
Maritime Studies Ph.D @itu1773 | International Relations @Bahcesehir | Public Administration @EMUOFFICIAL #geopolitics #seapower #maritimesecurity
İstanbul, Türkiye
Joined December 2011
- Tweets10.2K
- Following927
- Followers4K
- Likes18.5K
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐USS Theodore Roosevelt Uçak Gemisi Taarruz Grubu'nun Arap Denizine İntikali Hk. Bilgi Notu:
📌ABD Donanması'nın USS Theodore Roosevelt (CVN-71) Uçak Gemisi Taarruz Grubu (CSG), gün içinde Singapur Boğazını geçmiş ve şimdi de Malakka Boğazı'ndan geçiş yapmaktadır.
📌TR CSG'nin 3 dk. önce alınan mevcut konumuna göre Arap Denizi'ndeki deniz ablukası bölgesine ~2.850 deniz mili mesafesi bulunmaktadır.
📌TR CSG hangi gemilerden müteşekkildir?
🔸USS Theodore Roosevelt (CVN-71) Uçak Gemisi
🔸USS Chosin (CG-65) Ticonderoga Sınıfı Güdümlü Mermi Kruvazörü
🔸USS Paul Hamilton (DDG-60) Arleigh Burke Sınıfı Güdümlü Mermi Muhribi
🔸USS Decatur (DDG-73) Arleigh Burke Sınıfı Güdümlü Mermi Muhribi
📌Grubun Arap Denizi'ndeki hedef bölgeye ~2.850 deniz mili mesafede olduğu kabul edildiğinde,
🔸15 knot gibi düşük düşük bir süratle ~8 günde
🔸18 knot gibi ortalama süratle ~6.5 günde
🔸20 knot gibi orta-yüksek süratle ~6 günde
🔸22 knot gibi yüksek bir süratle ~5.5 günde
ulaşması kağıt üzerinde mümkündür.
🔸Elbette bu hesap kitap üstün körü ve kesintisiz/duraksız bir seyrüsefer üzerinden yapılan hesaplamalardır. Gerçek intikal süresi genellikle rota, hava ve deniz koşulları, harekât ihtiyacı ve denizde ikmal faaliyetlerine bağlı olarak değişmektedir.
📌Bu konuşlandırma rotasyon içinse, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını sürdürme ve gerektiğinde askeri baskısını artırma kapasitesi bakımından önem taşımaktadır. Eğer rotasyon için değil de ilave kuvvet konuşlandırılıyorsa, hava harekâtı icra eden platformların yanı sıra hava savunma ve suüstü harbi kabiliyetine sahip refakat gemileriyle birlikte geniş bir deniz alanında hava üstünlüğü, keşif-gözetleme, kuvvet koruma ve gerektiğinde taarruz kapasitesi sağlayabilecek ilave bir kuvvet konuşlandırılacaktır.
📌Bu arada TR CSG'nin doğrudan Arap Denizi'ndeki abluka kuvvetlerine katılmak yerine Hint Okyanusu'nda, bilhassa Malakka Boğazı ile Arap Denizi arasındaki yoğun deniz ulaştırma hatlarında konuşlandırılması ihtimalini de göz ardı etmiyorum.
🔸Zira böyle bir konuşlandırma, ABD'ye Hint Okyanusu'ndaki deniz ulaştırma hatlarının gözetimi, bölgesel deniz varlığının sürdürülmesi ve gerektiğinde farklı harekât alanlarına kuvvet aktarılması bakımından da hareket serbestisi sağlayacaktır.
📌Nihai kararlarını öğrendiğimizde, ABD'nin bölgedeki askeri baskısını sürdürme kapasitesini değerlendirebilmek adına önemli ipuçlarımız olmuş olacaktır.
h/t for map @MarineTraffic
📌USS Chosin (CG 65) ve USS Decatur (DDG 73) refakatinde USS Theodore Roosevelt (CVN-71) Uçak Gemisi Japonya'daki Yokosuka Üssü'nden ayrılmıştır. Görev grubu önce Keen Sword 27 tatbikatına katılacaktır.
🔸Görev Grubu'nun Keen Sword 27 tatbikatının ardından Ortadoğu'da görevlendirileceği, CENTCOM'un görev sahasına intikali beklenmektedir.
🔸Keen Sword 27 tatbikatından sonra Arap Denizine intikal süresi ~6.050 deniz mili içeren bir rota ve ~18-20 knot ortalama seyir sürati varsayımıyla kesintisiz bir seyrüseferle ~12-14 gün sürecektir. Ancak tatbikat takvimi (19-29 Ekim) ve gerçek rota bilinmeden kesin varış tarihi kestirilemeyecektir.
Ersin Elikoğlu retweeted
Değerli akademisyen Ersin Elikoğlu’ndan Trump ara seçim hezimeti sonrası dönem için isabetli bir analiz. Okunması tavsiye edilir. 👇👇👇
Hegemonya merkezindeki karar alma mekanizmalarında ağırlığın Beyaz Saray’dan Kongre komitelerine kayması, Yürütmenin zayıfladığı bir denklemde dış politika ve savunma bütçelerinin özellikle Senato Dış İlişkiler ile Silahlı Kuvvetler komitelerinin tahakkümü altına girmesi anlamına gelir.
Kongre nezdindeki güç sistematiğinde öne çıkan İsrail, Yunan ve Ermeni lobileri bu koşullarda Türkiye’ye karşı yasama kozunu çok daha sert kullanabilir ve siyasi presi yükseltebilir. Türkiye açısından halihazırda var olan tehdidin biraz da somutlaşması bu minvalde vücut bulacaktır.
Demokrat çoğunluğun mimarisinde işleyen bir Kongre, Trump tarzı şahsi pazarlıklara dayalı siyaset metodunu frenlemeyi ve kurumsal Atlantikçi kuşatmayı derinleştirmeyi hedefler. Bu bağlamda akla ilk gelen şey ise Dedeağaç - Girit hattında uzanan Amerikan üsler zincirinin tahkim edilmesi ve Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası kapsamında Atina ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne sağlanan askeri fonların artırılması gibi Türkiye aleyhine olan hamlelerdir. Dahası da var, ABD’nin, savunma sanayii tedarik süreçlerini ve yaptırım mekanizmalarını Türkiye’yi Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de tavize zorlamak için masada tutacaktır.
Türkiye’yi dolaylı yoldan ilgilendiren neticeler itibariyle İran Savaşı mühimdir. Amerikan deniz gücünün sınırları nispeten keskinleşmiş, karada olduğu kadar denizlerde de açıkça ortaya çıkan zafiyetler Hegemonu daha da sertleşmek zorunda bırakmıştır. Hürmüz Boğazı ve Babülmendep ekseninde yaşanan istikrarsızlık, küresel su yollarının ve deniz ulaştırma hatlarının güvenliğini geri dönülmez bir biçimde sarsmıştır.
Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e uzanan su yollarında artan navlun ve savaş sigortası maliyetleri, bu coğrafyalardaki üretim proseslerinin aşınması ve küresel tedarik zincirlerinin kırılması ve dahi mekânsal olarak yeniden tanımlanması durumu, hegemon için küresel pazar ve dünya-sistemdeki jeopolitik basınç yükselişinin kontrolünün zorlaşmasına sebep olmaktadır.
Bugün, Jeopolitik Düalizmin tarihsel sahnesindeki en kritik unsurlardan biri olan Deniz Gücü hegemonu terk etme noktasındadır. Anglofon deniz gücünün zaafları, donanmaların varlık gösterme ve mevcudiyet kurma aşamalarında, fiilen tezahür etmektedir. Bu durumda, Amerikan Donanma Gücü hem Hint-Pasifik’te hem de Ortadoğu ve Körfez’de doğrudan bir yıpranma savaşına saplanmıştır.
Küresel deniz ticaretinin yapısal dönüşüm emareleri göstermesi, klasik üretim/dağıtım sistemlerinin kesintiye uğraması ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar doğrudan Amerikan vergi vericilerini vurarak sandığa etki etmiş görünmektedir.
Deniz ulaştırma hatlarında, deniz düğüm noktaları ve kürenin farklı coğrafyalarındaki su yollarındaki bu aksamalar Türkiye’nin jeopolitik konumuna ve başta enerji güvenliği konusu üzerinden ulusal gücün toplamın oluşturan unsurların seyrine de etki etmektedir. Güney’deki rotalarının, su yollarının riskli hale gelmesi, Türkiye’den geçen kara ve deniz koridorlarının stratejik değerini otomatik olarak artırmaz. Bunu için coğrafi konuma dayanan bir beklenti yetersizdir.
İsrail, İran Savaşı’nın yarattığı kaosu fırsat bilerek Türkiye’yi devre dışı bırakan alternatif ticaret ve enerji hatlarını dayatmaya devam edecektir. Hindistan’dan başlayıp Körfez, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan “koridor” projeleri, Anadolu’yu ve Türk deniz yetki alanlarını jeopolitik olarak baypas etme girişimidir. Dolayısıyla jeopolitik hamleye yine jeopolitik karşı hamleyle mukabele edilmelidir.
Ankara, özellikle Doğu Akdeniz’de deniz gücünü öne çıkaran ve buna paralel deniz yetki sahalarını denizcileşerek öne çıkaran manevralarla bu dışlayıcı projelerin karşısına dikilmediği sürece, İran Savaşı’nın ekonomik maliyetini sırtlanırken jeopolitik kazancını başkalarına kaptıracaktır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “ezbere” bağımlılık sarmalından çıkış yapmalıdır. Ancak bunun için soyut temennilerden fazlasına ihtiyaç vardır. Sahada ve masada uygulanacak somut ve sistematik bir kurmay stratejisiyle mümkündür. İlk elden, güç geçişi iyi okunmalı, uluslararası sistemin tarihsel ve döngüsel mekanizmaları güçlü biçimde analiz edilmelidir.
