
Sosyalist Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı Gürkan Koç, 16 Ekim Cuma günü saat 09.00’da, Dicle Atılmış’ın sunduğu Günün İlk Işığında programının konuğu olacak.
Canlı yayında Türkiye’nin ve bölgemizin gündemindeki önemli başlıklar değerlendirilecek:
🔴 Yeni Ortadoğu düzeni ve Mekke Antlaşması
🔴 Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ve Türkiye’nin cepheye sürülmesi
🔴 Okullarda ve toplumda artan şiddet olayları
🔴 Fon yolsuzluğu
Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini ilgilendiren gelişmeleri, bu gelişmelerin arka planını ve Türkiye’nin önündeki sorunları birlikte değerlendireceğiz.
📅 16 Ekim 2026 Cuma
🕘 09.00
📻 Şirinnar Radyo | Canlı Yayın
#SCP #GürkanKoç #ŞirinnarRadyo #GününİlkIşığında
ÇOCUKLARIN ÇIĞLIĞI CEZASIZLIKLA BOĞULAMAZ!
Kur’an’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler hakkında, sekiz yaşındaki Hifa İkra’ya yönelik cinsel istismar suçlamasıyla açılan davada “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre savcılık, şikâyetin gecikmesini ve olay sırasında tanık bulunmamasını beraat talebine dayanak yapmış; davaya katılma, gizlilik kararının kaldırılması ve mütalaaya karşı süre verilmesi talepleri mahkemece reddedilmiştir.
Çocuklara yönelik istismar çoğu zaman kapalı kapılar ardında gerçekleşirken tanık bulunmamasının; baskı ve korku altındaki bir annenin şikâyetinin gecikmesinin sanık lehine gerekçeye dönüştürülmesi, adalet duygusunu ağır biçimde yaralamıştır.
Fatma Nur Çelik, kızının uğradığını ileri sürdüğü istismarın araştırılması için kurumların kapısını çalmış, adliye önünde nöbet tutmuş ve “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” diyerek kamuoyuna seslenmişti. Fatma Nur ile kızı Hifa İkra’nın daha sonra şüpheli biçimde yaşamlarını yitirmesi, geride yanıtlanmayı bekleyen ağır sorular bırakmıştır.
Verilen beraat kararı bu soruları ortadan kaldırmamaktadır:
- Fatma Nur ile Hifa İkra’nın ölümleri bütün yönleriyle araştırılmalı,
- Beraat kararı istinaf incelemesine taşınmalı,
- Koruma taleplerini karşılıksız bırakan ve görevini ihmal eden kamu görevlileri belirlenmeli,
- Dava sürecinde ileri sürülen raporlar ve bütün deliller çocukların üstün yararı gözetilerek yeniden değerlendirilmelidir.
Hiçbir vakıf, tarikat veya cemaat; kadınların ve çocukların yaşam hakkından, kamu denetiminden ve hukuk önünde hesap verme yükümlülüğünden üstün değildir.
Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada Cumhuriyet’in yolunu açıkça göstermiştir:
“Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.”
Bu tarihsel uyarı bugün de bütün güncelliğini korumaktadır. Türkiye şeyhlere bağlı müritlerin değil, özgür Cumhuriyet yurttaşlarının ülkesidir.
Çocukların korunması tarikatlara ve sözde hayır kurumlarına bırakılamaz. Bu görev; laik, bilimsel ve kamucu bir sosyal devletin asli sorumluluğudur. Kamu kurumlarını cemaat ve tarikat ilişkilerinden arındırmadan çocuklarımızı koruyamayız.
Fatma Nur ve Hifa İkra’nın ardında bıraktığı sorular yanıtsız bırakılamaz.
Beraat, gerçeğin üzerini örtemez!
Fatma Nur ve Hifa İkra için adalet istiyoruz!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#FatmaNurVeHifaİkraİçinAdalet #ÇocukİstismarınaSon #CezasızlığaSon #Laiklik #SCP
YAĞMUR DOĞALDIR, FELAKET RANT DÜZENİNİN ESERİDİR!
İstanbul’da etkili olan şiddetli yağış sonucunda biri çocuk iki yurttaşımızı kaybettik. Binlerce ihbar yapıldı; yüzlerce evi ve iş yerini su bastı, dereler taştı, yollar ve ulaşım hatları kullanılamaz hale geldi.
Yaşamını yitiren yurttaşlarımızın ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyor, felaketten etkilenen bütün halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Ancak bu tabloyu yalnızca “çok yağmur yağdı” diyerek açıklamak, siyasal ve idari sorumluluğun üzerini örtmektir.
