Benim için cumhuriyet tam da bu söz.
Fabrikasız, mektepsiz, hatta hastanesiz Anadolu’yu kendine yurt bellemiş bir halkın; açlıktan ve kuraklıktan kemikleri sayılırken, frengiden ve sıtmadan kırılırken işgali, esareti ve saltanatın sefahatini devirebilmesidir cumhuriyet.
Baraj kapağına 1453 diye şifre koymuşlar.
Türkiyem büyülü hapishanem…
This Post is from an account that no longer exists. Learn more
Normal ülkelerde gazeteciler tutuklanmaz.
Anormal ülkelerde gazeteciler yaptıkları haberler yüzünden tutuklanır.
Türkiye’de ise Murat Ağırel, yapmadığı bir haber yüzünden tutuklandı.
Patolojik bir olaya daha şahitlik ettik.
Dündar Ziya Gültekin, hak etmediği bir koltuğa siyasi operasyonla çökmüştü.
Sadece 1 ay sonra vefat etti.
İtibarlı olabilmek, onurlu kalabilmek en büyük makam. Çünkü hayat çok kısa.
Allah rahmet eylesin. Gören gözlere ibret olsun.
Okula giden saldırıda ölür. Madene inen göcükte ölür. Depreme yakalanan enkazda ölür. Yağmura tutulan elektrik akımında ölür.
Kimse sorumluluk almaz, olan insana olur.
Türkiye’de yaşamak, ölmeye hazırlık yapmaktır.
Düpedüz istibdat rejimi kuruyorlar.
Belediyelere kayyum, CHP’ye kayyum, Halk TV’ye kayyum.
Siyasetçiye, gazeteciye, muhalife şafak baskını, gözaltı, tutuklama.
Kendilerinden olmayan her şeyi yok etmek istiyorlar.
Türkiye’yi AKP’nin pespaye bir oyuncağına çevirmek istiyorlar.
Yahşiyan Belediyesi İmar Müdürü’nün arabaları bunlarmış.
İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten’in evinde 1 çeyrek altınla 100 dolar çıkmıştı.
Eskiden çoğu aile, çocuklarının beslenme çantasına muz bile koymazdı. Sınıftaki bir başka çocuk, kendini eksik hissetmesin diye.
Kaybettiğimiz incelikler yerini görgüsüzlüğün kibrine bıraktı.
Türkiye’de yılbaşından bu yana mazota %60’tan fazla zam geldi.
Kitlesel bir protestoyu geçtim, 3 kişi sohbet arasında bile konuşmuyor.
Çünkü o kadar çok ekonomik ve siyasi sarsıntıya maruz kaldık ki artık hiçbir şeye gerektiği kadar tepki vermiyoruz. Her yeni skandalı, her yeni zammı, her yeni haksızlığı bir öncekinden daha hızlı kanıksıyoruz.
Toplum olarak, AKP’nin politik desensitizasyon deneyinde giderek daha ağır dozlara alıştırılan denek hayvanlarına dönüştük.
Kemal Kılıçdaroğlu, tarihin gördüğü en arsız siyasetçilerden biri.
Ekrem İmamoğlu’nu cezaevinde 3 kez ziyaret etti. Son ziyareti 12 Haziran 2025’teydi.
Üstelik ziyaret, CHP kurultayına ilişkin iddianamenin hazırlanmasından sadece birkaç gün sonra, butlan davasının hemen öncesinde gerçekleşti.
İmamoğlu’nu ziyaret ederek kendisine alan açmaya çalışırken İmamoğlu siyasi bir mağdurdu.
AKP yargısıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturunca, İmamoğlu adi bir mahkum oldu.
Mutlak butlan sonrası Özgür Özel’in yanındayım diyen Vahap Seçer, Kılıçdaroğlu’na yanlayıp partimizi korumak görevimiz diyor.
Pavyon fedaileriyle genel merkez kapısına dayanıp partiyi polise bastıran Kemal Kılıçdaroğlu alkış tutuyor.
Bir avuç yüzsüzlük, bir avuç siyasi riyakarlık.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Kemal Kılıçdaroğlu ile 2’nci Kardeş Göçerler Yörük Etkinliği'ne katıldı:
🗣️ "Bizler Atatürk'ün kurduğu bu köklü çatı altında, Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerleriyle büyüdük. Bu köklü çatıya ve değerlere yürekten bağlıyız."