Bu doğrultuda, gerileyen Atlantik sisteminin uç karakolu olma rolünü reddederek güç ilişkilerinin karmaşıklaştığının idrak edildiği ve geçiş fazlarının doğru bir mantıkla algılandığı dünya-ekonomi gerçeklerine uygun bir aktif tarafsızlık stratejisi benimsemekle başlamak gerek. Türkiye, yükselen üretim güçleri ve kurumlarıyla ilişkilerini, yeni bir bağımlılık yaratmadan, tamamen kendi milli çıkarları doğrultusunda dengelemelidir.
Denizlerde ise yatıştırma politikasına derhal son verilmelidir. Doğu Akdeniz’de Türk deniz yetki sahalarında sismik araştırma ve sondaj, veri ve enerji altyapısı, denizaltı iletişim kablolarının döşenmesi faaliyetlerini yeniden başlatmalı, Münhasır Ekonomik Bölge ilanı gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Bu güçlü bir denizcileşme vizyonuyla desteklenmeli ve denizin kullanımı çerçevesinde ele alınmalıdır.
Güney sınırımızın ötesinde kalıcı bir istikrarın tesis edileceği varsayımından uzaklaşılmalı, İskenderun Körfezi’nin jeopolitik derinliği değerlendirilmelidir. Suriye ve Mısır ile deniz yetki alanı sınırlandırma süreçleri milli çıkarlar temelinde tamamlanmalıdır. Bu hukuki hamleler tek başına yeterli değildir. Hukuki hamlelerin jeoekonomik payandaları da inşa edilmelidir.
Karadeniz’de ise bölgenin barış ve istikrar sigortası olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, hiçbir müttefik baskısına boyun eğmeden tavizsiz biçimde korunmalıdır. Bütün bu jeopolitik hamlelerin arkasında ise dış finansmana muhtaç olmayan, planlı, devlet öncülüğünde sanayileşmeyi ve tarımsal kendine yeterliliği esas alan bir üretim ekonomisi durmalıdır.
Bu üretim ekonomisinin ana besleyicisi ise deniz taşımacılığı ve denizcilik ekosistemidir. Türkiye’nin coğrafyadan kaynaklanan avantajının jeopolitik derinlik üretmesi ancak ve ancak üretim ve dağıtım sisteminin tesisini takiben küresel pazara entegre edilmiş bir sermaye hareketliliğiyle mümkündür.
⚠️#CENTCOM’a göre deniz ablukası İran’ın 25 milyar $'ı aşan ham petrol ihracatını engelledi ancak yine de istihbarat eliyle ve diplomatik baskıyla yürüyecek bir izleme ve aksatma meknizması olarak Task Force Iron Gate'e ithiyaç duyuldu.🤔
📌CENTCOM’un engellendiğini iddia ettiği miktar ve meblağ konusunda doğrulama gerekli ancak şu soru da sorulmalı: şayet abluka bu denli başarılı ve tam etkinlikle icra ediliyorsa karadan sızıntıların kapatılması adına yeni bir birime neden gerek var?
📌Üstelik, karasal bağlantılardan sağlanacak miktarlar teknik olarak kısıtlıyken ve deniz yoluna nazaran düşünüldüğünde çok cılız hacimler söz konusuyken ABD’nin baskıyı artırmak için hâlâ alternatif ve yeni metotlar araması bu soruyu zorunlu kılmaktadır.
📌Tabii bir diğer dikkat çekici husus ise "vurgu" yapılan konu. Zira #CENTCOM'un vurgusu, Iron Gate Görev Gücü'ne ilişkin olarak İran’ın yeniden silahlanmasına ve finansman kapasitesine (silah fabrikalarını yeniden kurma, ordusunu yenileme) odaklanıldığı yönünde. Savaşın başlama gerekçelerinden biri olan doğrudan rejim değişikliği veya gelinen aşamada amaçlanan ekonomik çöküş hedeflenmemiş.
📌Nihayetinde 20 kişilik bir ekip kara sınırlarını fiziken kapatmak için değil Hazine yaptırımları ve İran'ın komşularına yapılacak olan diplomatik baskı için organize edilmiş olsa gerek.
📌Burada öne çıkan şey ise ABD’nin deniz ablukasının etkinliğinin yeterli olmadığı ve İran'ın kara bağlatıları ile Hazar Denizi üzerinden sağlanan "kaçakların" kapatılamadığıdır. Dolayısıyla müzakereler öncesinde baskının şiddetlenmesi adına ucuz yoldan üçüncü ülkelerin de baskı altına alınarak sürece dahil edilmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Hegemonya merkezindeki karar alma mekanizmalarında ağırlığın Beyaz Saray’dan Kongre komitelerine kayması, Yürütmenin zayıfladığı bir denklemde dış politika ve savunma bütçelerinin özellikle Senato Dış İlişkiler ile Silahlı Kuvvetler komitelerinin tahakkümü altına girmesi anlamına gelir.
Kongre nezdindeki güç sistematiğinde öne çıkan İsrail, Yunan ve Ermeni lobileri bu koşullarda Türkiye’ye karşı yasama kozunu çok daha sert kullanabilir ve siyasi presi yükseltebilir. Türkiye açısından halihazırda var olan tehdidin biraz da somutlaşması bu minvalde vücut bulacaktır.
Demokrat çoğunluğun mimarisinde işleyen bir Kongre, Trump tarzı şahsi pazarlıklara dayalı siyaset metodunu frenlemeyi ve kurumsal Atlantikçi kuşatmayı derinleştirmeyi hedefler. Bu bağlamda akla ilk gelen şey ise Dedeağaç - Girit hattında uzanan Amerikan üsler zincirinin tahkim edilmesi ve Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası kapsamında Atina ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne sağlanan askeri fonların artırılması gibi Türkiye aleyhine olan hamlelerdir. Dahası da var, ABD’nin, savunma sanayii tedarik süreçlerini ve yaptırım mekanizmalarını Türkiye’yi Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de tavize zorlamak için masada tutacaktır.
Türkiye’yi dolaylı yoldan ilgilendiren neticeler itibariyle İran Savaşı mühimdir. Amerikan deniz gücünün sınırları nispeten keskinleşmiş, karada olduğu kadar denizlerde de açıkça ortaya çıkan zafiyetler Hegemonu daha da sertleşmek zorunda bırakmıştır. Hürmüz Boğazı ve Babülmendep ekseninde yaşanan istikrarsızlık, küresel su yollarının ve deniz ulaştırma hatlarının güvenliğini geri dönülmez bir biçimde sarsmıştır.
Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e uzanan su yollarında artan navlun ve savaş sigortası maliyetleri, bu coğrafyalardaki üretim proseslerinin aşınması ve küresel tedarik zincirlerinin kırılması ve dahi mekânsal olarak yeniden tanımlanması durumu, hegemon için küresel pazar ve dünya-sistemdeki jeopolitik basınç yükselişinin kontrolünün zorlaşmasına sebep olmaktadır.
Bugün, Jeopolitik Düalizmin tarihsel sahnesindeki en kritik unsurlardan biri olan Deniz Gücü hegemonu terk etme noktasındadır. Anglofon deniz gücünün zaafları, donanmaların varlık gösterme ve mevcudiyet kurma aşamalarında, fiilen tezahür etmektedir. Bu durumda, Amerikan Donanma Gücü hem Hint-Pasifik’te hem de Ortadoğu ve Körfez’de doğrudan bir yıpranma savaşına saplanmıştır.
Küresel deniz ticaretinin yapısal dönüşüm emareleri göstermesi, klasik üretim/dağıtım sistemlerinin kesintiye uğraması ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar doğrudan Amerikan vergi vericilerini vurarak sandığa etki etmiş görünmektedir.
Deniz ulaştırma hatlarında, deniz düğüm noktaları ve kürenin farklı coğrafyalarındaki su yollarındaki bu aksamalar Türkiye’nin jeopolitik konumuna ve başta enerji güvenliği konusu üzerinden ulusal gücün toplamın oluşturan unsurların seyrine de etki etmektedir. Güney’deki rotalarının, su yollarının riskli hale gelmesi, Türkiye’den geçen kara ve deniz koridorlarının stratejik değerini otomatik olarak artırmaz. Bunu için coğrafi konuma dayanan bir beklenti yetersizdir.
İsrail, İran Savaşı’nın yarattığı kaosu fırsat bilerek Türkiye’yi devre dışı bırakan alternatif ticaret ve enerji hatlarını dayatmaya devam edecektir. Hindistan’dan başlayıp Körfez, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan “koridor” projeleri, Anadolu’yu ve Türk deniz yetki alanlarını jeopolitik olarak baypas etme girişimidir. Dolayısıyla jeopolitik hamleye yine jeopolitik karşı hamleyle mukabele edilmelidir.
Ankara, özellikle Doğu Akdeniz’de deniz gücünü öne çıkaran ve buna paralel deniz yetki sahalarını denizcileşerek öne çıkaran manevralarla bu dışlayıcı projelerin karşısına dikilmediği sürece, İran Savaşı’nın ekonomik maliyetini sırtlanırken jeopolitik kazancını başkalarına kaptıracaktır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “ezbere” bağımlılık sarmalından çıkış yapmalıdır. Ancak bunun için soyut temennilerden fazlasına ihtiyaç vardır. Sahada ve masada uygulanacak somut ve sistematik bir kurmay stratejisiyle mümkündür. İlk elden, güç geçişi iyi okunmalı, uluslararası sistemin tarihsel ve döngüsel mekanizmaları güçlü biçimde analiz edilmelidir.