Yağmur bir doğa olayıdır. Onu felakete dönüştüren; kenti yıllardır arsa ve inşaat rantına göre biçimlendiren düzendir.
Çarpık kentleşme yalnızca plansızlık değildir. Kent planlarının halkın ihtiyaçlarına değil sermayenin kısa vadeli kazancına göre değiştirilmesidir. Dere yataklarının ve su havzalarının yapılaşmaya açılması, toprağın betonla kaplanması, yeşil alanların azaltılması, yapı yoğunluğu artarken yağmur suyu altyapısının aynı ölçüde geliştirilmemesi bu düzenin sonuçlarıdır.
Uyarı yapmak, kriz masası kurmak ve felaket gerçekleştikten sonra ekip göndermek elbette gereklidir; fakat yeterli değildir. Gerçek afet yönetimi, can kaybı yaşanmadan önce başlar. Riskli bölgeler belirlenir, altyapı yenilenir, dereler korunur, elektrik sistemleri denetlenir ve halkın güvenli barınma hakkı güvence altına alınır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak çözümün halk için planlı ve kamucu şehircilikte olduğunu vurguluyoruz:
- Kent planları parsel ve inşaat rantına göre değil; havza bütünlüğü, bilimsel veriler ve halkın ihtiyaçları temelinde hazırlanmalıdır.
- Dere yatakları, taşkın alanları, su havzaları ve kent ormanları kesin biçimde yapılaşmaya kapatılmalıdır.
- Yağmur suyu ve kanalizasyon sistemleri ayrılmalı; su tutma havuzları, geçirgen yüzeyler ve yeşil koridorlar yaygınlaştırılmalıdır.
- Riskli bölgelerde yaşayan yurttaşlar yerinden edilmeden, borçlandırılmadan ve müteahhitlerin insafına bırakılmadan güvenli konutlara kavuşturulmalıdır.
- Elektrik, ulaşım ve altyapı sistemleri kamusal denetim altında yenilenmelidir.
- Afet risk haritaları, imar değişiklikleri, altyapı bütçeleri ve kamu ihaleleri halkın denetimine açılmalıdır.
- Mahallelerden başlayarak halkın katıldığı kalıcı afet kurulları oluşturulmalıdır.
Yıllardır İstanbul’u yöneten merkezi ve yerel bütün idareler, rant uğruna alınan imar kararlarının ve ertelenen altyapı yatırımlarının hesabını vermelidir.
İstanbul bir avuç inşaat ve finans çevresinin yatırım sahası değil, milyonlarca yurttaşın yaşam alanıdır.
Çare; rant için değil halk için planlanan, bilimsel, kamucu ve halkçı bir şehirciliktir.
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#İstanbul #Sel #RantçıKentleşme #KamucuŞehircilik #SCP
MEHMETÇİĞİN GÖREVİ YURT SAVUNMASIDIR, EMPERYALİST-SİYONİST İTTİFAKA JANDARMALIK YAPMAK DEĞİLDİR!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Mekke İttifakı” kapsamında Türkiye’nin Suudi Arabistan’a mümkün olan her türlü askerî desteği vermesini buyurmuştur. Bu, sıradan bir dış politika açıklaması değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerini Yemen’deki savaşın, Kızıldeniz’de giderek büyüyen emperyalist saldırının içine çekmeye yönelik, İran'a ve emperyalist-siyonist saldıraya cevap veren Direniş Ekseni'ne karşı tehlikeli bir yönelimin açık ilanıdır.
Mehmetçiğin görevi Suudi hanedanını, petrol yollarını ve Amerikan emperyalizminin bölgesel güç hesaplarını korumak değildir. Türk ordusunun görevi Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini, sınırlarını ve halkımızın güvenliğini savunmaktır.
Kutsal mekânların korunması üzerinden yürütülen hamaset Suudi yönetiminin güvenliğini Türkiye’nin güvenliğiyle özdeşleştiremez. Kâbe bütün Müslümanların kutsalıdır; Suudi hanedanının mülkü ve bölgesel savaş politikalarının kalkanı değildir.