🗣️ "Partimizin bize çok emeği var; bizim de partimizde yıllarımız, köklü ve güçlü bir geçmişimiz var. Partimizi korumak ve kollamak en öncelikli görevimizdir."
Mabel Matiz ritmi, sözleri, neşesi ve kıpır kıpır klibiyle tam bir eski Türkiye şarkısı yaptı, yine düşman oldular.
Güzel olan her şeye düşmanlar.
Neşeye, özgürlüğe, müziğe, dansa, renge bile tahammülleri yok.
Anadolu topraklarının başına gelmiş en kötücül yapı.
YENİ Parti’yi evet ve hayır üzerinden kurulan iki kutuplu bir denklemin ortasına sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Barışı savunan, terörün sona ermesini isteyen herkesin çerçeve yasaya destek vermesini beklemek; çerçeve yasaya hayır diyen herkesi ise barış karşıtı ilan etmek, tam da iktidarın yıllardır kullandığı siyaset pratiğine yakışır.
Oysa üçüncü bir yol mümkün.
Terörün sona ermesini savunurken, çerçeve yasanın muğlak bıraktığı ve iktidarın inisiyatifiyle şekillenecek bir sürece karşı çıkmak mümkündür.
YENİ Parti, barışı savunmaya devam ederken; ne olduğu, nereye varacağı ve hangi şartlarda uygulanacağı belli olmayan bir sürece karşı çıkarak bu üçüncü yolu inşaa edebilir.
Yeni Parti, yarın TBMM’de görüşülecek yasaya evet oyu verir:
1- Evet demezse, -uzun süre fiili müttefiki olan- DEM parti ve Kürt seçmenden tepki alır,
2- Komisyon’da yer alıp, yasaya hayır demek tutarsızlıkla suçlamasıyla karşılanır,
3- Usul ve yöntem ve ortaya çıkan yasa metni yetersiz de olsa, silahların susması -zayıf ihtimal de olsa- PKK’nin tasfiyesi ve barış için -küçük de olsa bir adım olan- yasaya hayır diyemez,
4- Saray, AKP, MHP, hatta CHP’den gelecek “çözüm istemiyorlar” propagandasına direnemez.
Çerçeve yasa teklifinin bu hali, kabul edilebilir değil.
YENİ Parti’nin bu teklife destek vermeyeceğini düşünüyorum.
Çünkü amaç toplumsal barış değil, yaklaşan seçimlerde oy devşirmektir.
Teklife göre, süreç Milli Güvenlik Kurulu’nun değerlendirmesine bağlanarak hukuki bir alandan çıkarılıp siyasi malzemeye dönüştürülmeye açık hale getiriliyor.
Örgütün fiilen sona erdiğinin tespiti hangi kriterlerle yapılacak sorusunun cevabı açıkça düzenlenmiyor. İktidarın takdirine bırakılıyor.
AKP iktidarı, her zaman olduğu gibi hukuk normları yerine kendisine siyasi alan açmaya yönelik bir teklif metni hazırlamış.
Bir gün Kemal Kılıçdaroğlu, gizlice YENİ Parti’nin çalışmalarını izlemeye gider.
Özgür Özel’in, Özgür Çelik’i yanına çağırıp soru sorduğunu görür:
“Senin anne babandan olup da kardeşin olmayan kişi kimdir?”
Özgür Çelik hiç düşünmeden:
“Benim.” der.
Kılıçdaroğlu soruyu çok beğenir, hemen CHP’ye dönüp Gürsel Tekin’i çağırır:
“Gürsel, senin anne babandan olup da kardeşin olmayan kişi kimdir?”
Gürsel Tekin düşünür,
“Efendim, ben bunu bir Barış Yarkadaş’a sorayım.” der.
Barış Yarkadaş’a gider ve yardım ister. Yarkadaş günlerce düşünür, delege listelerini bile inceler.
Sonunda cevap verir “benim” der.
Gürsel Tekin koşa koşa Kılıçdaroğlu’na gider:
“Sayın Genel Başkanım, Cevap Barış Yarkadaş.” der.
Kılıçdaroğlu hafifçe tebessüm eder:
“Ah Gürsel… Yanlış.”
Gürsel Tekin mahcup şekilde “Doğrusu ne efendim?” diye sorar.
Kılıçdaroğlu kendinden emin bir tavırla “Cevap Özgür Çelik” der.