Bu doğrultuda, gerileyen Atlantik sisteminin uç karakolu olma rolünü reddederek güç ilişkilerinin karmaşıklaştığının idrak edildiği ve geçiş fazlarının doğru bir mantıkla algılandığı dünya-ekonomi gerçeklerine uygun bir aktif tarafsızlık stratejisi benimsemekle başlamak gerek. Türkiye, yükselen üretim güçleri ve kurumlarıyla ilişkilerini, yeni bir bağımlılık yaratmadan, tamamen kendi milli çıkarları doğrultusunda dengelemelidir.
Denizlerde ise yatıştırma politikasına derhal son verilmelidir. Doğu Akdeniz’de Türk deniz yetki sahalarında sismik araştırma ve sondaj, veri ve enerji altyapısı, denizaltı iletişim kablolarının döşenmesi faaliyetlerini yeniden başlatmalı, Münhasır Ekonomik Bölge ilanı gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Bu güçlü bir denizcileşme vizyonuyla desteklenmeli ve denizin kullanımı çerçevesinde ele alınmalıdır.
Güney sınırımızın ötesinde kalıcı bir istikrarın tesis edileceği varsayımından uzaklaşılmalı, İskenderun Körfezi’nin jeopolitik derinliği değerlendirilmelidir. Suriye ve Mısır ile deniz yetki alanı sınırlandırma süreçleri milli çıkarlar temelinde tamamlanmalıdır. Bu hukuki hamleler tek başına yeterli değildir. Hukuki hamlelerin jeoekonomik payandaları da inşa edilmelidir.
Karadeniz’de ise bölgenin barış ve istikrar sigortası olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, hiçbir müttefik baskısına boyun eğmeden tavizsiz biçimde korunmalıdır. Bütün bu jeopolitik hamlelerin arkasında ise dış finansmana muhtaç olmayan, planlı, devlet öncülüğünde sanayileşmeyi ve tarımsal kendine yeterliliği esas alan bir üretim ekonomisi durmalıdır.
Bu üretim ekonomisinin ana besleyicisi ise deniz taşımacılığı ve denizcilik ekosistemidir. Türkiye’nin coğrafyadan kaynaklanan avantajının jeopolitik derinlik üretmesi ancak ve ancak üretim ve dağıtım sisteminin tesisini takiben küresel pazara entegre edilmiş bir sermaye hareketliliğiyle mümkündür.
Trump’ın tarihi seçim yenilgisi yalnızca bir siyasi iktidarın değil, 1945’te kurulan Amerikan hegemonyasının yaşadığı tarihî aşınmanın da işaretidir.
Peki, ABD gerilerken Türkiye neden hâlâ Atlantik merkezli jeopolitiğin yörüngesinde?
1945 sonrası bağımlılık sürecinden Kemalizm’den uzaklaşmaya, Mavi Vatan’dan anayasa tartışmalarına, ekonomik ve kurumsal çürümeden tam bağımsızlık mücadelesine kadar Türkiye’nin önündeki tarihî yol ayrımını yeni Substack makalemde ele aldım.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin geleceği Washington’da değil, kendi millî iradesinde, üretim gücünde ve denizlerinde şekillenecektir.
mavivatan.substack.com/p/ame…
Ersin Elikoğlu retweeted
📌Medyada İran'ın Hazar Denizi üzerinden Hürmüz Boğazını bypass ettiğine dair yorumlar görüyorum. Bu yorum Hazar'daki gemilerin ve limanların gerçeğine uzak bir görüştür.
📌İran'ın Hazar Denizi limanlarındaki yük elleçleme oranı normal koşullarda toplamın (Körfez'deki limanlar ve Goreh-Jask Limanı) %5'i bile değildir. Kapasite bakımından da %10'u aşması mümkün değildir.
📌Hazar Denizi'nde işletilen gemiler azami 7.000-8.000 DWT'lik gemilerdir. Oldukça üstün körü bir hesapla, 300.000 DWT'lik tek bir gemi, 5.000 DWT'lik 60 tane Hazar gemisinin toplam taşıma kapasitesine denktir.
📌Dolayısıyla bir bypass'tan bahsedemeyiz ancak nefes almasına ve savaş kabiliyetlerini ayakta tutacak kritik mal ve ekipmanların transferine yarayabilir.
Ersin Elikoğlu retweeted
📌İran'ın uluslararası mübadelelerinde güneydeki limanların tamamını dışarıda bırakırsak, Hazar Denizi dışında belli bir ölçekte Suriye limanları da kullanılmaktadır.
📌Aşağıda İran-Suriye-Yemen bağlantılı bir ticaret ağının kaba resmini sunmaya çalışmıştım. İlgilileri için tekrar bırakıyorum.
⬇️
🌐Suriye iç savaşı ve Esad rejiminin çöküşünden İran ham petrolü ve dizelinin Asya pazarlarına taşınmasına, oradan da Husilerin savaş finansmanına uzanan Suriyeli bir ticaret ağı hk. bilgi notu:
📌Suriye'de sermaye sahibi ve Esad rejimine yakın tüccar bir aile vardır. İran Devrim muhafızları, Suriye, Husiler ve Asya'yı birbirine bağlayan karmaşık ticari ağlara ship bir aile...
📌2011'de Suriye'de patlayan iç savaş siyasi otoriteyi fiilen parçalamıştır. Devlet "failed" olduğunda ve toprakları üzerinde mutlak egemenliğini sağlayamadığında Suriye, içinde ante morbid siyasi yapıların oluştuğu bir coğrafyaya dönüşmüştür. Buna rağmen yeni ticari fırsat pencereleri açılmıştır. İşte bu fırsat pencereleri de yüzyıllar boyunca hem dağılan siyasi otoriteye hem de yerel tüccar ağlarına bağlanmış olan sermaye sahiplerine yaramıştır.
📌Söz konusu Suriyeli tüccar aile de böylesi ticari ağlara sahiptir. İç savaş koşullarında dahi farklı siyasi ve askeri kontrol alanları arasında ticareti örgütleyebilen bir aracı olarak ön plana çıkmıştır. Özellikle petrol ve buğday ticaretinde Esad rejimi ile DEAŞ kontrolündeki bölgeler arasında ticari aracılık yaparak yükselmiştir.
🔸2010'lu yılların ortasında Suriye'de üretim coğrafyası ile tüketim merkezlerinin birbirinden ayrılması, tabiatıyla lojistik ve ticari aracılığın değerini artırmıştır. Bilhassa çatışan aktörlerle ayrı ayrı mübadele işlemlerine girebilme kapasitesi, bu tüccar aile için ekonomik bir ayrıcalığa dönüşmüştür. Elde edilen yüksek kâr marjları ve büyüyen ticari ilişkiler daha büyük şirket yapılanmalarına ve farklı sektörlere genişlemeyi de kolaylaştırmıştır.
📌2010'lu yılların sonuna doğru bu ticaret ağının faaliyetleri Suriye sınırlarını aşmıştır. Bölgesel kara yolu taşımacılığı ve emtia ticaretindeki kapasitesini zamanla uluslararası petrol ticaretine taşımıştır. İran ham petrolünün dış pazarlara ulaştırılması ağın önemli faaliyetlerinden biri haline gelmiştir.
🔸Bahsettiğimiz Suriyeli tüccar aile Esad'ın Rusya'ya kaçması sonrasında zamanla İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü (IRGC-QF) ile bağlantılı, Husiler adına ticari ve finansal aracılık yapan başka bir uluslararası ağa eklemlenmiştir. İran petrolünün satışından elde edilen gelirlerin bir bölümü farklı ülkelerdeki ticari şirketler ve para transfer kuruluşları aracılığıyla Yemen'deki Husi yapılanmasına aktarılmıştır.
🔸Bu aktarım da Lübnan ve Yemen'de bulunan iki-üç döviz bürosunun aralarında kurduğu clearing sistemi vasıtasıyla sağlanmaktadır.
📌2020'li yılların başından itibaren söz konusu aile, artık İran ham petrolünün Suriye ve Çin'e taşınmasında rol oynayan, 12 tankere uzanan bir deniz ticareti ağını kontrol eder hale gelmiştir. Bu faaliyetlerin İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücüne yüz milyonlarca dolarlık gelir sağladığı ve gelirlerin bir bölümünün de Yemen'deki Husilere aktarıldığı açıklanmaktadır.
🔸Örneğin ATILA (IMO: 9262754) tankeri, ARMAN 114 (IMO: 9116412) tankerinden STS transfer yoluyla aldığı yaklaşık 2 milyon varil İran ham petrolünü, Husilerle bağlantılı finansal ağ yararına taşımıştır. ABD makamlarına göre yükün menşei ise Malezya olarak gösterilmiştir.
📌2025 yılından itibaren, Esad rejiminin çöküşünün ardından bu ticaret ağının siyasi ve ekonomik koşulları yeniden değişmiştir. Neticede Suriye'deki eski ekonomik bağlarının ve siyasi dayanaklarının önemli bir bölümü ortadan kalkmıştır. ABD'nin 2025 yılında Suriye'ye yönelik kapsamlı ekonomik yaptırımları kaldırmasına rağmen söz konusu Suriyeli ticaret ağını İran bağlantılı yaptırım listelerinde tutmaya devam etmiştir.
