Gül Temel (@gulltemel) header
Gül Temel (@gulltemel) profile picture

Orijinal bir insanım.

Joined May 2020
Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)Photo by Gül Temel (@gulltemel)
BAKTERİLERİN, DİĞER MİKROPLARIN VE PARAZİTLERİN HASTALIK YAPTIĞI İDDİASININ SONU GELDİ, TIP TARİHİNİN EN BÜYÜK PALAVRASI OLAN MİKROP TEORİSİ VE ONA YASLANAN ŞARLATAN DÜZEN BİLİMSEL KANITLARLA YIKILIYOR! Bu konuyu 3 ana bölüme ayırıp anlatacağım: 1-) Bakteriler, Diğer Mikroplar ve Parazitler Bizim Dostlarımızdır; Onlarla Birlikte Yaşarız, Onlarsız Var Olamayız. 2-) Kanıtlar – I ve II 3-) Ivermectin, Antiparaziter İlaçlar ve Antibiyotikler Canlılık Karşıtı Zehirdir. Hadi başlayalım! 1-) BAKTERİLER, DİĞER MİKROPLAR VE PARAZİTLER BİZİM DOSTLARIMIZDIR; ONLARLA BİRLİKTE YAŞARIZ, ONLARSIZ VAR OLAMAYIZ İnsan vücudu, insan mikrobiyotası olarak bilinen çok sayıda çeşitli yaşam formuyla doludur. Bunları bakteriler en yoğunlukta olmak üzere, mantar gibi diğer mikroplar izler. Bakterilerin sayısı, insan hücre sayısına oranla 10:1 (insan hücrelerinden 10 kat fazla), 100:1 (insan hücrelerinden 100 kat fazla) ya da 1:1 (insan hücre sayısıyla bire bir aynı sayıda) gibi ifadelerle tartışılsa da insan vücudunun 100 trilyon veya daha fazla sayıda bakteri içerdiğini söyleyebiliriz. journals.plos.org/plosbiolog… Vücut içinde akla hayale gelebilecek her yerde; kolonda, gastrointestinal sistemde, akciğerlerde, beyinde, meme bezleri, plasenta, seminal sıvı, rahim, yumurtalık folikülleri, tükürük, ağız mukozası, konjonktiva, safra dahil olmak üzere bir dizi insan dokusu ve biyolojik sıvının üzerinde yaşarlar. Vücut dışında ciltte, göbek deliğinde, koltuk altlarında vs. her alandadırlar. Neredeyse bir iğnenin ucu kadar alan boş değildir ki bakterisiz olsun. Onlar dış dünyada, tüm organizmaların içinde ve yüzeyindedirler. İnsan vücudundaki bakterileri esas alıp konuşursak, bakterilerin ne gibi bir görevi vardır? Canlılığın başlangıcından bu yana bakterilerin ve aslında tüm mikropların esas görevi atıkları parçalamak, kirleticileri süpürmek hatta onları organizmalar için kullanışlı, işlenebilir formlara dönüştürmek ve daima bir ortam temizliği yapmaktır. Midede yer alan birçok bakteri, gıdaları bağırsakların sindirimine hazır hâle getirmek üzere parçalar. -Gıdalar mide asidi ile ilk etapta parçalanır, bakterilerin buradaki rolü mide asidi kadar değildir.- Yine bağırsaklardaki sayısız bakteri, besinlerin kana karışmasından hemen önce bir nevi ayrıştırma yaparak, çöpleri yiyerek ortadan kaldırır. Bu sayede bakteriler, sindirim sisteminin sağlıklı işleyişinde demirbaş görevdedir. Yanlış beslenmede (yoğun bir şekilde unlu mamuller, aşırı şeker ve rafine şeker, pastörize süt ve pastörize süt ürünleri -pastörize sütte besin değeri neredeyse sıfırdır- asitli içecekler, trans yağlar, endüstriyel antibiyotikli tavuk eti ve yumurtaları, ağır metallerle kirlenmiş yiyecekler, koruyucu kimyasallar ihtiva eden paketli market ürünleri, gluten, MSG, rafine tuz vb. tüketimi) ısrar edilmesi durumunda ise mide ve özellikle bağırsaktaki bakterilerin işi bir hayli zorlaşacaktır. Bu “zehirler” sindirimi güç, işlevsiz bir çöp olarak zamanla bağırsak duvarında birikinti yapmaya başlayacak ve mevcuttaki bakteriler toksik birikim alanına doluşacak ve onlara destek kuvvet olarak kolonda gizlenen birtakım diğer yaşam formları, parazitler imdada yetişecektir. Bakteriler ve parazitler böylece oradaki toksisiteyi gidermek, ortam temizliği yapmak için canla başla çabalayacaklar. Bağırsak parazitleri dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar! Şimdi diğer toksisite maruziyetlerinde vücudun savunma sistemine büyük destek olan bakterileri, tüm mikropları konuşalım. Yukarıda saydığım yanlış beslenme ile toksik malzemelerin kana karışarak dolaşıma katılması ve belli organlarda birikmesi; kimyasalların, EMR (elektromanyetik radyasyon) maruziyetine uğramak, kötü gazlara maruz kalmak, ilaç kullanmak, sistemik dolaşıma doğrudan alüminyum, cıva, polisorbat 80, formaldehit, hücre kültüründen gelen fitrelenmemiş ölü hücreler (insan fetüs hücreleri, çeşitli hayvan hücreleri) barındıran aşıları almak vb. zehirlenme durumlarında toksik birikim nerede ise bakteriler ve diğer mikroplar o alanda yoğunlaşacaktır. Toksik birikim, asidik ortamı; aşırı asidik ortam seri hücre ölümlerini beraberinde getirir. Başta toksik malzemeleri ve ölü hücre atıklarını ortamdan temizleyecek olan ise bakterilerin, diğer mikropların ta kendisi olacaktır. Yine bağırsaklardaki bakterilerin durumunda olduğu gibi, toksik birikim ve ölü hücre atıklarının yoğunlaştığı bölgelerde bakteriler de yoğunlaşacak toksik malzemeleri ve ölü hücre atıklarını yiyerek ortam temizliği yapmaya çalışacaktır. O bakteriler, mikroplar dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar! Eğer bakteriler, diğer mikroplar ve parazitler bunu yapmasaydı ya da görevlerinin dışına bir an olsun çıksaydı neler olabileceğini hiç düşündünüz mü? Vücutta toksisite son hızla artar, ölü hücre atıkları bir çöp dağı gibi birikir, canlı hücreler sağlıklı işleyemez hâle gelir, organlar iflas etmeye ve vücut kısa bir süre sonra çürümeye başlardı. Ve belki de ani ölüm gelirdi. 100 trilyonu aşkın bakteriden biri dahi kötücül amaçlarla insan vücudunda yer almıyor! Onların bir görevi var. Vücudu hasta etmek için değil, hastalık zamanında vücuda sağlığını geri kazandırmak için oradalar. Buna karşılık modern tıp tarafından ısrarla “hastalığa sebep olabiliyorlar” suçlamasına uğruyorlar. SITMA: Suçlanan parazitler ya da kan hücrelerinin kandaki aşırı asitlenmeye karşı geliştirdiği tepki mekanizmasını “parazit” diyerek servis etme aldatmacası… Tarihten bu yana (özellikle Afrika'da hâlâ görülüyor) sıtma vakalarının (aşı ve ilaç hasarlarının, ya da birtakım başka zehirlenmelerin taklit ettiği semptomlar hariç) neden hep bataklık bölgelerinden çıktığını düşündünüz mü? Biz Türkçe'de "sıtma" diyoruz. "Malaria" orijinal ismi, Latince kökenli olan... "Mal" - "kötü", "aria" - "hava/gaz" demektir. "Malaria" Türkçe anlamıyla "kötü hava/gaz" demek. Bataklık çevresinde yaşayan halkta sıklıkla baş gösteren "ateş, titreme, kusma vs." gibi hâllerin nedenini aslında o halk çok iyi bilirdi, bu bildiğiniz hidrojen sülfür (bataklık gazı) zehirlenmesiydi. haliccevre.com/hidrojen-sulf… Pek çok zaman sonra, bu gaz zehirlenmesine uğrayan birinin kanına baktılar ve orada “parazit” gördüler. “Kırmızı kan hücrelerinin arasında bana parazit gibi görünen elementler fark ettim. O zamandan beri 44 sıtma hastasının kanını inceledim; 26 vakada aynı elementler mevcuttu. Bu beni bunların parazitik doğasına ikna etti.” Alphonse Laveran, 1880, pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/6750… Gerçekten parazit gördüler ise, gaz zehirlenmesinden sebep kandaki toksisitenin aşırı artması sebebiyle ortam temizliğine bazı parazitlerin katıldığını düşünebiliriz. Fakat böyle olsa bile Laveran ve onu izleyenler, altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyip “bu probleme işte bu parazit sebep oluyor” dediler. Parazitlerin orada, o hastalığın/zehirlenmenin nedeni olarak değil, hastalığın/zehirlenmenin sonucu olarak bulunabileceği gerçeğini göz ardı ettiler. Taşıyıcı olarak da aynı parazitleri taşıdığını düşündükleri sivrisinekleri gösterdiler. (Ronald Ross,1897) Bir parazitin dışardan taşınmış olabileceği düşüncesi, hiçbir şekilde deneylenebilir ve gözlemlenebilir değildi, bir varsayımdı sadece. Oysa sivrisineklerin tek suçu larvalarını durgun su birikintilerine/bataklıklara bırakıyor olmasıydı. Ne sivrisineklerin ilgili paraziti insana taşıdığı, ne de parazit taşınsa bile ilgili parazitin hastalığa sebep olabileceği kanıtlanabilirdi. Sadece sivrisinekler üzerinden hikâye yazmak kolaydı ve öyle de oldu. Aslında sıtma hastası kişinin kanında gördükleri gerçekten bir parazit dahi olmayabilirdi. Aynı tarihlerde Dr. Thin ve Dr. Bland-Sutton, sivrisineklerin midesinde sözde ilgili parazitin olduğunu söyleyen Ross’a eleştiri getirir ve onların normal “epitel hücreleri” olduğunu, yani Ross’un sivrisineğin kendi hücrelerini “parazit” olarak tanımladığı hatasına düştüğünü söyler. Önemli not: Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin belli koşullar altında hücre formundan çıkıp