“Mekke İttifakı” adı altında kurulmak istenen askerî mekanizma, Türkiye’yi ABD–İsrail ekseninin bölgedeki kuşatma stratejisine ve Körfez monarşilerinin güvenlik düzenine eklemleme amacı taşımaktadır. Yemen halkını yıllardır açlığa, yıkıma ve ölüme sürükleyen savaşın yeniden büyütülmesi; İsrail’in bölgedeki hareket alanını genişletmekten, emperyalist merkezlerin enerji yolları üzerindeki denetimini güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu nedenle “savunma desteği” denilerek gerçeğin üzeri örtülemez. Silah, istihbarat, hava savunma sistemi, insansız hava aracı personeli, lojistik destek veya asker sevkiyatı arasında siyasal sorumluluk bakımından temel bir fark yoktur. Türkiye’yi savaşın tarafı haline getiren her adım, ülkemizin güvenliğini artırmak yerine yeni tehditlere açık hale getirecektir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz:
- Türk askeri Suudi Arabistan’a, Yemen’e veya Kızıldeniz’deki savaş alanlarına gönderilmemelidir.
- Türkiye’yi bölgesel emperyalist-siyonist saldırıya ortak edecek askerî, istihbari ve lojistik faaliyetler derhal durdurulmalıdır.
- “Mekke İttifakı”nın bütün maddeleri ve yükümlülükleri kamuoyuna açıklanmalıdır.
- Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması planlanan askerî anlaşma geri çekilmelidir.
- Yemen’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli; ateşkes, ablukanın kaldırılması ve siyasal çözüm için diplomatik girişimde bulunulmalıdır.
- Türkiye’nin dış politikası emperyalist kampın jandarmalığını yapmak değil; bölge ülkelerinin bağımsızlık, karşılıklı yarar, egemenlik, barış ve emperyalizme/siyonizme karşı dayanışma ilkelerine dayanmalıdır.
Türkiye ne NATO’nun ileri karakolu ne İsrail’in güvenlik kuşağı ne de Körfez monarşilerinin asker deposudur. Mehmetçiğin kanı sarayların güvenliği, petrol tekellerinin kazancı ve emperyalist planlar için dökülemez.Türkiye'nin güvenliği mazlum halklarla ortaklıkta ve dayanışmadadır; emperyalizme ve siyonizme jandarmalıkta değildir.
Bir kez daha söylüyoruz:
Mehmetçiğin görevi yurt savunmasıdır; emperyalist-siyonist ittifaka jandarmalık yapmak değildir!
#Mekkeittifakı
BASININ SESİ KAYYIMLA SUSTURULAMAZ!
Bu sabah Halk TV’nin İstanbul binasına polis girmiş, kanala kayyım atanmış ve canlı yayın durdurulmuştur. Çalışanların binaya alınmayarak bir haber kanalının polisiye yöntemlerle susturulması; yalnızca Halk TV’ye değil, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır.
Operasyonun, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirilmesi ayrıca dikkat çekicidir. Dört gün önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun Halk TV’yi “günün 24 saati yalan haber yapmakla” suçlaması, kanal sahibini hedef alması ve RTÜK’e başvurduklarını açıklaması da ortadadır. Bu zamanlama tek başına bir neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz; ancak basını hedef göstermenin doğurduğu ağır siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Basını hedef göstermeyi bir siyasi tartışma yöntemi sayanlar bilmelidir: İktidarın baskı aygıtına malzeme taşımak eleştiri değil halk düşmanlığıdır.
Bir yayın kuruluşuna ilişkin mali veya hukuki iddialar varsa bunlar bağımsız yargı önünde, şeffaflık ve usul güvenceleriyle soruşturulur. Polis baskını, kayyım ve yayın kesme ise soruşturma değil; susturma yöntemidir.
Kayyım rejimi belediyelerden medyaya uzanarak halk iradesini, basın özgürlüğünü ve kamusal denetimi idari vesayet altına almaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak Halk TV’ye atanan kayyımın derhal kaldırılmasını, yayının yeniden başlatılmasını ve çalışanların görevlerine dönmesini istiyoruz.
Basın özgürlüğü hiçbir iktidarın veya siyasi kliğin lütfu değildir; halkın vazgeçilmez hakkıdır.
BASININ SESİ KAYYIMLA SUSTURULAMAZ!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#HalkTV #BasınÖzgürlüğü #KayyımaHayır #SCP
Gazeteciler değil halkı soyanlar yargılanmalıdır!
Fon soruşturmasına ilişkin iddiaları kamuoyuna taşıyan gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın tutuklanması; basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına ve hukuk devletine yönelik açık bir saldırıdır.
Gazetecilik suç değildir. Soru sormak, iddiaları araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç değildir. Asıl soruşturulması gereken, halkın birikimlerini hedef alan çıkar ilişkileri ve bunların arkasındaki siyasi bağlantılardır.
Gazetecileri gece yarısı gözaltına alarak, haberleri ve paylaşımları tutuklama gerekçesine dönüştürerek gerçeklerin üzeri örtülemez. Yargının basını susturmanın aracına dönüştürülmesi, toplumun gerçeğe ulaşma hakkını ortadan kaldırmaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.