📌Bu ticaret ağının geçirdiği dönüşüm bize, savaşın ve yaptırımların sermaye ilişkilerini öyle kolayca ortadan kaldıramadığını, hatta tersine ticaretin güzergahlarının, aracılarının ve kurumsal organizasyonunun farklı koşullarda yeniden örgütlenebildiğini anlatmaktadır.
📌 Bakınız, başlangıçta Suriye'deki parçalanmış egemenlik alanları arasında sermaye biriktiren bir tüccar aile var karşımızda. Bu aile zamanla Esad rejimiyle kurduğu siyasi ve ticari ilişkiler üzerinden İran ham petrolünü ve petrol ürünlerini uluslararası ticarete arz eden, bölgesel siyasi-askerî finansman ilişkilerine eklemlenen çok uluslu bir ticaret organizasyonuna dönüşmektedir.
📌Siyasi güç elbette sermayenin büyümesine imkan tanımaktadır. Sermaye de aynı şekilde bu siyasi gücün maddi yeniden üretimine katkıda bulunabilmektedir. Bu, iktidar yapıları ile sermayenin yüzyıllara uzanan ilişki biçimlerinden biridir lakin aynı ilişki biçimi hayati bir kırılganlık da yaratmaktadır. Sermaye birikimini mümkün kılan siyasi koruma ilişkileri çözüldüğünde veya yaptırımlarla hedef alındığında, ticari organizasyonun sürekliliği de zayıflamaya başlamaktadır.
📌Suriye'de yerel bir tüccar ailenin savaş ekonomisinden doğan fırsatları değerlendirerek yüz milyonlarca dolarlık uluslararası petrol ticaretine ve bölgesel siyasi-askeri finansman ağlarına nasıl eklemlenebildiğini görmek, devlet gücü ile sermaye birikimi arasındaki tarihsel ilişkiyi anlamak bakımından önemli bir vakadır.
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐CENTCOM'un İran'a Yönelik Ablukası'nın Hazar Denizi ve Kara Yollarına Uzanması Hk. Bilgi Notu:
📌CENTCOM bugün İran'ın karasal sınırları ve Hazar Denizi üzerinden gerçekleştirdiği tüm askeri nitelikli mübadeleleri engellemeye yönelik yeni bir görev başlatmıştır: Task Force Iron Gate.
📌CENTCOM Komutanı Oramiral Brad Cooper'ın talimatıyla ~20 askeri ve sivil personelden oluşacak görev gücünün aynı zamanda ABD'nin diğer kamu kurumlarıyla koordineli şekilde faaliyet göstereceği ifade edilmektedir.
🔸CENTCOM deniz ablukasıyla İran'ın 25 milyar doları aşan ham petrol ihracatını engellendiğini iddia etmektedir. Şimdi ise ABD deniz taşımacılık hatlarında uyguladığı baskıyı kara sınırları ve Hazar Denizi üzerinden yürütülen alternatif ticaret ve tedarik bağlantılarına doğru genişletmektedir.
🔸28 Şubat'tan bu yana süren savaşta Hazar Denizi'nde yürütülen mübadeleleri aşağıdaki gibi defalarca anlatmaya çalışmıştım. Unutmayınız, İran'ın Hazar Denizi'nde deniz komşuları vardır. İran'ın bu rotalarla Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'a doğrudan deniz erişimi bulunmaktadır.
📌Üstelik Hazar Denizi İran'ı Rusya ve Orta Asya'ya bağlayan ulaştırma ağlarının yanı sıra INSTC'ya da bağlayan önemli bir denizdir. Tüm abluka uygulamalarına karşı Hazar'ın savaş boyunca İran'ın soluk borusu olduğunu ifade etmiştim. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi üzerinden gerçekleştirilen ticaretin sınırlandırılması, İran'ın kuzeyindeki alternatif güzergahlarının stratejik önemini artırmıştır.
📌Rusya ile İran arasındaki askeri teknoloji, savunma endüstrisi ve lojistik alanlardaki işbirliği yaptırımların etkisi altında alternatif tedarik rotalarının önemini hatırlatmıştır. Yeni görev gücünün gelişmiş silah sistemleri, dual-use teknolojiler ve yaptırım kapsamındaki malzemeleri/ekipmanları hedeflemesi bu bakımdan dikkat çekicidir.
📌İşin ilginç yanı ise Hazar Denizi'nin özel statüsü ve bağlayıcı anlaşmasıdır. Tıpkı Karadeniz ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi gibi Hazar Denizi de kıyıdaş devletler arasında özel bir hukuki rejime sahip kapalı bir su havzasıdır. Ayrıca 2018 yılında Hazar Denizi'nin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme kıyıdaş olmayan devletlerin silahlı kuvvetlerinin bu denizde bulunmamasını içermektedir. Dolayısıyla Task Force Iron Gate'in Hazar Denizi boyutunu şimdilik istihbarat, yaptırım uygulamaları, kurumlararası koordinasyon ve tedarik ağlarının izlenmesi çerçevesinde değerlendirmek istiyorum. Aksi durumda 2018'deki anlaşma da sorunlu hale gelecektir.
📌ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukası zaman geçtikçe daha geniş ekonomik ve lojistik bir baskı mekanizmasının parçası haline getiriliyor. Ancak Hazar Denizi'nde kıyıdaşlardan fiziki destek alınmadan Rusya-İran arası mekik dokuyan birkaç bin tonluk yük gemilerini izlemek dışında bir şey yapmak pek mümkün değildir.
📌Hazar Denizi'ndeki Rusya-İran deniz trafiği sıradışı biçimde yükseldi. İran'a şuan Hazar Denizi üzerinden ciddi şekilde kargo akışı vardır. İki ülke arasında gerçekleşen Hazar deniz ticaretinde ilk defa bu kadar ticari gemi yoğunluğu gördüm diyebilirim.
📌Gemilerin tamamı Rusya'dan ayrılıp AMIRABAD (Amirabad) ve NOWSHAHR limanlarına seyrediyorlar. Belli ki Hazar vasıtasıyla İran'ın Hürmüz Boğazı'na ve Chabahar limanına olan deniz bağımlılığı azaltılmaya çalışıyor. Hatların bir kısmı da Kuzey-Güney Koridoru'nun parçasıdır. Şuan İran'a kesintisiz oksijen sağlayan tek su yoludur.
📌Bu gemilerin çoğuyla hububat (buğday, arpa, mısır vb.) ve her türlü gıda sevkiyatı yapılmaktadır. Daha az bir kısmıyla da her türlü metal, gübre ve çeşitli türden endüstriyel mallar sevk edilmektedir.
🔸Diğer taraftan, muhtemelen İran'ın savaşma kabiliyetini arttıran savunma sanayi malları da taşınmaktadır. Özellikle elektronik parçalar ve radar, füze ile İHA/SİDA teknolojileri de bu sevkiyatlar arasındadır.
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐Küresel Deniz Jeopolitiği ve ABD-Çin Rekabetinin Güney Amerika Kıyılarındaki İzdüşümü Hk. Bilgi Notu:
📌2024 yılında Peru'da Çin sermayesiyle inşa edilip faaliyete geçen Chancay Mega Limanı'nın ardından Peru, Arequipa bölgesindeki Corío Limanı Projesi çalışmalarında artık son aşamaya gelmiştir.
📌Deniz jeopolitiğinin Peru'da gözlemleyeceği temel konulardan biri Güney Amerika'nın üretim merkezleri (enerji/emtia), maden havzaları ve ticaret koridorlarının Pasifik Okyanusu üzerinden dünya-ekonomiye nasıl ve hangi lojistik ağlar aracılığıyla bağlanacağı konusudur. Çin'in Peru angajmanı açıktır, üstelik hem deniz alanında hem kıyılarda hem de üretim bölgelerinde.
📌Öncelikle Çin şirketi COSCO'nun hem taşımacılık hem de limancılık devi olduğunu hatırlayalım. Dolayısıyla buradaki odak noktamız COSCO'nun liman işletmeciliği ile deniz taşımacılığını aynı sermaye ve idare kompleksi içerisinde bütünleştirmesidir. Bu bütünleşme yük akışlarının yönlendirilmesi, aktarma ile depolama merkezlerinin belirlenmesi ve lojistik hizmetlerin örgütlenmesi bakımından son derece kritik avantajlar sağlamaktadır.
🔸Corío Projesi ise Peru'nun güneyinde Arequipa bölgesindedir. Peru Liman Otoritesi, Corío Limanı için sunulan Master Planı onaylanmıştır. Proje inşası 3 aşamayı ve ~844 milyon $'lık bir yatırımı kapsamaktadır. Bunun yanı sıra ~7 milyar $'lık bir yatırım ise limanın hinterlandındaki lojistik altyapıya ve endüstriyel kalkınma bölgelerine yatırılacağı konuşulmaktadır. Projeye ABD, Çin, Hindistan, Güney Kore, Türkiye ve Hollanda'nın ilgi duyduğu iddia edilmektedir.
🔸Corío limanının Chancay limanına alternatif bir liman mı yoksa yardımcı bir liman mı olarak geliştirileceği sorusu bugün ABD ile Çin arasındaki deniz jeopolitiği rekabetini Güney Amerika'nın Pasifik kıyılarına uzatan alt-bölge güvenlik sistemiyle ilişkilendirmektedir. Şuan projeyle hem ABD hem de Çin ilgilenmektedir.
🔸Peru'nun Corío Limanı Projesi, Güney Amerika'nın iç kesimlerindeki üretim coğrafyasını Pasifik Okyanusu kıyılarına bağlama potansiyeline sahiptir. Kıtada oldukça yüksek hacimde çıkarılan/üretilen demir cevheri, bakır konsantresi, soya fasulyesi, mısır, buğday ve soya küspesi gibi ürünler bulunmaktadır. Bunların dışından daha düşük hacimli olsa da çıkarılan/üretilen çok çeşitli dökme yükler vardır.