kamçılı bir forma bürünebildiği (sıtma parazitini “kamçılı” olarak tanıtmışlardı) ve hareket edebildiği gözlemlenebilir. Misal, bir insandan kırmızı kan hücreleri alınıp daha sonra bunlar çeşitli reaktiflere maruz bırakıldığında, -antikoagülanlar, keratin sitrat, sodyum oksalat, heparin ve ringer solüsyonu gibi şeylere- kamçı geliştirebilir ve hareketli hale gelebilir. Muhtemel ki beyaz ve kırmızı kan hücreleri bu davranışı vücutta da kanın pH’ını korumak için (hafif alkalide tutmak için) bir tür savunma mekanizması olarak kullanır. Dr. Edward Lawrie ve Dr. Martyn Jordan’ın aralarında olduğu bir grup araştırmacı; Laveran’ın ve Ross’un “parazit tanımına” tamamen karşı çıkar ve parazit diye gördükleri şeylerin zaten vücuda ait kan hücrelerinin form değişikliğinden başka bir şey olmadığını açıklar. Dr. Edward Lawrie, araştırmalarını kaleme aldığı makalelerinin birinde, bir sıtma hastasının kanında gördükleri “parazitler”in ise tüm gözlem boyunca önce hücre olmaktan bağımsız gibi hareket ettiğini, sonra hücre duvarının belirip tekrar eski formuna döndüğünü, kan hücrelerinin şekil olarak gerçekleştirdiği bu geçişi Laveran’ın “hastalık ajanı” olarak yorumladığını belirtir. online.fliphtml5.com/wompk/b… Yine Dr. Edward Lawrie bir diğer makalesinde kırmızı kan hücreleri üzerine yaptığı inceleme üzerine bu kan hücrelerinin şekil değişikliklerine gittiğini açıklar ve şunları ekler: “Plasmodistler iddia ettikleri paraziti, sıtmalı kandan başka hiçbir yerde gösteremezler ve bu kesinlikle sıtmalı ateşin her vakasında geçerli değildir, çünkü Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdesi’ dalağın çok dejenerasyona uğradığı hastalığın o kökleşmiş formlarında asla bulunmaz. O bahsettikleri ‘paraziti’ insan kanından başka bir ortamda gösterebilene kadar, onun bir parazit olduğu varsayımının tamamen yanlış ve yanıltıcı olduğu görüşünü sürdüreceğim. Tüm kanıtlar, Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdelerinin’ lökositle yakın ilişkili olan değişmiş kan hücreleri olduğunu ve onlar gibi kanın ürünleri olduğunu göstermektedir. Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdeleri’ parazit olarak kabul edilecekse lökosit de bir parazit olarak kabul edilmelidir. Bu bizi tüm mevzunun anahtarına getiriyor. Lökositin gerçek fizyolojisi hakkında çok az şey biliniyor veya hiçbir şey bilinmiyor… Büyük Britanya'daki fizyologlar, tehlikeli bir kloroform uygulama yöntemini desteklemek için patentli kalpleri avlamak için harcadıkları zamanın bir kısmını lökositin fizyolojisi üzerine gerçek bir araştırmaya ayırırlarsa, sıtma parazitolojisinin sahte biliminin temeli çok yakında yıkılırdı.” sci-hub.se/10.1016/s0140-673… Özetle Edward Lawrie’nin söylediği, Laveran’ın gözlemlediği ve parazit olduğunu iddia ettiği şeylerin aslında sadece normal hücrelerimiz, hastalığa yanıt olarak değiştirilmiş kırmızı ve beyaz kan hücreleri olduğudur. Ve sonuç olarak, parazitler ya da kan hücreleri “parazit” sanılıp suçlandı, sivrisineklerin hastalık taşıdığı yalanı ortaya atıldı ve hastalığa sebep olan esas neden/açıklama, perdelenmeye devam etti. Çünkü bir gerçekti ki, esas neden, ilaç üreticilerine kazandırabilecek bir neden değildi. “LYME”: Bir kene ısırığından huylanıp hastaneye gidenlerin, enfeksiyoncuların eline düşenlerin -iki anlamda- hapı yutma durumu… Denir ki, "Lyme", bir kene ısırığıyla Borrelia burgdorferi adındaki bir bakterinin enfeksiyona sebep olmasıdır. Gerçek şu ki, insanlar bu bakterileri zaten vücutlarında da taşır. Bu bakteri isimlerinin hiçbir önemi yoktur, bu ismi taşıyan bir bakteri grubu özellikle hastalık yapma amacı olan kötücül bakteriler değildir. Modern tıp sadece, gerçek nedenlerle/toksisite maruziyetiyle ilgilenmeyip, suçu üzerine atacağı bir unsur arama peşindedir. Bir kene sizi ısırdığında yapacağı en büyük kötülük cildinizin bir miktar derinliğine kadar toksin boşaltmak olacaktır. Vücudunuzun her alanının bakterilerle dolu olduğunu tekrar ve tekrar hatırlayın. Toksin boşaltımı ile ne olacak? O bölgedeki hücreler zehirlenecek ve hücre ölümleri yaşanacak. Bakterilerinizden bir kısmı o bölgede yoğunlaşacak, ölü hücre atıklarını yemek ve toksinleri süpürmek üzere faaliyete geçecek. Eğer savunma sisteminize güvenirseniz bir kenenin ısırığı sonrası kayda değer hiçbir zarar almadan kurtulabilirsiniz. Fakat panikle hastane yoluna ve bir enfeksiyoncunun eline düşerseniz, işte problem o zaman baş gösterecektir. Size antikor testi yapacak (Lütfen Stefan Lanka’nın “Antikorların Yanlış Yorumlanması” makalesini okuyunuz: viroliegy.com/wp-content/upl…. Buna göre hiçbir antikor testi “spesifik ve özgül” yani ilgili sözde antijenlere bağlanan antikorları tespit edemez. Antikorlar hücrelerin zehirlenmesi sonucu hücrelerin bizzat geliştirdiği bir “savunma mekanizmasıdır.” İlgili makaleden bir bölüm: “Vücutta antikor artışı vücudun zehirlenmeye tepkisinden başka bir şey değildir. Vücut zehirlendiğinde bu zehirler hücrelerde delikler açar ve hücreleri parçalar. Hücreler parçalandığında vücudun tepkisi, diğer protein ve diğer şeylerle ağ oluşturmak için, asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri oluşturmaktır… Bunlara spesifik antikor dense de bu doğru değildir, bunlar vücuttaki asit – baz durumuna göre konumlanır ve laboratuvar ortamında da istedikleri gibi manipüle edebilirler.”) herhangi bir sebepten dolayı, altta yatan başka bir toksisite maruziyeti varsa bunu, sizi “pozitif” çıkarmak için kullanacak ve sonra 10 ila 14 gün arasında değişen antibiyotik tedavisi(!) ile bakterilerinizin görevini yapmasını engelleyecek dolayısıyla maruziyetlere daha açık hâle getirileceksiniz. Kimse hastaneye düşüp o testleri yaptırmadan bir kene ısırığı sonrası gerçek bir hastalığa maruz kalmaz! Buradaki aldatmacayı artık görebiliyor musunuz? Bu noktada bakteriler ve parazitler hakkında öğrendiklerinizi, ezberlerinizi bir kenara koyup olabildiğince temiz ve şeffaf bir akılla düşünmeye başlayın. İnsan bedeni, benzetme yaparsak bakteri ve diğer tüm mikropların havuzunda yüzüyorken, neredeyse bir iğne ucu kadar alan dahi boş değilken, nasıl olur da, yine bizim gibi tüm bedeni ve beden yüzeyi bakterilerle, mikroplarla dolu olan bir sivrisinek, bir kene bize bakteri/mikrop/parazit taşıyabilir/bulaştırabilir? İnsan vücudu ASİT-BAZ dengesi ve Tampon Sistemlerle pH ayarlaması üzerine en temel mekanizmasını kurduğu için dışarıdan gelerek doğal bakteri florasını bozacak ve asidik katkı fazlalığı oluşturacak bakteri girişi olsa dahi diyelim, bunu zaten doğru beslenen ve ağırlıklı olarak vücut suyunu alkali tutan insanların uygun pH'ı sayesinde nötrleyecektir ve bakteri florasını vücut gene dengeleyecektir. Size bakteri odaklı hastalık anlatanlara dikkat edin, o "hastanın" yanlış beslenerek vücudunu asitlediğini, asitlenmenin ise hücrelerde uygun çalışma pH'ını bozduğunu söylemeyen kişilerdir yani, bakteriler en zor durumlarda, asitli durumlarda üzerine düşeni yaparken, asıl kendi üzerine düşeni yapmayıp yanlış beslenen o hastanın bu yanlışını anlatmadan olayı sadece olay mahallindeki bakterilerin üstüne yıkarlar. Bu, her yangın yerinde itfaiye eri görüp, demek ki yangını itfaiye eri çıkartıyor sonucuna vardırmak gibidir. İşte modern tıp böylesine akla zarar bir sonuca varıyor, zira geri planda, parazit ilaçlarıyla, antibiyotiklerle, savunma sisteminin demirbaşı, dost organizmalara zarar vermeyi hedefleyen ilaç şirketlerine hizmet ediliyor! HAYIR bir sivrisinek sizi hasta etmez. HAYIR bir kene sizi hasta etmez. HAYIR bir kum sineği sizi hasta etmez. HAYIR bir kedi tırmığı sizi hasta etmez. HAYIR bir köpek salyası sizi hasta etmez. HAYIR, bakteriler, diğer tüm mikroplar ve parazitler sizi hasta etmez. Bakteriler, diğer mikroplar ve parazitler bizim dostlarımızdır. Onlarla birlikte yaşar ve onlarla birlikte canlılığımızı idame ettiririz. Bu, insanın ve tüm canlılığın mükemmel dizaynının göstergesidir. Görebilenler için, korunma prensibidir. İlaç şirketleri ve sahipleri, asıl hastalık nedeni olan toksisite maruziyetiyle kasten ilgilenmez. Çünkü o zaman ne satabilecekleri aşı ne de ilaç kalır. Özellikle ki enfeksiyoncular doğruyu söylemiyor, doğruyu söyleseler ne enjekte edebilecekleri aşı ne de reçete edebilecekleri ilaç olur. Anlıyorsunuz değil mi?