Basın susturulamaz, gerçeklerin üstü örtülemez!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#GazetecilikSuçDeğildir #BasınÖzgürlüğü #ŞabanSevinç #MustafaBalcı #SCP
OKULLARDA ŞİDDETE SON!
ÇOCUKLARIMIZ VE EĞİTİM EMEKÇİLERİ YALNIZ DEĞİLDİR!
Okullar çocuklarımızın, bilimle, sanatla, güvenle ve umutla geleceğe hazırlandığı yerler olmalıdır. Ancak peş peşe yaşanan saldırılar, çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin en temel hakkı olan yaşam hakkını tehdit etmektedir.
Bu saldırılar, “münferit olaylar” denilerek geçiştirilemez. Şiddeti besleyen toplumsal çürüme, kamusal eğitimi zayıflatan, okulları güvencesiz bırakan, rehberlik hizmetlerini ve koruyucu mekanizmaları tasfiye eden politikaların sonucudur. Çocuklarımızın güvenliği piyasanın, gericiliğin ve ihmalkârlığın insafına bırakılamaz. Devlet, her öğrencinin ve eğitim emekçisinin can güvenliğini eksiksiz biçimde sağlamakla yükümlüdür.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak Eğitim-İş’in 11 Ekim’de Ankara’da yükselteceği mücadele çağrısını destekliyoruz. Sendikaları, meslek odalarını, dernekleri, siyasi partileri, velileri ve bütün yurttaşlarımızı; çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkı için ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Mafya-tarikat düzenine karşı çocuklarımızı, eğitim emekçilerimizi ve geleceğimizi savunacağız!
Laik, bilimsel ve güvenli eğitim haktır!
SOSYALİST CUMHURİYET PARTİSİ
#OkullardaŞiddeteSon #YaşamHakkı #LaikBilimselEğitim #Eğitimİş #11Ekim #SCP
Düzenin "Tugayları"
Düzen partileri arasındaki transfer süreçlerine bugün bir yenisi daha eklendi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna CHP Üyesi olarak oturan Cemil Tugay, partisinden ayrılarak AKP'ye katıldı. Böylelikle, ister iktidar kanadında isterse de muhalefet sıralarında olsun, düzen siyasetinin tüm unsurlarının ilkesiz ve programsız yürüttüğü süreçler bir kez daha net bir şekilde görülmüş oldu.
Ortaya çıkan manzarada, Cemil Tugay'ın parti değiştirmesi, tıpkı kendisinden önceki düzen içi transfer örneklerinde olduğu gibi tek başına önemsiz bir detaydır. SCP, düzen içi siyasetlerin benzerliğini ve çözümsüzlüğünü her fırsatta vurgulamaktadır.
Bu düzen, ülkemizdeki siyasal alanı "düzen içi tugaylarla" doldurmaya çalışmaktadır.
Düzenin "Tugayları", ne İzmir'in emekçi halkına ne de tüm yurttaşlarımıza refah ve hizmet getiremez.
Bireysel çıkar ve menfaatlerin ön plana konulduğu, programsızlığın ve ilkesizliğin normalleştiği bu çürümeye karşı düzen dışı, devrimci ve bağımsız bir siyasal hattın örülmesinin hayati olduğu tekrar ve tekrar görülmektedir.
Ülkemiz bu yozlaşmış siyasetler ve siyasetçiler tarafından yönetilmek zorunda değildir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi, bu çürümüşlüğe karşı devrimci ve bağımsız bir hattın oluşturulması için çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir.
#CemilTugayaMesajım
SOMA’DA 5, GELİK’TE 1: MADENCİLERİN KATİLİ AYNI!
Soma’da can veren 5 madenciden sonra, 1 cinayet de Zonguldak Gelik’te.
Ocak çöküyor, madenci Muhammet Çelik can veriyor.
Çöken ocak yine özel işletme.
Paragöz patron yine “masraf” diye iş güvenliği için tedbir almamış, tünellerin tahkimatını sağlam yaptırmamış.
Dahası, işletmenin ruhsatı yok. Yani kaçak ocak.
Özel maden ocakları her yerde cinayet yatağı.
Madencilikte özel işletme taammüden cinayettir.
Milli çıkarlar bakımından cinayettir.
Ekonomik bakımdan, işçinin can güvenliği bakımından cinayettir.
Bütün özel madenler derhal kamulaştırılmalıdır.
