📌Günümüzde limanların büyüme momentumu yakalayabilmesi için modern işletmecilik tekniklerini ve iş ağlarını deniz taşımacılığıyla, hinterland bağlantılarıyla, endüstriyel üretimle ve finansmanla bütünleştirilmeye ihtiyacı vardır. Ancak bu şekilde limanlar küresel ticaret ağları üzerinde önemli, stratejik bir güç oluşturmaktadır. Çin'in Chancay limanı yatırımı Çin sermayesinin bölgenin üretim ve ticaret ağlarıyla daha güçlü bağlar kurmasına da imkan yaratmaktadır.
🌐Denizlerde ABD-Çin Rekabeti Stres Biriktiriyor:
📌ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabete en son Panama'daki Balboa ve Cristobal limanları ile Marshall Adaları bandıralı gemilerde değinmiştik. Şimdi yeni bir konu başlığını daha göstermeye çalışacağım.
🔸Latin Amerika limanlarında kıyasıya rekabet başladı. Bu rekabet denizcilik altyapısının kontrolü üzerine yürütülüyor.
📌ABD Temsilciler Meclisi, Batı Yarımküre Dışişleri Alt Komitesi Başkanı ve Kongre Üyesi Maria Elvira SALAZAR geçen gün ABD'nin Peru'nun mega limanı olan Chancay limanını Çin'in COSCO Shipping Ports Şirketi'nin kontrolünden almasına yardım edeceğini belirtmesi dikkatleri bu kez de Peru'ya çekti.
📌Çin'in deniz jeopolitiğinde liman politikası oldukça tipik seyretmektedir. Önce Çin Bankacılık sektörü ve finansman kanallarının bölgeye erişmesiyle birlikte FDI ile liman inşasına başlanır. Ardından "Dual-Use" biçimde sözleşme akdederek limanın işletmeciliğini üzerine almaktadır. Ve son olarak birer birer denizcilik hizmetlerini bu limana getirerek hedef devletin Çin üret-dağıt sistemiyle entegrasyonu tamamlanmaktadır.
🔸ABD'yi de esas olarak rahatsız eden durum budur. Çin'in yatırım yaptığı derin su limanlarının "Dual-Use" içerikli sözleşmeleridir.
📌Chancay limanına dair yargı süreci üst mahkemede devam etmektedir.
📌Çin perspektifinden PERU bakır, demir cevheri, balık yemi ve balık yağı deposudur. Çin ithalatı da bu ticari ürünlerde konsantre olmaktadır.
🔸Çin için bakır ve demir demek endüstriyel üretimin ham maddesi demektir.
🔸Balık yemi ve balık yağı demek ise Çin'in ihtiyaç duyacağı protein kaynağı için devasa balıkçılık ve su ürünleri sektörünü besleyebilmesi demektir.
🔸Çin ile Peru arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında %18 artışla ~50.000.000.000 $'a ulaştı. Hacim büyük ölçüde madencilik sektöründedir. Çin limanları Peru'nun ihracat ürünlerinin ~%35-40'ının varış noktasıdır.
📌Chancay meselesini öyle basit bir liman tartışması olarak algılamak meselenin özünü kaçırmaktır. Limanlar "bağlantısallık coğrafyası" yaratmaktadır. Liman deniz jeopolitiğinin en kritik altyapısıdır. Latin amerika'daki bu rekabet küresel üret-dağıt ve topla-dağıt ağının kimin kontrolünde olacağının meselesidir.
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐Aden Körfezi'nde Artan Deniz Haydutluğu ve Mother Ship (Ana Gemi) Kullanımı Hk. Bilgi Notu:
📌Aden Körfezi, Somali kıyıları ve Hint Okyanusu'nun batısında son aylarda yeniden artış gösteren deniz haydutluğu faaliyetlerinde ana gemi kullanımı göze çarpmaktadır.
🔸Deniz haydutluğu bağlamında "mother ship" saldırıyı gerçekleştirecek küçük ve süratli teknelerin kıyıdan uzakta, açık denizde faaliyet gösterebilmesini sağlayan, onlara lojistik ve operasyonel destek sunan daha büyük deniz araçlarına verilen isimdir. Deniz haydutları bu gemileri adeta yüzen lojistik bir üs gibi kullanmaktadır. Deniz haydutları bu maksatla ele geçirdikleri Dhow tipi ahşap ticaret/balıkçı teknelerini ana gemi olarak kullanmaktadır.
📌Ana gemiler, saldırı gruplarının denizde daha uzun süre kalabilmesini ve kıyıdan çok daha uzak mesafelerde faaliyet gösterebilmesini sağlamaktadır. Zira Somali ve Yemen kıyılarından hareket eden küçük ve süratli teknelerin yakıt, denize dayanıklılık, personel ve ikmal kapasitesi sınırlıdır. Bu nedenle deniz haydutları kıyıya yakın alanlara yoğunlaşmak zorundadır, yani kıyıya bağımlılardır.
🔸Diğer taraftan Aden Körfezi'nden Arap Denizi'ne ve Hint Okyanusu'nun batısına uzanan geniş deniz alanı uluslararası deniz taşımacılığının önemli geçiş hatlarından birini barındırmaktadır. Hat genellikle 400 deniz milinin ötesinden geçmektedir. Deniz haydutları açısından ana gemi kullanımı menzilin artırılması, kıyıdan uzaklaşan ticaret gemilerinin de hedef alınabilmesi ve haydutluk faaliyet alanının genişletilmesi anlamına gelmektedir.
📌Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO) Haziran ayında Somali açıklarında 7 gemi kaçırma vakası kaydedildiğini açıklamıştır. Saldırıların kıyıdan ~250 deniz mili uzaklığa kadar uzandığını ve ele geçirilen Dhow tipi gemilerin ana gemi olarak kullanıldığını ifade etmektedir.
📌Mogadişu'nun ~400 deniz mili doğusunda ALWASEEMI 786 adlı bir Dhow daha büyük ticaret gemilerine yönelik saldırılar gerçekleştirmek için ele geçirilmiştir.
📌Kızıldeniz'de Husilerin oluşturduğu tehditler, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki askeri gerilimler, donanma unsurlarının jeopolitik sebeplerle farklı harekât sahalarına yönlendirilmesi ve kıyı devletlerinin kapasite yetersizliği deniz haydutluğu faaliyetlerinin yeniden güçlenebileceği doğal bir ortam oluşturmaktadır.
📌Sonuç olarak ana gemiler deniz haydutlarının denizdeki erişimini artırmakta ve uluslararası deniz güvenliği misyonlarının kontrol etmek zorunda olduğu alanı da genişletmektedir. Bu da çeşitli denetim boşlukları oluşturmaktadır. Hemen aşağıda Oliver Hazard Perry sınıfı bir fırkateyn ve sancağında bir Dhow görüyorsunuz.
h/t for photo @LloydsList
Ersin Elikoğlu retweeted
Türkiye'nin meşru deniz yetki alanlarını korumadaki kararlılığı Yunanistan tarafından sınanıyor.
Sahada, "güce dayalı bir kararlılık" gösterilmediği taktirde, tezimizde büyük zemin kaybı yaşanacağı gerçeği bilinci ile hareket edilmesini diliyorum.
🚨⚓️ DOĞU AKDENİZ’DE DİKKAT ÇEKİCİ GELİŞME!
• Uzun süredir gündeme getirdiğimiz Girit–Kıbrıs elektrik bağlantı projesi kapsamında, Fransız Abeille Marengo araştırma gemisinin faaliyetlerine ilişkin Yunanistan tarafından NAVTEX yayımlandı.
• 6 Kasım 2026–6 Mart 2027 tarihlerini kapsayan duyuru kapsamında geminin 7 Kasım’da Girit’ten hareket etmesi bekleniyor.
• NAVTEX haritasındaki araştırma güzergâhının bir bölümü, Türkiye’nin 18 Mart 2020’de BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları içerisinde kalıyor.
• Şu andan itibaren Dışişleri Bakanlığının yapacağı açıklamalar ve ilgili kurumlarımızın atacağı adımlar önem taşıyor.
• Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerinin korunması konusunda izlenecek tutumu ve müteakip gelişmeleri dikkatle takip edeceğiz.
@TC_Disisleri
@tcsavunma
Ersin Elikoğlu retweeted
🚨⚓️ DOĞU AKDENİZ’DE DİKKAT ÇEKİCİ GELİŞME!
• Uzun süredir gündeme getirdiğimiz Girit–Kıbrıs elektrik bağlantı projesi kapsamında, Fransız Abeille Marengo araştırma gemisinin faaliyetlerine ilişkin Yunanistan tarafından NAVTEX yayımlandı.
• 6 Kasım 2026–6 Mart 2027 tarihlerini kapsayan duyuru kapsamında geminin 7 Kasım’da Girit’ten hareket etmesi bekleniyor.
• NAVTEX haritasındaki araştırma güzergâhının bir bölümü, Türkiye’nin 18 Mart 2020’de BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları içerisinde kalıyor.
• Şu andan itibaren Dışişleri Bakanlığının yapacağı açıklamalar ve ilgili kurumlarımızın atacağı adımlar önem taşıyor.
• Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerinin korunması konusunda izlenecek tutumu ve müteakip gelişmeleri dikkatle takip edeceğiz.
@TC_Disisleri
@tcsavunma
#İran-#ABD savaşı bağlantılı olarak yaşanan deniz güvenliği vakaları.