145
732
97
1,643
483,991
🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳 FURKANCILARA OPERASYON YAPILIRKEN (TOPUK KANI DAHİL) TEST VERMEYİ RET EDEN AİLELERE TAZYİK HAPSİ GETİREN (Türkiyedeki tüm insanların geleceğini ilgilendiren) KANUN (Sessiz sedasız) MECLİSTEN GEÇİRİLDİ: 🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳 Bu kanun değişikliği ile LOHUSA BİR KADIN TOPUK KANI (Vs.test) REDDİ YAPTIĞI İÇİN BEBEĞİ İLE BİRLİKTE 3-10 GÜN HAPSE ATILABİLECEK! Tedbire uyulmaz ise de tazyik hapsi tekrarlanabilecek. BU KANUN DEĞİŞİKLİĞİ HAKİMLERİN SAĞLIKLI ÇOCUKLAR HAKKINDA "TALİMAT İLE" ve "GEREKÇESİZ" ZORUNLU TEST KARARI VERDİĞİ BİR ORTAMDA TOPLUM İÇİN BÜYÜK BİR TEHLİKEDİR! Zorunlu test ise otomatik olarak zorunlu tedaviyi doğuruyor Yani test ile çocuğunuz bir kere hasta ilan edilsin, sizde aile doktorumuza filan danışıp "tedaviyi ret ediyorum" derseniz, görürsünüz gününüzü, demek oluyor bu. Ki test kesin tanı yöntemi değildir, ama sadece test sonucu ile tedavi uygulanması Türkiyede yerleşmiştir. Topuk Kanı-Zorunlu test 2021 yılında ortaya atılmasından önce kaç aileye (sağlık koruma amaçlı) tedbir kararı verilmiştir? veya kaç aile tedbire direnmiştir acaba? 25 yıllık hukukçuyum (gerçekten devletin müdahalesini gerektiren durumlarda dahi) ben tedbir kararı verildiğini görmedim, sordum benden öncekiler de görmemişler. Bunlar uygulaması çok çok nadir, sadece ders kitaplarında yazan şeylerdi, çünkü toplunun geleneklerine aykırı idi ve topluma rağmen kanun-kural olmaz idi! AMA HER AİLEYE ZORLA TOPUK KANI BASKISI YAPILIRKEN VE BUNA CİDDİ BİR DİRENÇ-TEPKİ GÜNDEMDE İKEN BU KANUN ÇIKARTILDI! O yüzden hükumet; Ben bunu topuk kanı-test baskısı için çıkarmamişem..." diyemez. Yemezler! Ve Hitler rejiminden başka nerede böyle insan yavrusunu hayvan-kobay yerine koyan, velayet hakkını yok eden uygulamalar yapılmış ve böyle bir ZORBALIK YAŞANMIŞTIR. Bu anne-babalık hakkımızın yok sayılması, sağlık sektörünün hata ve suistimallerine karşı çocuğumuzu koruma hakkımızın elimizden alınmasıdır. Bu çocuklarımıza bir mal gibi el koyulmasıdır.👇👇👇
İFTİRA VE TROL SALDIRILARI İLE BİR İNSAN (Alpaslan Kuytul'u kast ediyorum) NASIL HAİN İLAN EDİLİR. NASIL KOLAYCA TOPLUMUN BEYNİ YIKANIR! örneğini yaşıyoruz; Bir kaç avukat arkadaşıma KUYTUL konusuna üzüldüğümü anlattım, bana; "Yaaa o da haddini aşmasaydı, hedef alarak konuşmasaydı vs." dediler. Bunlar da öyle inançsız veya hukuk bilinci olmayan adamlar değil haa... Ama ya ben, ben de bunlardan farklı değildim. Daha önce Kuytul hiç dikkatimi çekmemişti, TOPUK KANINA KAYYUM ATANMASI KONUSUNDA Kuytul benim müvekkilim lehine bir tavır ortaya koyunca, cemaatleri az çok takip eden bir arkadaşıma; "Bu kimdir, necidir" diye onu sordum. Bana; "Şiidir, haricilere yakın görüşleri vardır..." dedi. Bende bu bir görüşle kifâyet ettim, başkaca araştırma da yapmadım, hatta içimden; "Yahu keşke harici birisi bu topuk kanı meselesine destek vermeseydi, şimdi toplum ön yargı ile yaklaşır konuya ..." diye geçirdim. Malum toplumumuzda ne söylendiği değil, kimin söylediği önemli. Ve umursamaz bir toplum haline geldik, direk bizi ilgilendirmeyen bir konuda (hele o kişi-gurup-parti vs. karşıt görüşte ise) bir bahaneye sarılıp UMURSAMAMAYI tercih ediyoruz. Hem günümüz dünyasında vakit de yok, haksızlık ise çok, hangi birisi ile ilgilenelim, nasıl hepsine tepki gösterelim, vakit olsa bile cesaretimiz yok. Biz rejim tarafından şartlandırılmış. sindirilmiş, kişiliği ezilmiş bir toplumuz... (Ama tutuklanmasının ardından bu algı operasyonundaki saçmalığı, trollerin terbiyesizliğini gördükten sonra Kuytul dikkatimi çekti ve videolarını izlemeye, iddiaların doğruluğunu sorgulamaya başladım.) Bizi iyi tanıyan algı operatörleri de bu zaaflarımızı iyi kullandı, basit-zekâ gerektirmeyen sloganvari cümleler ile algı oluşturdular. HER KESİM İÇİN AYRI BİR ALGI CÜMLESİ ORTAYA ATTILAR: -Milliyetçiler için; "Kuytul PKK' ya destek veriyor" veya "Haindir" -Sünniler için; "Kuytul İrancı, şii, harici" -AK Partililer için; Reis'e hakaret ve tehdit etti" -Zorbalıktan- hoşlanmayanlar için "Adam kaçırıp işkence etti" -Cemaatlerden hoşlanmayanlar için: "Evinden çuval çuval para çıktı" -Fetö yü sevmeyenler veya fetöcü damgası yemekten korkanlar için "FETÖ BAĞLANTISI VAR" dediler. Tabi kimse şunu sormadı; madem fetöcüydü 13 yıldır nerede idiniz? Veya Türkiyede Fetö bağlantısı olmayan siyasi-iş adamı, hatta vatandaş kaldı mı? İnsanların Bankalarına para yatırdığı için veya bir iki telefon görüşmesi yaptığı için Fetö den içeri alındığı yargılama süreçlerini de düşünürseniz, ne yapıldığını iyi anlarsınız. Diğer iddialar da bunun gibi, yani kanıtı yok, iddia üzerine yargısız infaz. Hele Süleymancılara ve Kuytul'a operasyon sırasında (Sessiz sedasız) HÜKUMETİN ÇOCUK KORUMA KANUNUNDA YAPTIĞI DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRDÜKTEN SONRA iyice kafamın tası attı. Bu yasada topuk kanı tedbir kararlarında kullanılan maddelere eklemeler yapılmış, hakimlerin yetkileri arttırılmış, hatta hakimlere TEDBİR HAPSİ yetkisi verilmişti! Böylece LOHUSA BİR KADIN BEBEĞİ İLE BİRLİKTE TOPUK KANI REDDİ YAPTIĞI İÇİN 3-10 GÜN HAPSE ATILABİLECEKTİ! Yani yerinde kullanıldığı takdirde iyi bir düzenleme dahi sayılabilecek bu değişiklik, HAKİMLERİN SAĞLIKLI ÇOCUKLAR HAKKINDA TALİMAT İLE GEREKÇESİZ (Zorunlu test) KARARI VERDİĞİ BİR ORTAMDA TOPLUM İÇİN BÜYÜK BİR TEHLİKEYDİ. Topuk Kanı-Zorunlu test kavramından önce (2021-2022) kaç aileye tedbir kararı verilmiştir veya kaç aile direnmiştir acaba?! Yani Hükûmet bu zorbalığa destek veriyordu. Böylece ailenin çocuk üzerindeki velayet hakkı (Özellikle tıbbi müdahaleyi ret-seçme hakkı bakımından) ortadan kaldırılıyor, çocuklarımızı sağlık sektörünün malı, SGK'dan para çekme vesilesi haline getiriliyordu. Zorunlu test otomatik olarak zorunlu tedaviyi de doğuruyor ve anne-babanın yanlış bir tedaviye karşı çıkma hakkı elinden alınıyordu. Ve çocuğunuz bu yanlış tedaviden ölse bile bunu yapanların ceza alması çok çok zordu, ne de olsa çocuk bir defa hasta ilan edilmişti ve şıracının şahidi bozacıydı. Elbette, bu test ve 👇
31
267
17
395
36,003
"SİGARA YASAKLARIYLA KAMU SAĞLIĞINI DÜŞÜNÜYORLAR" ÖYLE Mİ? HAYATIMIZ; Hastalıkların bir "virüs" ya da mikropla dışarıdan taşındığı/bulaştığı iddiası, "mikrop teorisi" şarlatanlığı gerekçesiyle, kordon bağının kesilir kesilmez yeni doğanların, okul çağı çocuklarının, gencinin, yaşlısının -koruyucu bağırsak bariyerlerine uğramadan- doğrudan kan dolaşımına zerk edilen; alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, gentamisin sülfat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, hücre kültüründen gelen filtrelenmemiş insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçaları gibi sayısız toksik pisliği barındıran; daha 100 sene öncesinde esamesi okunmayan peyda olduktan sonra ise "genetik hastalık" diye sahtekârca tanımlanan bir otizmin, bir SMA'nın en birincil müsebbibi; kısa ve/veya uzun vadede, en basit alerjik reaksiyonlardan otoimmün hastalıklara (insan fetüs hücre hatları sebepli), nörodejeneratif hastalıklardan ensefalit, menenjit vb. inflamatuar hastalıklara dek daha nice ve çok çeşitli sağlık problemlerini ortaya çıkaran, sakatlayan ve öldüren AŞILARLA, Altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyen, sadece semptomları değerlendiren bir teşhis usulünün eseri olarak, tedavi etmekten tamamen uzak, sadece semptom baskılayan ve vücutta bir dizi tutarsız kimyasal reaksiyona sebep olan ve hâliyle esas sorunu zamanla şiddetlendirip azdıran, neredeyse tamamı petrokimyasallardan üretilen İLAÇLARLA, Hamilelikte kullanıldığında yeni doğanda kanama riski oluşturan (K2 vit. bağırsaklarda bakteriler tarafından sentezlenir), aşırı kullanımında kist hidatik'in ve çeşitli kistlerin, miyomların tek müsebbibi, bağırsak hasarları, karaciğer hasarları meydana getiren, "canlılık karşıtı"/mikrofloranın katili ANTİBİYOTİKLERLE, İnsan ve hayvan vücudunun bizzat kendi hücrelerinin ve mikroplarının ortamın toksisitesine göre pleomorfizm yeteneği gereğince dönüşmüş halleri, vücudun güçlü toksin yapılarıyla, dokularda birikmiş ağır metallerle mücadeleci şifa ordusu parazitleri felç ederek öldüren, dolayısıyla vücudun toksisite ile mücadelesinin önüne geçen, "kansere çare" diye pazarlanırken asıl kanserojen etkenin ta kendisi olan, kadınlarda ve erkeklerde yumurtalıklarda birikim yaparak kısırlığa sebep oldukları sayısız bağımsız çalışma ile ortaya konmuş, daha birçok sağlık hasarının bir numaralı sorumlusu ANTİPARAZİTER İLAÇLARLA, Epifiz bezinde birikerek epifiz bezinin bilişsel faaliyetlerden (sorgulama, kritik etme, mantık yürütme, analiz etme vb.) sorumlu