150'den fazla defa herhangi bir tehdit fiili duruma dönüşmüş.
Örneğin, bu son hafta raporunda Kızıldeniz'de deniz taşımacılığına yönelik 6 saldırı ve toplamda da 44 deniz haydutluğu olayı kaydedilmiştir.
Hürmüz Boğazı'nın normale döndüğüne dair değerlendirmeler ise yersiz. Daha doğrusu artık başka bir normal söz konusu. Son 7 günde 170 Umman Körfezi yönlü ve 155 Basra Körfezi istikametli geçişi gerçekleşmiş. Bu durumda toplam geçiş hacmi savaş öncesi seviyelerin neredeyse 1/3'ü kadar.
Tehdit seviyesi değerlendirmeleri ise Hürmüz Boğazı'nda "Ciddi", Basra Körfezi'nde "Yüksek" ve Umman Körfezi'nde "Orta" düzeydedir.
Ayrıca GNSS/GPS sinyal karıştırma ve yanıltma (spoofing) vakaları Kızıldeniz, Umman Körfezi ve Basra Körfezi'nde yoğunlaşmaya devam etmektedir.
Bir de geçiş rejimi konusu var ki bence bu da dikkat çekici, ham petrol gemilerinin önemli bir kısmı Umman karasularındaki güney koridorunu kullanıyor veya Umman Körfezi'nde (Füceyre ve Hor Fakkan açıklarında) gemiden gemiye (STS) transfer yaparak riskli alana girmekten kaçınıyor.
UKMTO'nun haftalık bilgi notunda sayılan deniz alanları ve coğrafyaların nispi bir savaş alanı olduğu açıktır. Özellikle Hürmüz'deki tansiyon düşmek bir yana dursun kemikleşmiş durumdadır.
Ersin Elikoğlu retweeted
Mekke Anlaşması’nın açıklanan 16 maddesi, daha önce dile getirdiğim endişeleri güçlendirmiştir. Türkiye’nin ihtiyacı olmayan bu askerî ittifak, Batı Asya’da tehlikeli bir mezhepsel ve jeopolitik bloklaşmayı derinleştirme potansiyeline sahiptir.
1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu askerî ittifakın İran karşısında Sünni bir blok olarak algılanması ciddi bir stratejik tehlikedir. Mezhepsel ayrışmaların jeopolitik rekabete dönüştüğü Batı Asya’da Türkiye neden böyle bir kutuplaşmanın parçası olsun? Türkiye’nin güvenlik politikası mezhep aidiyetlerine değil, millî çıkarlara dayanmalıdır.
2. Cui bono? Kim kazanacak? Bölgedeki Müslüman ülkelerin mezhep ekseninde birbirine karşı konumlanması kimin çıkarınadır? Kanaatimce bu kutuplaşmadan en büyük stratejik yararı İsrail sağlayabilir. Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi, Washington’daki neocon çevrelerin İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eder. Böyle bir gelişme, Batı finans kapitalinin ve sömürgeci deniz hegemonyasının bölgeyi parçalı tutma çıkarlarıyla örtüşür.
3. Suudi Arabistan’ın düşmanları Türkiye’nin düşmanı değildir. Anlaşmanın 1. ve 2. maddeleri, ortak tehdit değerlendirmesi ve kolektif savunma yükümlülükleri yaratıyor.
Riyad’ın İran veya Yemen kaynaklı güvenlik sorunları neden Türkiye’nin askerî sorumluluğuna dönüşsün?
Türkiye’nin İran’la tarihsel rekabeti vardır, ancak bu, iki ülkenin mezhep temelli askerî kamplara ayrılmasını gerektirmez
4. Ensarullah’ın Suudi Arabistan’la çatışması, Türkiye’nin savaşı değildir. Beşinci maddedeki terörizmle mücadele iş birliği, farklı tehdit tanımlamalarının operasyonel sonuçlar doğurması bakımından dikkatle incelenmelidir.
Türkiye’nin Kızıldeniz’deki önceliği deniz ticaretinin güvenliğidir. Babülmendep’te yeni düşmanlar edinmek, Mavi Vatan’ın çıkarlarına hizmet etmez.
5.Altıncı madde askerî konuşlanma ve ortak faaliyetleri, onuncu madde savaşta silah, mühimmat, yakıt ve lojistik desteği düzenliyor. Türk askeri cepheye gönderilmese bile Türkiye, İran veya Yemen merkezli bir savaşın lojistik destekçisi hâline gelebilir mi?sorgulanması gereken tehlikelerden biri de budur.
6. İstihbarat paylaşımı, ortak askerî karar mekanizmaları ve anlaşmadan ilk on yıl çekilememe hükmü, Türkiye’nin gelecekteki hareket serbestisini daraltabilecek niteliktedir.
7. Suudi Arabistan Türkiye’den kapsamlı askerî dayanışma beklerken neden KKTC’yi tanımıyor? Kıbrıs’taki millî davamıza somut destek vermeyen bir ülkenin bölgesel güvenlik sorunlarında Türkiye neden ağır sorumluluklar üstlensin?
8. Türkiye’nin görevi Şii veya Sünni blokların askerî gücü olmak değildir. Türkiye, mezhep çatışmalarının değil, bölgesel barışın ve stratejik dengenin tarafı olmalıdır.
TBMM, bu anlaşmanın yalnızca askerî hükümlerini değil, yaratabileceği mezhepsel ve jeopolitik sonuçları da değerlendirmelidir.
9. Batı Asya’da Şii-Sünni kutuplaşmasını derinleştiren her gelişme, bölgesel güçlerin birbirini tüketmesi ve dış müdahalelere daha açık hâle gelmesi riskini taşır.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, Türkiye’nin başka devletlerin mezhepsel ve jeopolitik hesaplaşmalarına sürüklenmemesini gerektirir.
Türkiye ne Sünni bir askerî blokun öncü kuvveti ne de İran karşıtı bir cephenin lojistik üssü olmalıdır.
Mavi Vatan’ı savunmak başka, Batı Asya’daki mezhep savaşlarının tarafı olmak başkadır.
Libya ile Deniz yetki alanı sınırlandırmasında yaşanan son güzel gelişmeler sonrası Mekke anlaşması maddelerinin ülkemize yaratacağı riskleri umarım meclisteki vekiller aklı selim içinde değerlendirir.
Ersin Elikoğlu retweeted
Niçin olması gerektiği bir hizmet sunamıyorsunuz? Aynı gün aynı mesafeyi taksiyle gidip geldim, sistemde kayıtlı açıp bakarsınız, diğeri düzgünce ücretini kesti, köprü ücretini de girdi, ama bazı şark kurnazlarınız ücretini bildiğimiz köprüye hem de gidiş geliş 300₺ yazabiliyor
Ersin Elikoğlu retweeted
Dolandırıcılık yapan taksicilerinize karşı niye sesiniz çıkmıyor ve niye bir şikayete 10 GÜN dönüş yapılamıyor? Aynı gün şikayet oluşturdum tam 10 gün oldu. Taksimetreye köprü gidiş geliş parası alıyorum diye 300₺ fark yansıtıyor hatta köprü ücreti diye bile girmiyor @bitaksi
🧭De-endüstriyelleşme adımıyla, 1980'lerden itibaren üretimin fayda/maliyet avantajı nedeniyle Asya'ya kaymasının bugünkü çıktısı ABD'nin gemi inşa yeteneklerinin aşınması ve sadece maliyetlerin artması değil denizcilik sektörünün de küçülmesidir.
🚢Bugün dünya çapındaki ticaret filosunun ~%90'ı Asya'da (Çin, Güney Kore ve Japonya) inşa ediliyor. ABD'nin kendi kaynaklarıyla lojistik ve inşa ağını sürdürülebilir kılması mevcut denizcilik yetenekleriyle ve gemi inşa kapasitesiyle oldukça zor görünüyor.👇🏻
teapawt.org/ersinelikoglu/status/2…
USS Benfold in July. USS Stout in October. Three months apart, two Arleigh Burke-class destroyers—the backbone of the US Navy—suffered serious electrical power failures. The first spent four days without power in the South China Sea before being towed into port. The second lost power in Augusta, Italy, a NATO ally’s port.
Power to critical systems was restored within 36 hours and full restoration took three days.
The difficulties of repairs at sea are well understood. But taking up to a day and a half to restore even critical systems in an allied port is much harder to explain.
These are warships equipped with three separate generators and expected to keep fighting after sustaining battle damage.
This is a deeply troubling indication of shortcomings in maintenance, repair capability, technical redundancy and combat readiness. If a destroyer takes this long to recover electrical power in port, how quickly could it recover after being damaged in combat?
Naval power is measured not only by the number of missiles carried, but also by the ability to keep the ships carrying them operational. US Navy suffers both.
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐Güney Kore Donanması, Sinokor, Hürmüz Boğazı ve Deniz Güvenliği Hk. Bilgi Notu:
📌Güney Kore Savunma Bakanlığı, Aden Körfezi'nde CTF-151 kapsamında görevlendirilen Cheonghae Deniz Refakat Görevi Birimi'nin faaliyet sahasını Umman'ın güneyindeki Duqm limanı açıklarına kadar genişletileceğini ve bölgeye yeni donanma unsurları sevkedileceğini açıkladı.
📌Bu gelişmeyi ABD'nin İran savaşına destek talepleri karşısında çatışmanın tarafı olmadan Hürmüz Krizine katkı sağlanması, enerji güvenliğinin korunması ve ittifak ilişkilerinde yeni dengeler üzerine okuyabilirsiniz. Benim görüşüm Sinokor tankerleriyle ilgilidir.