olan melatonini üretmesini engelleyen FLORÜRLÜ ve çok düşük seviyelerde sadece solunması hâlinde bile ciddi akciğer hasarları meydana getiren, belli maruziyetiyle atardamar sertleşmesinden, kansere, kalp problemlerine dek bir dizi olumsuz sağlık etkisi olan KLORLU ŞEBEKE SULARIYLA, Baryum ve alüminyum partikülleri (BA-AL) püskürtmesiyle böylece havayı, suyu, toprağı/habitatı ağır metallere boca eden CHEMTRAİL'LE, Endüstriyel tarımda, bitkiler tohum - fide - olgunluk evresine gelene dek, her bir zerresine nüfuz edecek denli (öyle ki bitkiler başta bakırı, bünyesinde olması gereken pek çok minerali ve vitamini dışlar hâle gelir) kullanılan ve bu bitkiler aracılığıyla insan vücuduna giren, başta hormon sistemi bozukluklarından nörolojik bozukluklara dek bir yığın sağlık sorunu üreten PESTİSİTLERLE, Kaynağı kaya tuzu olsa da, bu doğal tuzun içerisinden 80'den fazla hayati mineralin ve iz elementlerin alınmış olduğu ve böylece artık insan vücudu için "agresif" forma kavuşan, vücudun su - tuz dengesini, mineral dengesini; dolaşım sistemini, sinir sistemi fonksiyonlarını vb. alt üst eden RAFİNE TUZLA, "Zararlı bakteri" yalanıyla pastörizasyon işleminden geçen ve bu işlem sonucunda protein yapısı tamamen bozulan, vitamin ve minerallerinin neredeyse tamamını kaybeden, artık beyaz toksik bir sıvı haline gelen PASTÖRİZE SÜTLE, Daha yumurta içindeyken bile (in - ovo) aşılama yapılan, civciv halinden olgunluğa dek sprey/dumanlama (kafes sırasına püskürtme), içme suyu, göz/burun damlası, doğrudan enjeksiyon, kanat zarı batırma vb. yöntemlerle ağır metaller ve sayısız toksik malzemeyle dolu aşılara sürekli maruz kalan; düzenli olarak, bağırsak floralarını bozan, sindirim sistemlerini tahrip eden, organ hasarına yol açan antibiyotiklere maruz kalan, kelimenin tam anlamıyla gün yüzü gösterilmeyen, KAFES USULÜ KÜMES HAYVANCILIĞININ BERBAT ESERİ TAVUKLARIN TOKSİK ETİYLE, Sayısız toksik katkı maddesiyle (koruyucular, yapay tatlandırıcılar, yapay aroma vericiler, emülgatörler vs.) harmanlanmış, sağlık adına faydalı neredeyse hiçbir besin değeri bulundurmayan ENDÜSTRİYEL İŞLENMİŞ GIDALARLA, Formül olarak hücrelerin kullanabileceği yağlara çok benzediği için hücreleri kandırarak hücre zarından içeri sızan ve artık hücrelere doğru yağların girmesine mani olan; hücrelerin enzim üretmesine, reseptör organellerinin hasar almasına sebep olan ve böylece hücresel bozulmalarla gelen çeşitli hastalıklara kapı aralayan TRANS YAĞLARLA, Sayısız toksik kimyasalla formüle edilen DETERJANLARLA, TEMİZLİK VE KOZMETİK ÜRÜNLERİYLE, Belli süre - şiddette maruziyetiyle "programlanmış hücre ölümleri"ne, "savunma sistemi" yıkımına, kansere, nörodejeneratif hastalıklara, endokrin sistemi bozukluklarına vb. daha pek çok hastalığa yol açan ELEKTROMANYETİK FREKANSLARLA Vücutta birikim gösterdiği bölgelere göre - atardamarlar, beyin, yumurtalıklar, bağırsaklar, akciğer vb.- çok çeşitli sağlık problemleri geliştiren (kardiyovasküler sorunlar, demans, alzheimer, sperm sayısı ve kalitesinde düşüş, over hasarı, embriyo gelişim sorunları, kronik bağırsak iltihabı, solunum yolu hastalıkları vs.) mikroplastikleri saçan/salan POLYESTER, POLYAMİD, AKRİLİK GİBİ GİYSİLERLE, PVC'DEN YAPILMIŞ TÜM EŞYALARLA, VE DAHA NİCE ZEHİRLE VE ZEHİRLEME ARAÇLARIYLA ÇEPEÇEVRE KUŞATILMIŞ DURUMDAYKEN, ve bunların hiçbiri için yasaklar getirilmemiş/getirilmiyorken, SİGARA YASAKLARININ GERÇEKTEN KAMU SAĞLIĞI ADINA GETİRİLDİĞİNE İNANMAK MÜMKÜN MÜ? Şahsen, sigaranın sadece bir "günah keçisi" seçilmediğine - yukarıda saydıklarımın önemli çoğunluğu, bilhassa ki aşılama programları, açık bir soykırım girişimidir, dolayısıyla gönüllülük esasına dayanamaz, topyekun ortadan kaldırılmaları, yasaklanmaları gerekir. Yine, bir aşının verdiği/vereceği sağlık hasarlarıyla sigaranın verdiği/vereceği hasarlar kıyas dahi kabul etmez. - geri planda başka hesapların döndüğüne de kani olacağım. Misal, sigara yasaklarıyla uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmayacağının garantisini kim verebilir? Not: Son 1,5 senedir (öncesinde, öyle uzun süre ve düzenli kullanım geçmişine de sahip değilim) sigara kullanmıyorum. Uzun zamandır da birisi yanımda sigara içtiğinde bundan rahatsız olacak derecede, sigara içmediğim zamanlarda olduğu gibi hassasiyet geliştirdim. Fakat bu kimselere yanımda sigara içmemeleri yönünde bir talepte bulunmadım, rahatsızlığımı dile getirmedim, getirmem. Özellikle açık alanda, burnumun dibine dibine üflenmediği takdirde, sigara dumanının kimyasalları yüksek oranda havayla dağıldıktan ve burnumun filtrasyonundan sonra aldığım şey sadece koku; daha çok sigara kağıdının yanık kokusu. "Ben sigara içmiyorum öyleyse kimse içmesin." "Ben sigara içilmesinden rahatsız oluyorum, sigara yasaklansın." diyebilmeyi, "araba gürültüsünden rahatsız oluyorum, arabalar yasaklansın" demekle eşdeğer görüyorum, hatta daha da ilerisi... Bu, Jakoben kafa yapısının bir dışavurumudur. Ve bugün sigara yasaklarına başta benim gibi sigara kullanmayanların itiraz etmesi gerektiğini düşünüyorum. Sigara içmeyenler, eğer bugün bu yasakları memnuniyetle karşılayıp itiraz etmezse, yarın, kendilerinin kıymetlilerine ve en kıymetlilerine sıra gelir. "Kamu sağlığı adına..." denilerek getirilen sigara yasakları; "kamu sağlığı adına...", "sağlığınız adına...", "iyiliğiniz adına..." gibi erdem maskeleri büründürülmüş, ardı arkası kesilmeyen yasaklara evrilir. Toplumlar işte böyle kademe kademe köleleştirilir.
This quoted post is unavailable.
24
172
16
405
25,299
5G Gerçekten Zararsız mı? Gizlenen Teknik Gerçekler ve Algı Yönetimi "Aynı Şey" Aldatmacası: 5G halka "4G’nin biraz daha hızlısı" gibi tanıtılırken daha önce hiç kullanılmamış 100 GHz seviyesindeki mikrodalga bantlarını hedefliyor Makale : coronagercegi.com/post/5g-ge… @gulltemel
2
43
83
5,710
5G Zannedildiği Kadar Zararsız mı? Gizlenen Teknik Gerçekler ve Algı Operasyonları…
5G ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN ALGI OPERASYONLARINI BERTARAF EDİYORUZ! 5G açılışı gerçekleştikten hemen sonra - aslında "açılış"tan kastın, GSM operatörlerinin 5G anlaşmalarında belirlenen 5G'ye geçiş tarihinin başlangıcı olduğunu anlamalıyız zira henüz tüm Türkiye'de 5G'nin tam entegrasyonu sağlanmadı - sosyal medyada etki ajanları eliyle, çok kapsamlı bir algı operasyonu yürütülmeye başlandı. - "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 5G'ye yıllar öncesinden geçmişti. Biz henüz şimdi 5G'ye geçiyoruz." tarzı sahte yakınmalarda bulundular. 5G'ye daha erken geçişin teknolojide ilerlemenin belirteci, 5G'ye "geç" kalmayı ise teknolojide geri kalmak olarak sundular. - Sık sık internet hızında hiçbir değişiklik gözlemlenmediğini bilakis hız düşüşü dahi yaşandığını yazıp durdular. - 5G'nin, 4G ve 4.5G ile kayda değer bir frekans farkı olmadığını, o kadarcık bir farkın da hiçbir sağlık problemine yol açmayacağını savundular. - Birçok ülkenin halihazırda 6G, 7G... 10G kullanmasına rağmen ilgili ülkelerde bu teknolojiler sebebiyle insanların sağlık problemleri yaşamadığı (resmi bilgi olmaması gerekçesiyle) iddiasında bulundular. - 5G ile ayrıca faturaların kabartılmasının hedeflendiği, 5G'nin bir tür ekonomik soygun aracı olarak kullanılacağı yönünde sözüm ona insanları uyarmaya kalktılar. İşte tüm bunlar toplumu 5G tehlikesine dikkat kesilmekten alıkoymak, 5G ile esasta neyin amaçlandığının sorgulanmasını engellemeye çalışmak için izlenen algı operasyonu taktikleriydi. 5G'nin çok çeşitli biyolojik yıkımlar getirmek üzere tasarlanan çok güçlü bir mikrodalga silahı olduğu gerçeğini örtbas girişimiydi! Özellikle ki 5G'nin frekans özellikleri, frekans bant aralığı vb. konularında apaçık yalan söylediler, toplumu fütursuzca iğfal ettiler. Bir yandan da algı operasyonunun "kontrollü" kanadıyla, 5G tehlikesinin farkında olanları, 5G'ye karşı direnç göstermekten alıkoymaya çalıştılar. Çaresizlik aşıladılar, çözümsüzlüğü biricik çözüm olarak sundular, "ne yaparsanız yapın 5G'den kaçış yok" gibi söylemlerle teslimiyete zorladılar. Ve hâlâ da sürdürüyorlar, bu kötülüğü, bu zulmü, bu ihaneti... İstiyorlar ki insanların ekseriyeti nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu asla bilmesin, bilenler de bu durumu kabullenip mağlubiyeti baştan içselleştirsin. Lâkin onların istediği olmayacak. Yazının bu bölümünde 5G üzerinden yürüttükleri algı operasyonlarında kullandıkları son derece ilkel, ucuz argümanları, ortaya saçtıkları, kağıttan ev misali temelsiz ve yıkılması bir üfleme cesaretine bakacak olan büyük yalanları, rasyonaliteden, realiteden ve bilimsellikten fersah fersah uzak spekülatif bilgileri bertaraf edeceğiz. Öncelikle gerçekte 5G'nin desteklediği frekans bant aralığı nedir, ona bakalım. Ekteki 1. görsel Grok'a ait, 2. görsel Google AI'ye... 5G'nin 1 Ghz - 100 Ghz arası frekans bant aralığına sahip olduğunu doğruluyorlar. Bu bilgiyi, 5G frekanslarının özelliklerini bildiren, aralarında ASELSAN'ın internet sitesinin de yer aldığı teknoloji kuruluşlarının internet sitelerinden alıyorlar. Bu teknoloji kuruluşlarından öne çıkanı ise "iPCB." Çin merkezli, 5G teknolojisinde kullanılan antenler, RF modüller, baz istasyonları (özellikle küçük hücreler), CPE cihazları ve radar gibi sistemlerde yüksek frekanslı özel PCB’leri (Baskılı Devre Kartı) üreten bu kuruluşun internet sitesinde 5G'nin 100 Ghz'e dek desteklediği net bir şekilde açıklanıyor. ipcb.com/tr/hfpcb/889.html 5G'nin 100 Ghz gibi devasa bir frekans değerine dek desteklediği bilgisi bu denli ortadayken, göz göre göre inkar ediyorlar. Olur olmadık her şeyi; ortaya bir portakal fotoğrafı bırakıp üzerine de "bu bir portakaldır" yazsanız, yorum kısmına gelip "Grok bu doğru mu?" diye soracak olan kitle de ne ilginçtir ki bu defa Grok'a 5G bant aralığını sormayı düşünemiyor, 5G konusunda bu kadar bariz bir şekilde bilgi kirliliğine yol açan etki ajanlarının peşinden sürüklenip gitmeyi tercih ediyor! Kendileriyle birlikte, ailesi ve sevdikleri adına doğru bilgiye muhtaç olan masum insanları da büyük bir yanlışa/tuzağa sürüklüyorlar. Bu noktada şu notu geçmem elzem olacak: "Yapay zeka" her ne kadar 5G frekans bant aralığı hususunda doğruyu bildirmek zorunda kalırken (zira 5G teknolojisini üreten şirketlerin açıklamalarını manipüle edemeden olduğu gibi aktarmak zorunda), sıra, bu teknolojinin olumsuz biyolojik etkilerini tartışmaya geldiğinde, yine bu teknolojinin üreticilerinin inkar ettiği gibi, 5G'nin olumsuz biyolojik etkilerini inkar etme yoluna gidiyor. "Yapay zeka" ondan fikir edinmeye kalktığınızda sadece sistemin propagandasını yürütür. Öyleyse onu basit bir arama motoru olarak kullanmak gerekir. Yazının ikinci bölümü için (5G'nin tüm sağlık tehditlerini konu edecek) bu yöntemle, teorik magnetobiyoloji, elektromanyetik alanlar ve insan sağlığı alanlarında uzmanlaşmış kıdemli bir fizikçi olan Prof. Dr. Vladimir Binhi tarafından yazılmış, manyetobiyolojik çalışmaların %60'ından fazlasını temsil eden Sovyet araştırmalarına ağırlık veren "MAGNETOBİOLOGY" isimli muhteşem bir eserin pdf'ini internet ortamından satın alıp, bu kitap temelinde 5G (100 Ghz'e dek olan frekanslar) EMR'sinin sebep olacağı sağlık yıkımlarını ortaya koyan bilimsel çalışmaları "yapay zeka"ya arattık ve buldurduk. Doğrudan "5G'nin sağlığa zararları var mı?" gibi bir soru sorduğunuzda elbette size "5G frekansları biyolojik açıdan güvenli sınırda" gibi bir palavra karşılık verecek olan "yapay zeka", işte bu yöntemle tamamen köşeye sıkışıp 5G'nin tüm sağlık tehditlerini deklare etmek zorunda kaldı. Şimdi, 5G frekans bant aralığını öğrendiğimize göre, 5G alt yapısının desteklediği frekansların özelliğini de açıklayarak "5G'ye geçtik ama internet hala yavaş" "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 6G, 7G... 10G'de, biz daha yeni 5G'ye geçiyoruz" vb. saçmalıkları da şöyle bertaraf edelim. Öncelikle şu gerçek net bir şekilde anlaşılmalı, 5G, çok geniş bir frekans bant aralığını/spektrumunu destekleyen tek bir paket/alt yapıdır. Düşük bant - orta bant - yüksek bant... 100 Ghz gibi devasa bir frekans değeri, 5G yüksek bant aralığının en uç frekans değeridir. Ve hepsi 5G teknolojisi içine dahildir. Özellikle ki biz daha çok "yüksek bant" (24 - 100 Ghz) için konuşuyoruz; bu boyuttaki karasal radyo sinyallerinin veriyi taşıma kapasitesi fazlayken, dalga boyları ise aşırı kısadır; bu radyo sinyallerinin optiğe yakınsamasıyla diğer bir ifadeyle parçacık özelliği göstermeye başlamasıyla, cisimlerden geçişi de zorlaşır. Tam da bu sebeple 5G'nin yüksek bant aralığındaki frekansların yayınlanabilmesi için, birbirine bir hayli yakın mesafede, birbiriyle iletişimde bulunmaya programlı, her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmek isteyeceklerdir. Bunu zamana yayıyorlar ve şimdilik her mahalleye baz istasyonu dikme aşamasındalar. - Bu noktada çok önemli bir açıklamayı eklemek istiyorum: "Her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmeye ihtiyaçları var." dedik. İşte 5G teknolojisinin açığı budur! "5G'den kaçış yok, alışmaya bakın" diye insanlara çaresizlik aşılayanlar 5G teknolojisinin bu açığından asla bahsetmiyor, bahsedemez! Bunlar, 5G frekanslarının özelliklerini anlatıp insanları çözüm arayışı yönünde motive etmiyor, edemez! Oysa en güçlü çözüm sokağınıza 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmanızdır. Bunu yapamıyorsanız binanızın önüne 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmaya çalışmalısınız. 5G baz istasyonlarından ne kadar uzaksanız, o kadar kârdasınızdır. - Avrupa, ABD vs. 6G'de falan değil! Çin 10G'de falan değil! Hepsi hala 5G'de. Hepsi hala 5G'nin desteklediği frekans bant aralığını kullanıyor. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, frekansları yükseltebiliyorlar. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, 5G frekanslarını yükseltmeleri artık sadece bir kumandaya basmalarına bakıyor. Hala 5G'ye dahil olan frekans bant aralığından (örn. 6 Ghz - 10 Ghz arası diyelim) seçmece yapılıp buna 6G, 7G... 10G vs. denilmesi, bunun "Avrupa çoktan bilmem kaç G'ye geçti" vs. diye servis edilmesi, sahtekarlıktan ötesi değildir! Ayrıca not, bu ülkelerin 5G'ye dahil olan, henüz şu evrede Türkiye'deki 5G frekanslarıyla kıyaslandığında daha yüksek frekansları kullanması, "oradaki insanlar olumsuz sağlık etkilerini yaşamıyor" gibi bir iddiayı hiçbir surette desteklemez. Bizim uyarısını yaptığımız boyutlarda (özellikle ki özellikle yüksek bant aralığındaki frekansların tehlikelerine dikkat çekiyoruz) kitlesel bazda büyük sağlık sorunları şu aşamada yaşanmıyor olsa da, frekanslar yükseldikçe birçok insanda ne gibi ve ne şiddette sağlık sorunları ortaya çıkıyor, ne biliniyor? Bunlar "5G EMR kaynaklı" diye resmi olarak rapor ediliyor mu? Bu mümkün mü? Covid aşılama programıyla birlikte kanser, tromboz, pıhtı atma vakaları olağanüstü bir şekilde arttı, artıyor yine önceki senelere göre miyokardit, perikardit gibi kardiyak problemleri, kalp krizleri muazzam seviyelerde artış gösteriyor da bugün hangi biri "Covid aşısı kaynaklı" olarak rapor ediliyor? "Odada devasa bir fil var." Ama görülmüyor, görülsün istenmiyor. Diğer palavralar: "5G internet hızı için..." "5G ile faturaları kabartmayı amaçlıyorlar." Hayır, 5G teknolojisinin geliştiricileri, kimsenin kıytırık dizi filmini duraksamadan izlemesini umursamıyor. 100 Ghz'e dek aşırı yüksek frekansları destekleyen alt yapısıyla 5G teknolojisi için bir kişinin "daha hızlı internet sağlamak adına geliştirildi" diyebilmesi, o kişinin ya kasıtlı ya da cehaletin en dibinde olduğunu gösterir. "İnternet hızı adına..." fakat insanların kullanım konforu için değil (zira insanlara günlük hayatlarında yetecek olan internet hızını 4G, daha fazlası 4.5G -700 Mhz - 2.7 Ghz- frekansları zaten hayli hayli karşılıyor) tamamen "akıllı şehirler" için geçerli. 5G'nin biyolojik açıdan tehlikelerinin yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesi. "Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var. Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor. "5G akıllı şehirler için neden bir zorunluluk?" turkcell.com.tr/blog/5g-ve-a… Gizlemiyorlar ki... Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere; 5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir. 5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı. Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir. 5G açılışıyla birlikte 5G üzerine en aşağılık yalanları sıralayarak 5G tehlikesini örtbas ederken aslında Yeni Dünya Düzeninin kademe kademe tesis edildiği gerçeğini örtbas ediyorlar! 5G üzerine söyledikleri bu yalanlarla, insanların kademe kademe köleleştirilmeye çalışıldığı gerçeğini örtbas ediyorlar! Bu kötülüğün boyutunu izah edemiyorum. Bu nasıl bir ihanettir izah edemem. Yine ve yeniden herkesi uyarıyorum: 5G'ye karşı direnin, kendiniz, evladınız, aileniz için direnin! Özgürlüğünüz için direnin!
23
48
4,697
Fizikçi ve eski askeri mikrodalga uzmanı olan Barrie Trower ile mikrodalgaların biyolojik etkileri üzerine yapılan röportajdan 5 dakikalık bir kesit. Altyazılı, mutlaka izleyin. "Mikrodalgalar, mükemmel bir silahtır çünkü hissedilemez. Mikrodalga ile insanlara zarar verebilir, onlarda kansere ve beyin hasarına yol açabilir ve onları etkili bir biçimde devre dışı bırakabilirsiniz. Bunun için yargılanamazsınız çünkü bunu yaptığınızı bilmezler."