📌Güney Kore Donanması, deniz haydutluğuyla mücadele amacıyla CTF-151 çatısı altında Cheonghae Deniz Refakat Görev Birimini 2009 yılından beri Aden Körfezi'nde görevlendirmektedir. Mevcut görev grubunda 4.400 deplasmana sahip bir muhrip bulunuyor.
🔸Yeni planla birlikte birimin azami faaliyet yarıçapı ~600 deniz milinden ~1.200 deniz miline çıkarılacaktır.
🔸Faaliyet alanı Aden Körfezi'nden Umman'ın güneyindeki Duqm limanı açıklarına kadar genişletilecektir.
🔸Bir adet P-8A POSEIDON deniz karakol uçağı görevlendirilecektir.
🔸Patlayıcı madde imha (EOD) timi ve mayın karşı tedbir sistemleri eklenecektir.
🔸Personel sayısı 320'den 395'e yükseltilecektir.
🔸Görev süresinin de 31 Aralık 2027'ye kadar uzatılması öngörülmektedir.
📌 Bu hamle aslında Güney Kore'nin hala ticari deniz trafiğinin güvenliğine yönelik faaliyetlerini Körfez'deki çatışma sahasına girmekten kaçındığını göstermektedir.Zira Güney Koreli yetkililer P-8A deniz karakol uçaklarının İran hava sahasına, karasularına veya Hürmüz Boğazı'nın iç kesimlerine yönelik keşif ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılmayacağını bilhassa belirtmiştir.
🔸Güney Kore'nin 2025 yılında ithal ettiği ham petrolün ~%70'i Ortadoğu'dan ihraç edilmiştir. Bu ham petrolün çok büyük kısmı ise Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmaktaydı.
🔸Güney Kore'nin bu hamlesi ABD ile ittifak ilişkilerini korumayı donanma diplomasisi ve aktif bir deniz misyonuyla amaçlarken, diğer yandan İran savaşına doğrudan taraf olmaktan kaçınmayı planlamaktadır.
🔸Fakat belli ki Güney Kore Hürmüz Krizinde savaşın tarafı olmadan bölgenin deniz güvenliği düzeninde daha görünür bir rol üstlenmeye de eğilim göstermektedir.
🔸Zira Güney Kore'nin Hürmüz'e yönelik bu deniz güvenliği planı Güney Kore sermayesinin uluslararası tanker taşımacılığındaki çıkarları bakımından da önem taşımaktadır. Özellikle Sinokor'un VLCC piyasasındaki büyüyen varlığı ve Basra Körfezi bağlantılı tanker operasyonları, bölgedeki seyir güvenliği sorununu doğrudan ticari bir risk odağına dönüştürmüştür. Hürmüz'deki aksama efektif tankerler arzını, sefer planlamalarını, savaş riski sigorta primlerini ve gemilerin ticari kullanılabilirliğini doğrudan etkilemektedir.
🔸Dolayısıyla Güney Kore'nin bölgeye daha da yaklaşmak istemesi ve Cheonghae Deniz Refakat Görev Birimi'nin faaliyet alanını genişletme planı orta ve uzun vadede küresel enerji taşımacılığında faaliyet gösteren ulusal denizcilik sermayesinin çıkarlarının korunması bağlamında da okunabilir. Ancak bu planın henüz doğrudan Sinokor'u korumaya yönelik bir görevlendirme olduğunu da iddia edemeyiz. Orta ve uzun vadede gelişmeleri izlememiz gerekmektedir.
🌐Hürmüz Krizi, PetroChina, Petrol Arbitrajı ve Sermaye Birikimi Hk. Bilgi Notu:
📌Çin'in devlet kontrolündeki enerji şirketi PetroChina Hürmüz Savaşı'nın küresel enerji piyasalarında yarattığı kırılganlıklar, olağanüstü fiyat volatilitesi, sözleşme yapıları ve tedarik farklılıklarından yararlanarak 2026 yılında rekor ticaret kârına ulaşacaktır. Reuters'a göre, PetroChina 2026 yılı brüt ticaret kârının 20 milyar yuanı (3 milyar ABD dolarının üzerinde) aşması bekleniyor. Ekim ayı başı itibarıyla ham petrol ticaretinden elde edilen kârın 2025 yılının tamamındaki seviyenin iki katını aştığı ifade edilmektedir.
📌 Peki PetroChina Hürmüz'deki savaş koşullarından nasıl yararlanıyor?
🔸Kritik nokta ham petrolün üretildiği coğrafya ile nihai tüketim pazarındaki teslim değeri arasında oluşan olağanüstü fiyat farklılıklarıdır. Savaş, fırlayan navlunlar, efektif tanker arzındaki daralma ve aşırı şişen sigorta primleri Körfez ham petrol üreticilerini ham petrolü ciddi indirimlerle satmaya yöneltmektedir.
🔸PetroChina'nın avantajı ise bu farkı değerlendirebilecek fiziksel ticaret ağına, tedarik coğrafyasına, depolama imkanına ve rafineri altyapısına sahip olmasıdır.
📌 Hürmüz'deki savaş öncesinde Basra Körfezi terminallerinden doğrudan yüklenen ham petrol uzun mesafeli seyrüseferlere çıkan tankerler şimdi yerini belirli hatlarda daha karmaşık bir sistemle çalışan shuttle taşımacılık ve STS operasyonlarına bırakmıştır.
🔸Tıpkı Sinokor tanker taşımacılık şirketinin Hürmüz çevresinde düzenlediği yüksek riskli taşıma kapasitesinden elde korkunç sermaye birikimi gibi PetroChina da fiziksel petrol ticaretinin coğrafi olarak yeniden örgütlenmesinden kazanç sağlamaktadır.
📌#PetroChina'nın en önemli avantajlarından biri elbette tedarik çeşitliliği ve şirketin buna cevap veren güçlü bir dikey entegrasyon modelidir. PetroChina'nın ham petrol tedariğinin ~%10'u Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşirken, Çin'in diğer bir büyük enerji şirketi #Sinopec'in ham petrol tedariğinde bu pay ~%50'dir.
📌PetroChina'nın avantajı ise Fransa'daki ~220.000 varil/gün kapasiteli Lavera Rafinerisi'ndeki %50 ortaklığı, Singapur'daki ~300.000 varil/gün kapasiteli Singapore Refining Company'de Chevron ile ortaklığı ve Mart ayında Çin'deki stoklarından yaklaşık 1.8 Mb Murban ham petrolünü Singapur'a sevk ederek rafineri tedariğini desteklemesidir. Böylece #PetroChina ham petrolün satın alınmasından itibaren depolanmasına, taşınmasına, rafine edilmesine ve pazara sunulmasına kadar uzanan bütünleşik bir ticaret ağı ve dikey entegrasyon modeli vasıtasıyla hızlıca hareket edebiliyor olmasıdır.
📌Devletlerarası çatışmalar sermaye birikim süreçlerini zorunlu olarak ve tabiatıyla durdurmuyor. Üstelik tam tersine, krizlerin mevcut taşımacılık kanallarını bozmaya devam ederken, sermayenin farklı mekânsal ve örgütsel düzenlemeler üzerinden yeniden hareket etmesine yol açabiliyor. Biz buna literatürde David Harvey'e atıfla spatial fix diyoruz. Hürmüz Krizi buna nefis bir case study'dir. Bir tarafta devletlerin jeopolitik mücadeleleri ve kavgaları yer alırken diğer tarafta sermaye bu mücadelenin yarattığı fiyat farklılıklarını ve coğrafi arbitrajı yeni ticaret organizasyonlarıyla değerlendirmektedir.
🔸#Sinokor açısından tanker kapasitesinin belirli bir risk coğrafyasında yoğunlaştırılması spatial fix'e net bir örnektir.
🔸#PetroChina için üretim, depolama, taşıma, ticaret ve rafineri faaliyetlerinin bütünleştirilmesi yine spatial fix'e net bir örnektir.
📌Her ikisi de aynı sistemik krize verilen farklı sermaye birikimi cevaplarıdır. Tabii burada benim odağım, devletlerarası güç mücadelelerinin ve jeopolitik fırtınaların dünya ölçeğindeki sermaye birikimini nasıl yeniden örgütlediği ve bu dönüşümün hangi sermaye gruplarına avantaj sağladığıdır.
📌 İşin ilginç yanı ABD'nin İran'a yönelik askeri ve ekonomik baskısının yarattığı piyasa koşullarından bir Çin devlet şirketinin önemli ticari kazançlar elde edebilmesi, jeopolitik hedeflerle sermaye birikim süreçlerinin her zaman aynı doğrultuda hareket etmediğinin de çarpıcı bir örneğini temsil etmektedir.
h/t for informations @Reuters
Ersin Elikoğlu retweeted
🌐 OFAC'ın Gölge Filoya Yeni Hamlesi Hk. Bilgi Notu:
📌OFAC, İran ham petrolünün deniz taşımacılığında dolaşımını kolaylaştırdığı ileri sürülen geniş bir sahte gemi sicili ve sertifikasyon ağına yaptırım uygulamıştır. "Iranian Shadow Fleet Reliance on False Flags for Sanctions Evasion" başlıklı yeni bir uyarı yayınlanmıştır. Bu gelişme önemli bir göstergedir. Zira bu adım gölge filonun uluslararası deniz ticaretinde faaliyet gösterebilmesini sağlayan hukuki, idari ve teknik altyapıya yönelik yaptırımların genişlediğini göstermektedir.
📌Sahte Gemi Sicili ne anlama gelir?