5G ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN ALGI OPERASYONLARINI BERTARAF EDİYORUZ! 5G açılışı gerçekleştikten hemen sonra - aslında "açılış"tan kastın, GSM operatörlerinin 5G anlaşmalarında belirlenen 5G'ye geçiş tarihinin başlangıcı olduğunu anlamalıyız zira henüz tüm Türkiye'de 5G'nin tam entegrasyonu sağlanmadı - sosyal medyada etki ajanları eliyle, çok kapsamlı bir algı operasyonu yürütülmeye başlandı. - "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 5G'ye yıllar öncesinden geçmişti. Biz henüz şimdi 5G'ye geçiyoruz." tarzı sahte yakınmalarda bulundular. 5G'ye daha erken geçişin teknolojide ilerlemenin belirteci, 5G'ye "geç" kalmayı ise teknolojide geri kalmak olarak sundular. - Sık sık internet hızında hiçbir değişiklik gözlemlenmediğini bilakis hız düşüşü dahi yaşandığını yazıp durdular. - 5G'nin, 4G ve 4.5G ile kayda değer bir frekans farkı olmadığını, o kadarcık bir farkın da hiçbir sağlık problemine yol açmayacağını savundular. - Birçok ülkenin halihazırda 6G, 7G... 10G kullanmasına rağmen ilgili ülkelerde bu teknolojiler sebebiyle insanların sağlık problemleri yaşamadığı (resmi bilgi olmaması gerekçesiyle) iddiasında bulundular. - 5G ile ayrıca faturaların kabartılmasının hedeflendiği, 5G'nin bir tür ekonomik soygun aracı olarak kullanılacağı yönünde sözüm ona insanları uyarmaya kalktılar. İşte tüm bunlar toplumu 5G tehlikesine dikkat kesilmekten alıkoymak, 5G ile esasta neyin amaçlandığının sorgulanmasını engellemeye çalışmak için izlenen algı operasyonu taktikleriydi. 5G'nin çok çeşitli biyolojik yıkımlar getirmek üzere tasarlanan çok güçlü bir mikrodalga silahı olduğu gerçeğini örtbas girişimiydi! Özellikle ki 5G'nin frekans özellikleri, frekans bant aralığı vb. konularında apaçık yalan söylediler, toplumu fütursuzca iğfal ettiler. Bir yandan da algı operasyonunun "kontrollü" kanadıyla, 5G tehlikesinin farkında olanları, 5G'ye karşı direnç göstermekten alıkoymaya çalıştılar. Çaresizlik aşıladılar, çözümsüzlüğü biricik çözüm olarak sundular, "ne yaparsanız yapın 5G'den kaçış yok" gibi söylemlerle teslimiyete zorladılar. Ve hâlâ da sürdürüyorlar, bu kötülüğü, bu zulmü, bu ihaneti... İstiyorlar ki insanların ekseriyeti nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu asla bilmesin, bilenler de bu durumu kabullenip mağlubiyeti baştan içselleştirsin. Lâkin onların istediği olmayacak. Yazının bu bölümünde 5G üzerinden yürüttükleri algı operasyonlarında kullandıkları son derece ilkel, ucuz argümanları, ortaya saçtıkları, kağıttan ev misali temelsiz ve yıkılması bir üfleme cesaretine bakacak olan büyük yalanları, rasyonaliteden, realiteden ve bilimsellikten fersah fersah uzak spekülatif bilgileri bertaraf edeceğiz. Öncelikle gerçekte 5G'nin desteklediği frekans bant aralığı nedir, ona bakalım. Ekteki 1. görsel Grok'a ait, 2. görsel Google AI'ye... 5G'nin 1 Ghz - 100 Ghz arası frekans bant aralığına sahip olduğunu doğruluyorlar. Bu bilgiyi, 5G frekanslarının özelliklerini bildiren, aralarında ASELSAN'ın internet sitesinin de yer aldığı teknoloji kuruluşlarının internet sitelerinden alıyorlar. Bu teknoloji kuruluşlarından öne çıkanı ise "iPCB." Çin merkezli, 5G teknolojisinde kullanılan antenler, RF modüller, baz istasyonları (özellikle küçük hücreler), CPE cihazları ve radar gibi sistemlerde yüksek frekanslı özel PCB’leri (Baskılı Devre Kartı) üreten bu kuruluşun internet sitesinde 5G'nin 100 Ghz'e dek desteklediği net bir şekilde açıklanıyor. ipcb.com/tr/hfpcb/889.html 5G'nin 100 Ghz gibi devasa bir frekans değerine dek desteklediği bilgisi bu denli ortadayken, göz göre göre inkar ediyorlar. Olur olmadık her şeyi; ortaya bir portakal fotoğrafı bırakıp üzerine de "bu bir portakaldır" yazsanız, yorum kısmına gelip "Grok bu doğru mu?" diye soracak olan kitle de ne ilginçtir ki bu defa Grok'a 5G bant aralığını sormayı düşünemiyor, 5G konusunda bu kadar bariz bir şekilde bilgi kirliliğine yol açan etki ajanlarının peşinden sürüklenip gitmeyi tercih ediyor! Kendileriyle birlikte, ailesi ve sevdikleri adına doğru bilgiye muhtaç olan masum insanları da büyük bir yanlışa/tuzağa sürüklüyorlar. Bu noktada şu notu geçmem elzem olacak: "Yapay zeka" her ne kadar 5G frekans bant aralığı hususunda doğruyu bildirmek zorunda kalırken (zira 5G teknolojisini üreten şirketlerin açıklamalarını manipüle edemeden olduğu gibi aktarmak zorunda), sıra, bu teknolojinin olumsuz biyolojik etkilerini tartışmaya geldiğinde, yine bu teknolojinin üreticilerinin inkar ettiği gibi, 5G'nin olumsuz biyolojik etkilerini inkar etme yoluna gidiyor. "Yapay zeka" ondan fikir edinmeye kalktığınızda sadece sistemin propagandasını yürütür. Öyleyse onu basit bir arama motoru olarak kullanmak gerekir. Yazının ikinci bölümü için (5G'nin tüm sağlık tehditlerini konu edecek) bu yöntemle, teorik magnetobiyoloji, elektromanyetik alanlar ve insan sağlığı alanlarında uzmanlaşmış kıdemli bir fizikçi olan Prof. Dr. Vladimir Binhi tarafından yazılmış, manyetobiyolojik çalışmaların %60'ından fazlasını temsil eden Sovyet araştırmalarına ağırlık veren "MAGNETOBİOLOGY" isimli muhteşem bir eserin pdf'ini internet ortamından satın alıp, bu kitap temelinde 5G (100 Ghz'e dek olan frekanslar) EMR'sinin sebep olacağı sağlık yıkımlarını ortaya koyan bilimsel çalışmaları "yapay zeka"ya arattık ve buldurduk. Doğrudan "5G'nin sağlığa zararları var mı?" gibi bir soru sorduğunuzda elbette size "5G frekansları biyolojik açıdan güvenli sınırda" gibi bir palavra karşılık verecek olan "yapay zeka", işte bu yöntemle tamamen köşeye sıkışıp 5G'nin tüm sağlık tehditlerini deklare etmek zorunda kaldı. Şimdi, 5G frekans bant aralığını öğrendiğimize göre, 5G alt yapısının desteklediği frekansların özelliğini de açıklayarak "5G'ye geçtik ama internet hala yavaş" "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 6G, 7G... 10G'de, biz daha yeni 5G'ye geçiyoruz" vb. saçmalıkları da şöyle bertaraf edelim. Öncelikle şu gerçek net bir şekilde anlaşılmalı, 5G, çok geniş bir frekans bant aralığını/spektrumunu destekleyen tek bir paket/alt yapıdır. Düşük bant - orta bant - yüksek bant... 100 Ghz gibi devasa bir frekans değeri, 5G yüksek bant aralığının en uç frekans değeridir. Ve hepsi 5G teknolojisi içine dahildir. Özellikle ki biz daha çok "yüksek bant" (24 - 100 Ghz) için konuşuyoruz; bu boyuttaki karasal radyo sinyallerinin veriyi taşıma kapasitesi fazlayken, dalga boyları ise aşırı kısadır; bu radyo sinyallerinin optiğe yakınsamasıyla diğer bir ifadeyle parçacık özelliği göstermeye başlamasıyla, cisimlerden geçişi de zorlaşır. Tam da bu sebeple 5G'nin yüksek bant aralığındaki frekansların yayınlanabilmesi için, birbirine bir hayli yakın mesafede, birbiriyle iletişimde bulunmaya programlı, her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmek isteyeceklerdir. Bunu zamana yayıyorlar ve şimdilik her mahalleye baz istasyonu dikme aşamasındalar. - Bu noktada çok önemli bir açıklamayı eklemek istiyorum: "Her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmeye ihtiyaçları var." dedik. İşte 5G teknolojisinin açığı budur! "5G'den kaçış yok, alışmaya bakın" diye insanlara çaresizlik aşılayanlar 5G teknolojisinin bu açığından asla bahsetmiyor, bahsedemez! Bunlar, 5G frekanslarının özelliklerini anlatıp insanları çözüm arayışı yönünde motive etmiyor, edemez! Oysa en güçlü çözüm sokağınıza 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmanızdır. Bunu yapamıyorsanız binanızın önüne 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmaya çalışmalısınız. 5G baz istasyonlarından ne kadar uzaksanız, o kadar kârdasınızdır. - Avrupa, ABD vs. 6G'de falan değil! Çin 10G'de falan değil! Hepsi hala 5G'de. Hepsi hala 5G'nin desteklediği frekans bant aralığını kullanıyor. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, frekansları yükseltebiliyorlar. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, 5G frekanslarını yükseltmeleri artık sadece bir kumandaya basmalarına bakıyor. Hala 5G'ye dahil olan frekans bant aralığından (örn. 6 Ghz - 10 Ghz arası diyelim) seçmece yapılıp buna 6G, 7G... 10G vs. denilmesi, bunun "Avrupa çoktan bilmem kaç G'ye geçti" vs. diye servis edilmesi, sahtekarlıktan ötesi değildir! Ayrıca not, bu ülkelerin 5G'ye dahil olan, henüz şu evrede Türkiye'deki 5G frekanslarıyla kıyaslandığında daha yüksek frekansları kullanması, "oradaki insanlar olumsuz sağlık etkilerini yaşamıyor" gibi bir iddiayı hiçbir surette desteklemez. Bizim uyarısını yaptığımız boyutlarda (özellikle ki özellikle yüksek bant aralığındaki frekansların tehlikelerine dikkat çekiyoruz) kitlesel bazda büyük sağlık sorunları şu aşamada yaşanmıyor olsa da, frekanslar yükseldikçe birçok insanda ne gibi ve ne şiddette sağlık sorunları ortaya çıkıyor, ne biliniyor? Bunlar "5G EMR kaynaklı" diye resmi olarak rapor ediliyor mu? Bu mümkün mü? Covid aşılama programıyla birlikte kanser, tromboz, pıhtı atma vakaları olağanüstü bir şekilde arttı, artıyor yine önceki senelere göre miyokardit, perikardit gibi kardiyak problemleri, kalp krizleri muazzam seviyelerde artış gösteriyor da bugün hangi biri "Covid aşısı kaynaklı" olarak rapor ediliyor? "Odada devasa bir fil var." Ama görülmüyor, görülsün istenmiyor. Diğer palavralar: "5G internet hızı için..." "5G ile faturaları kabartmayı amaçlıyorlar." Hayır, 5G teknolojisinin geliştiricileri, kimsenin kıytırık dizi filmini duraksamadan izlemesini umursamıyor. 100 Ghz'e dek aşırı yüksek frekansları destekleyen alt yapısıyla 5G teknolojisi için bir kişinin "daha hızlı internet sağlamak adına geliştirildi" diyebilmesi, o kişinin ya kasıtlı ya da cehaletin en dibinde olduğunu gösterir. "İnternet hızı adına..." fakat insanların kullanım konforu için değil (zira insanlara günlük hayatlarında yetecek olan internet hızını 4G, daha fazlası 4.5G -700 Mhz - 2.7 Ghz- frekansları zaten hayli hayli karşılıyor) tamamen "akıllı şehirler" için geçerli. 5G'nin biyolojik açıdan tehlikelerinin yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesi. "Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var. Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor. "5G akıllı şehirler için neden bir zorunluluk?" turkcell.com.tr/blog/5g-ve-a… Gizlemiyorlar ki... Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere; 5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir. 5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı. Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir. 5G açılışıyla birlikte 5G üzerine en aşağılık yalanları sıralayarak 5G tehlikesini örtbas ederken aslında Yeni Dünya Düzeninin kademe kademe tesis edildiği gerçeğini örtbas ediyorlar! 5G üzerine söyledikleri bu yalanlarla, insanların kademe kademe köleleştirilmeye çalışıldığı gerçeğini örtbas ediyorlar! Bu kötülüğün boyutunu izah edemiyorum. Bu nasıl bir ihanettir izah edemem. Yine ve yeniden herkesi uyarıyorum: 5G'ye karşı direnin, kendiniz, evladınız, aileniz için direnin! Özgürlüğünüz için direnin!