🔸Bu ağın merkezinde Hindistan bulunmaktadır ve bu ağın faaliyetleri 2014 yılına değin uzanmaktadır.
🔸Bu ağ işlerine 2014 yılında Dominika'nın bayrak otoritesini taklit ederek başlamaktadır. 2023 yılında Singapur merkezli Eswatini Maritime Affairs and International Ship Registry'yi kurmuştur. Ancak işin ilginç kısmı, Singapur makamları bu kuruluşu yetkilendirmediklerini açıklamıştır. Buna rağmen şirketin İran ham petrolünü taşıyan gemilere bayrak hizmeti sağlamayı sürdürmüştür. Ardından bu ağ, Guyana, Aruba, Mali, Mozambik, Malavi, Sint Maarten ve Doğu Timor gibi devletlerin isimlerini kullanan sahte siciller üzerinden gemi tescili, klaslama ve gemi insanı sertifikasyonu hizmetleri sunmuştur. Ağ fiilen sahte belgeler üretmekte, devletlerin denizcilik idarelerini taklit ederek gemilere sahte hukuki meşruiyet sağlamaktadır.
📌Bakınız, Bayrak Devleti geminin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde temel yetki ve sorumluluk sahibi mercidir. Bakınız 1982 UNCLOS'taki 91-94 arasında yer alan maddeler. Sahte bayrak kullanımı söz konusu olduğunda geminin gerçek tescili, sertifikalarının geçerliliği, bayrak devleti denetimi ve sigorta koruması vb. konularda ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır.
📌OFAC açıkça bu meseleden armatörlerin dışında gemi acentelerinin, liman ve terminal işletmecilerinin, kiracıların (charterer), finans kuruluşlarının, klas kuruluşlarının ve P&I kulüplerinin de bu riske tabi olduğunu göstermektedir.
📌Gölge filonun fiziksel kapasitesini tankerler oluştururken, bu kapasitenin ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi çok daha geniş bir hizmet ve aracılık ağına sahip olduğu onlarca defa anlatmışımdır. Gölge filo fenomeni göründüğünden çok daha kapsamlı, karmaşık bir sistem-karşıtı harekettir. Gemi sicilleri, klas kuruluşları, sigorta ilişkileri, gemi işleten şirketler, finansal aracılar, bunker tedarikçileri ve liman hizmetleri bu yapının farklı bileşenleridir.
📌ABD'nin Ağustos ayında başlattığı Operation Economic Outcast, yaptırım rejiminin artık Gölge Filo ağlarının bir bütün olarak hedef alındığını ve işlerlik kazandıran tüm mekanizmaların hedef alınacağını ifade etmişti.
📌Ancak burada bir hususun da gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Sahte sicil ağlarının yaptırıma tabi tutabilirsiniz. Bu gölge filo ekosistemini yok etmeyecektir. Gölge filo mevcut ağların tasfiye edilmesi karşısında yeni bayraklar, şirketler, aracılar ve hizmet sağlayıcılar üzerinden yeniden örgütlenebilir ki örgütlenmeye devam da ediyor.
h/t for photo @Bloomberg
Ersin Elikoğlu retweeted
İnsanlar haklı sebeplerle Trump'a kızıyor.
Ama benim gördüğüm ABD başkanları içinde Çin'in nereye gittiğini en net gören başkan.
Ha buna getirdiği çözümler bence yanlış orası ayrı.
Ama Çin senelerdir adım adım Amerika Katası'na yerleşiyor.
⚓️💰 Şili ve Peru kıyılarına inen akışkan sermaye ve yükselen limanlar... Çin'in Latin Amerika'da kurduğu Şili-Peru-Brezilya üçgeni.
Pasifik'te kurulan bu hacimli jeo-ekonomik kütle çekimine yakından bakalım👇
📌San Antonio Limanı'nda (Şili 🇨🇱) 4,45 milyar dolarlık "Dış Liman" (Puerto Exterior) genişletme projesinin onaylanması önemli bir altyapı yatırımından çok daha fazlasıdır.
⚓️Bunu bir de Chancay (Peru 🇵🇪) kentinde inşa edilen derin su limanıyla birlikte düşündüğümüzde, Latin Amerika denizcilik kütlesinin hacimsel büyümesi daha da anlaşılabilir hale geliyor. Chancay konusuna daha önce değindim👇
teapawt.org/ersinelikoglu/status/2…
🔸San Antonio projesiyle liman, yıllık 6 milyon TEU kapasiteye ulaşacak ve kompleksi dünyanın en büyük konteyner gemilerini ağırlayabilecek yeni nesil bir "mega limana" dönüştürecek (2036’ya kadar). Buna paralel Şili’nin dış ticarette rekabet gücünü de yükseltecek.
📌Liman, aynı anda her biri ~ 400 metre uzunluktaki 8 konteyner gemisine hizmet verebilecek.
📌4 kilometrelik bir dalgakıran ve her biri 1.730 metre uzunluğunda iki adet yarı otomatik konteyner terminali inşa edilecek.
⚓️Limanın teknik özellikleri kadar ilgi çekici konulardan biri de proje ihalesinde Çin devletine ait şirketlerin en güçlü adaylar arasında yer alıyor olmasıdır.
🇨🇳Özellikle China Harbour Engineering Company (CHEC) ve China Railway Construction Corporation (CRCC) Avrupalı rakipleriyle kıyasıya rekabet halindeler.
📌Tesadüf değil ki projenin arkasındaki en büyük itici güçlerden biri de yine Çin'dir. COSCO, kısa bir süre önce Peru'da devasa Chancay Limanı'nı inşa etti. Peru'daki bu Çin yatırımı, Güney Amerika'nın Asya'ya açılan ana kapısı olmayı hedefliyor.
📰Medyada Şili’nin, lojistik üstünlüğünü Peru'ya (ve dolaylı olarak Çin'in kontrolündeki bir limana) kaptırmamak için San Antonio projesine hız verdiği yorumlansa da Çin’in bu projede itici güç olduğu apaçık ortada. San Antonio projesi Chancay'a bir rakip değil tamamlayıcıdır.
🚢Şili dış ticaretinin %90’ından fazlası deniz yoluyla gerçekleşiyor ve Çin, özellikle bakır, lityum ve tarım ürünleri ihracatında Şili'nin bir numaralı ticaret ortağı. Hem Chancay hem San Antonio Çin’in Latin Amerika’daki lojistik üstünlüğü ve nüfuz yaratma kabiliyeti açısından mühim girişimlerdir.
📌Şili dünyanın en büyük bakır üreticisidir ve küresel lityum karbonat ihracatının yaklaşık %65'ini gerçekleştirmektedir. Tarım, ormancılık ve kâğıt, deniz ürünleri ve şarap gibi diğer ihracat kalemleri de dikkat çekicidir.
📌Özellikle Bakır ve Lityum benim dikkatimi en çok çeken kalemlerdendir. Çin, Şili'nin bakır ihracatının %50’si ile %70'i arasındaki payı karşılıyor. Yine Lityumun neredeyse %70’lik payını. Bakır konusuna da fiyat dalgalanmaları üzerinden değinmiştim👇
teapawt.org/ersinelikoglu/status/2…
📌Çin, Şili'nin sahip olduğu bakır ve lityuma doğrudan ve kesintisiz olarak ihtiyaç duyuyor. Buna karşılık Şili ekonomisi de Çin'deki sanayi talebine yüksek oranda bağımlı durumda. Çinli firmaların bu projeye olan yoğun ilgisi de doğrudan bu hacimli ve her yıl büyüyen ticaretin sorunsuz bir şekilde yönetilmesi ihtiyacından doğmaktadır.
🛤️🚢Çin’in "deniz-kara koridoru" ve hinterland hedefinin arkasında bölgenin lojistik haritasını yeniden şekillendirmek yattığı açık. Zira hem China Harbour Engineering Company (CHEC) hem de China Railway Construction Corporation (CRCC) girişimleri bunun göstergesi.
🇧🇷Meselenin bir de Brezilya boyutu var. Chancay'ın planlanan demiryolu ağlarıyla Güney Amerika'nın içlerine, kıtanın ekonomik devi Brezilya'ya bağlanması kritik önemde. Çin, Brezilya'nın soya fasulyesi, et ve demir cevheri ihracatını Panama Kanalı'ndaki tıkanıklıklardan kurtarıp doğrudan Chancay aracılığıyla Asya'ya çekmeyi hedefledi.
📌San Atonio projesi de bu bağlamda bir lojistik zorunluluk aslında. Aksi takdirde Şili'nin bakırı, lityumu ve tarım ürünleri, önce küçük gemilerle (feeder vessels) komşusu Peru'daki Chancay Limanı'na taşınmak zorunda kalacak ve oradan da bir aktarmayla Asya'ya gidecekti. Mevcut haliyle kapasiteler, tonaj ve süre etkin ve verimli kullanılamıyor. Proje tamamlandığında Chancay ve San Antonio muazzam kütleleri Asya’ya koordineli biçimde aktarabilecek.
📌Böylelikle Çin, Latin Amerika’nın ve dolayısıyla ABD’nin sinir uçlarıyla oynayabilecek ve tedarik zincirlerini kalıcı olarak kendisine bağlayabilecektir. Bu zincirin asıl büyük ödülü Brezilya’dır. Çin, bu ödülü Latin Amerika'da askeri üsler kurmak veya siyasi rejimleri devirmek yerine, devasa limanlar ve demiryolları inşa ederek oluşturduğu denizcilik kütlesiyle elde etmeyi tercih ediyor.