5
166
8
306
14,608
Elimde olsaydı bu yazı dizisini milyonlara ulaştırırdım. Keşke yapabilsem... Değil milyonlara ulaşmak, ağır sansür yüzünden birkaç bin kişiye ancak ulaşabileceğimi biliyorum. Lütfen destek olun. Okuyun, okutturun, paylaşın bu yazıyı. 5G ile nasıl bir tehlike altındayız, bunu insanların bilmesi gerekiyor. İnsanları, 5G konusunda ortalığı bilgi kirliliğine boğanların eline bırakmamamız gerekiyor. İnsanları uyarmamız gerekiyor. Lütfen...
5G ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN ALGI OPERASYONLARINI BERTARAF EDİYORUZ! 5G açılışı gerçekleştikten hemen sonra - aslında "açılış"tan kastın, GSM operatörlerinin 5G anlaşmalarında belirlenen 5G'ye geçiş tarihinin başlangıcı olduğunu anlamalıyız zira henüz tüm Türkiye'de 5G'nin tam entegrasyonu sağlanmadı - sosyal medyada etki ajanları eliyle, çok kapsamlı bir algı operasyonu yürütülmeye başlandı. - "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 5G'ye yıllar öncesinden geçmişti. Biz henüz şimdi 5G'ye geçiyoruz." tarzı sahte yakınmalarda bulundular. 5G'ye daha erken geçişin teknolojide ilerlemenin belirteci, 5G'ye "geç" kalmayı ise teknolojide geri kalmak olarak sundular. - Sık sık internet hızında hiçbir değişiklik gözlemlenmediğini bilakis hız düşüşü dahi yaşandığını yazıp durdular. - 5G'nin, 4G ve 4.5G ile kayda değer bir frekans farkı olmadığını, o kadarcık bir farkın da hiçbir sağlık problemine yol açmayacağını savundular. - Birçok ülkenin halihazırda 6G, 7G... 10G kullanmasına rağmen ilgili ülkelerde bu teknolojiler sebebiyle insanların sağlık problemleri yaşamadığı (resmi bilgi olmaması gerekçesiyle) iddiasında bulundular. - 5G ile ayrıca faturaların kabartılmasının hedeflendiği, 5G'nin bir tür ekonomik soygun aracı olarak kullanılacağı yönünde sözüm ona insanları uyarmaya kalktılar. İşte tüm bunlar toplumu 5G tehlikesine dikkat kesilmekten alıkoymak, 5G ile esasta neyin amaçlandığının sorgulanmasını engellemeye çalışmak için izlenen algı operasyonu taktikleriydi. 5G'nin çok çeşitli biyolojik yıkımlar getirmek üzere tasarlanan çok güçlü bir mikrodalga silahı olduğu gerçeğini örtbas girişimiydi! Özellikle ki 5G'nin frekans özellikleri, frekans bant aralığı vb. konularında apaçık yalan söylediler, toplumu fütursuzca iğfal ettiler. Bir yandan da algı operasyonunun "kontrollü" kanadıyla, 5G tehlikesinin farkında olanları, 5G'ye karşı direnç göstermekten alıkoymaya çalıştılar. Çaresizlik aşıladılar, çözümsüzlüğü biricik çözüm olarak sundular, "ne yaparsanız yapın 5G'den kaçış yok" gibi söylemlerle teslimiyete zorladılar. Ve hâlâ da sürdürüyorlar, bu kötülüğü, bu zulmü, bu ihaneti... İstiyorlar ki insanların ekseriyeti nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu asla bilmesin, bilenler de bu durumu kabullenip mağlubiyeti baştan içselleştirsin. Lâkin onların istediği olmayacak. Yazının bu bölümünde 5G üzerinden yürüttükleri algı operasyonlarında kullandıkları son derece ilkel, ucuz argümanları, ortaya saçtıkları, kağıttan ev misali temelsiz ve yıkılması bir üfleme cesaretine bakacak olan büyük yalanları, rasyonaliteden, realiteden ve bilimsellikten fersah fersah uzak spekülatif bilgileri bertaraf edeceğiz. Öncelikle gerçekte 5G'nin desteklediği frekans bant aralığı nedir, ona bakalım. Ekteki 1. görsel Grok'a ait, 2. görsel Google AI'ye... 5G'nin 1 Ghz - 100 Ghz arası frekans bant aralığına sahip olduğunu doğruluyorlar. Bu bilgiyi, 5G frekanslarının özelliklerini bildiren, aralarında ASELSAN'ın internet sitesinin de yer aldığı teknoloji kuruluşlarının internet sitelerinden alıyorlar. Bu teknoloji kuruluşlarından öne çıkanı ise "iPCB." Çin merkezli, 5G teknolojisinde kullanılan antenler, RF modüller, baz istasyonları (özellikle küçük hücreler), CPE cihazları ve radar gibi sistemlerde yüksek frekanslı özel PCB’leri (Baskılı Devre Kartı) üreten bu kuruluşun internet sitesinde 5G'nin 100 Ghz'e dek desteklediği net bir şekilde açıklanıyor. ipcb.com/tr/hfpcb/889.html 5G'nin 100 Ghz gibi devasa bir frekans değerine dek desteklediği bilgisi bu denli ortadayken, göz göre göre inkar ediyorlar. Olur olmadık her şeyi; ortaya bir portakal fotoğrafı bırakıp üzerine de "bu bir portakaldır" yazsanız, yorum kısmına gelip "Grok bu doğru mu?" diye soracak olan kitle de ne ilginçtir ki bu defa Grok'a 5G bant aralığını sormayı düşünemiyor, 5G konusunda bu kadar bariz bir şekilde bilgi kirliliğine yol açan etki ajanlarının peşinden sürüklenip gitmeyi tercih ediyor! Kendileriyle birlikte, ailesi ve sevdikleri adına doğru bilgiye muhtaç olan masum insanları da büyük bir yanlışa/tuzağa sürüklüyorlar. Bu noktada şu notu geçmem elzem olacak: "Yapay zeka" her ne kadar 5G frekans bant aralığı hususunda doğruyu bildirmek zorunda kalırken (zira 5G teknolojisini üreten şirketlerin açıklamalarını manipüle edemeden olduğu gibi aktarmak zorunda), sıra, bu teknolojinin olumsuz biyolojik etkilerini tartışmaya geldiğinde, yine bu teknolojinin üreticilerinin inkar ettiği gibi, 5G'nin olumsuz biyolojik etkilerini inkar etme yoluna gidiyor. "Yapay zeka" ondan fikir edinmeye kalktığınızda sadece sistemin propagandasını yürütür. Öyleyse onu basit bir arama motoru olarak kullanmak gerekir. Yazının ikinci bölümü için (5G'nin tüm sağlık tehditlerini konu edecek) bu yöntemle, teorik magnetobiyoloji, elektromanyetik alanlar ve insan sağlığı alanlarında uzmanlaşmış kıdemli bir fizikçi olan Prof. Dr. Vladimir Binhi tarafından yazılmış, manyetobiyolojik çalışmaların %60'ından fazlasını temsil eden Sovyet araştırmalarına ağırlık veren "MAGNETOBİOLOGY" isimli muhteşem bir eserin pdf'ini internet ortamından satın alıp, bu kitap temelinde 5G (100 Ghz'e dek olan frekanslar) EMR'sinin sebep olacağı sağlık yıkımlarını ortaya koyan bilimsel çalışmaları "yapay zeka"ya arattık ve buldurduk. Doğrudan "5G'nin sağlığa zararları var mı?" gibi bir soru sorduğunuzda elbette size "5G frekansları biyolojik açıdan güvenli sınırda" gibi bir palavra karşılık verecek olan "yapay zeka", işte bu yöntemle tamamen köşeye sıkışıp 5G'nin tüm sağlık tehditlerini deklare etmek zorunda kaldı. Şimdi, 5G frekans bant aralığını öğrendiğimize göre, 5G alt yapısının desteklediği frekansların özelliğini de açıklayarak "5G'ye geçtik ama internet hala yavaş" "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 6G, 7G... 10G'de, biz daha yeni 5G'ye geçiyoruz" vb. saçmalıkları da şöyle bertaraf edelim. Öncelikle şu gerçek net bir şekilde anlaşılmalı, 5G, çok geniş bir frekans bant aralığını/spektrumunu destekleyen tek bir paket/alt yapıdır. Düşük bant - orta bant - yüksek bant... 100 Ghz gibi devasa bir frekans değeri, 5G yüksek bant aralığının en uç frekans değeridir. Ve hepsi 5G teknolojisi içine dahildir. Özellikle ki biz daha çok "yüksek bant" (24 - 100 Ghz) için konuşuyoruz; bu boyuttaki karasal radyo sinyallerinin veriyi taşıma kapasitesi fazlayken, dalga boyları ise aşırı kısadır; bu radyo sinyallerinin optiğe yakınsamasıyla diğer bir ifadeyle parçacık özelliği göstermeye başlamasıyla, cisimlerden geçişi de zorlaşır. Tam da bu sebeple 5G'nin yüksek bant aralığındaki frekansların yayınlanabilmesi için, birbirine bir hayli yakın mesafede, birbiriyle iletişimde bulunmaya programlı, her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmek isteyeceklerdir. Bunu zamana yayıyorlar ve şimdilik her mahalleye baz istasyonu dikme aşamasındalar. - Bu noktada çok önemli bir açıklamayı eklemek istiyorum: "Her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmeye ihtiyaçları var." dedik. İşte 5G teknolojisinin açığı budur! "5G'den kaçış yok, alışmaya bakın" diye insanlara çaresizlik aşılayanlar 5G teknolojisinin bu açığından asla bahsetmiyor, bahsedemez! Bunlar, 5G frekanslarının özelliklerini anlatıp insanları çözüm arayışı yönünde motive etmiyor, edemez! Oysa en güçlü çözüm sokağınıza 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmanızdır. Bunu yapamıyorsanız binanızın önüne 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmaya çalışmalısınız. 5G baz istasyonlarından ne kadar uzaksanız, o kadar kârdasınızdır. - Avrupa, ABD vs. 6G'de falan değil! Çin 10G'de falan değil! Hepsi hala 5G'de. Hepsi hala 5G'nin desteklediği frekans bant aralığını kullanıyor. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, frekansları yükseltebiliyorlar. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, 5G frekanslarını yükseltmeleri artık sadece bir kumandaya basmalarına bakıyor. Hala 5G'ye dahil olan frekans bant aralığından (örn. 6 Ghz - 10 Ghz arası diyelim) seçmece yapılıp buna 6G, 7G... 10G vs. denilmesi, bunun "Avrupa çoktan bilmem kaç G'ye geçti" vs. diye servis edilmesi, sahtekarlıktan ötesi değildir! Ayrıca not, bu ülkelerin 5G'ye dahil olan, henüz şu evrede Türkiye'deki 5G frekanslarıyla kıyaslandığında daha yüksek frekansları kullanması, "oradaki insanlar olumsuz sağlık etkilerini yaşamıyor" gibi bir iddiayı hiçbir surette desteklemez. Bizim uyarısını yaptığımız boyutlarda (özellikle ki özellikle yüksek bant aralığındaki frekansların tehlikelerine dikkat çekiyoruz) kitlesel bazda büyük sağlık sorunları şu aşamada yaşanmıyor olsa da, frekanslar yükseldikçe birçok insanda ne gibi ve ne şiddette sağlık sorunları ortaya çıkıyor, ne biliniyor? Bunlar "5G EMR kaynaklı" diye resmi olarak rapor ediliyor mu? Bu mümkün mü? Covid aşılama programıyla birlikte kanser, tromboz, pıhtı atma vakaları olağanüstü bir şekilde arttı, artıyor yine önceki senelere göre miyokardit, perikardit gibi kardiyak problemleri, kalp krizleri muazzam seviyelerde artış gösteriyor da bugün hangi biri "Covid aşısı kaynaklı" olarak rapor ediliyor? "Odada devasa bir fil var." Ama görülmüyor, görülsün istenmiyor. Diğer palavralar: "5G internet hızı için..." "5G ile faturaları kabartmayı amaçlıyorlar." Hayır, 5G teknolojisinin geliştiricileri, kimsenin kıytırık dizi filmini duraksamadan izlemesini umursamıyor. 100 Ghz'e dek aşırı yüksek frekansları destekleyen alt yapısıyla 5G teknolojisi için bir kişinin "daha hızlı internet sağlamak adına geliştirildi" diyebilmesi, o kişinin ya kasıtlı ya da cehaletin en dibinde olduğunu gösterir. "İnternet hızı adına..." fakat insanların kullanım konforu için değil (zira insanlara günlük hayatlarında yetecek olan internet hızını 4G, daha fazlası 4.5G -700 Mhz - 2.7 Ghz- frekansları zaten hayli hayli karşılıyor) tamamen "akıllı şehirler" için geçerli. 5G'nin biyolojik açıdan tehlikelerinin yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesi. "Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var. Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor. "5G akıllı şehirler için neden bir zorunluluk?" turkcell.com.tr/blog/5g-ve-a… Gizlemiyorlar ki... Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere; 5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir. 5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı. Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir. 5G açılışıyla birlikte 5G üzerine en aşağılık yalanları sıralayarak 5G tehlikesini örtbas ederken aslında Yeni Dünya Düzeninin kademe kademe tesis edildiği gerçeğini örtbas ediyorlar! 5G üzerine söyledikleri bu yalanlarla, insanların kademe kademe köleleştirilmeye çalışıldığı gerçeğini örtbas ediyorlar! Bu kötülüğün boyutunu izah edemiyorum. Bu nasıl bir ihanettir izah edemem. Yine ve yeniden herkesi uyarıyorum: 5G'ye karşı direnin, kendiniz, evladınız, aileniz için direnin! Özgürlüğünüz için direnin!
10
232
1
483
19,479
5G ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN ALGI OPERASYONLARINI BERTARAF EDİYORUZ! 5G açılışı gerçekleştikten hemen sonra - aslında "açılış"tan kastın, GSM operatörlerinin 5G anlaşmalarında belirlenen 5G'ye geçiş tarihinin başlangıcı olduğunu anlamalıyız zira henüz tüm Türkiye'de 5G'nin tam entegrasyonu sağlanmadı - sosyal medyada etki ajanları eliyle, çok kapsamlı bir algı operasyonu yürütülmeye başlandı. - "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 5G'ye yıllar öncesinden geçmişti. Biz henüz şimdi 5G'ye geçiyoruz." tarzı sahte yakınmalarda bulundular. 5G'ye daha erken geçişin teknolojide ilerlemenin belirteci, 5G'ye "geç" kalmayı ise teknolojide geri kalmak olarak sundular. - Sık sık internet hızında hiçbir değişiklik gözlemlenmediğini bilakis hız düşüşü dahi yaşandığını yazıp durdular. - 5G'nin, 4G ve 4.5G ile kayda değer bir frekans farkı olmadığını, o kadarcık bir farkın da hiçbir sağlık problemine yol açmayacağını savundular. - Birçok ülkenin halihazırda 6G, 7G... 10G kullanmasına rağmen ilgili ülkelerde bu teknolojiler sebebiyle insanların sağlık problemleri yaşamadığı (resmi bilgi olmaması gerekçesiyle) iddiasında bulundular. - 5G ile ayrıca faturaların kabartılmasının hedeflendiği, 5G'nin bir tür ekonomik soygun aracı olarak kullanılacağı yönünde sözüm ona insanları uyarmaya kalktılar. İşte tüm bunlar toplumu 5G tehlikesine dikkat kesilmekten alıkoymak, 5G ile esasta neyin amaçlandığının sorgulanmasını engellemeye çalışmak için izlenen algı operasyonu taktikleriydi. 5G'nin çok çeşitli biyolojik yıkımlar getirmek üzere tasarlanan çok güçlü bir mikrodalga silahı olduğu gerçeğini örtbas girişimiydi! Özellikle ki 5G'nin frekans özellikleri, frekans bant aralığı vb. konularında apaçık yalan söylediler, toplumu fütursuzca iğfal ettiler. Bir yandan da algı operasyonunun "kontrollü" kanadıyla, 5G tehlikesinin farkında olanları, 5G'ye karşı direnç göstermekten alıkoymaya çalıştılar. Çaresizlik aşıladılar, çözümsüzlüğü biricik çözüm olarak sundular, "ne yaparsanız yapın 5G'den kaçış yok" gibi söylemlerle teslimiyete zorladılar. Ve hâlâ da sürdürüyorlar, bu kötülüğü, bu zulmü, bu ihaneti... İstiyorlar ki insanların ekseriyeti nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu asla bilmesin, bilenler de bu durumu kabullenip mağlubiyeti baştan içselleştirsin. Lâkin onların istediği olmayacak. Yazının bu bölümünde 5G üzerinden yürüttükleri algı operasyonlarında kullandıkları son derece ilkel, ucuz argümanları, ortaya saçtıkları, kağıttan ev misali temelsiz ve yıkılması bir üfleme cesaretine bakacak olan büyük yalanları, rasyonaliteden, realiteden ve bilimsellikten fersah fersah uzak spekülatif bilgileri bertaraf edeceğiz. Öncelikle gerçekte 5G'nin desteklediği frekans bant aralığı nedir, ona bakalım. Ekteki 1. görsel Grok'a ait, 2. görsel Google AI'ye... 5G'nin 1 Ghz - 100 Ghz arası frekans bant aralığına sahip olduğunu doğruluyorlar. Bu bilgiyi, 5G frekanslarının özelliklerini bildiren, aralarında ASELSAN'ın internet sitesinin de yer aldığı teknoloji kuruluşlarının internet sitelerinden alıyorlar. Bu teknoloji kuruluşlarından öne çıkanı ise "iPCB." Çin merkezli, 5G teknolojisinde kullanılan antenler, RF modüller, baz istasyonları (özellikle küçük hücreler), CPE cihazları ve radar gibi sistemlerde yüksek frekanslı özel PCB’leri (Baskılı Devre Kartı) üreten bu kuruluşun internet sitesinde 5G'nin 100 Ghz'e dek desteklediği net bir şekilde açıklanıyor. ipcb.com/tr/hfpcb/889.html 5G'nin 100 Ghz gibi devasa bir frekans değerine dek desteklediği bilgisi bu denli ortadayken, göz göre göre inkar ediyorlar. Olur olmadık her şeyi; ortaya bir portakal fotoğrafı bırakıp üzerine de "bu bir portakaldır" yazsanız, yorum kısmına gelip "Grok bu doğru mu?" diye soracak olan kitle de ne ilginçtir ki bu defa Grok'a 5G bant aralığını sormayı düşünemiyor, 5G konusunda bu kadar bariz bir şekilde bilgi kirliliğine yol açan etki ajanlarının peşinden sürüklenip gitmeyi tercih ediyor! Kendileriyle birlikte, ailesi ve sevdikleri adına doğru bilgiye muhtaç olan masum insanları da büyük bir yanlışa/tuzağa sürüklüyorlar. Bu noktada şu notu geçmem elzem olacak: "Yapay zeka" her ne kadar 5G frekans bant aralığı hususunda doğruyu bildirmek zorunda kalırken (zira 5G teknolojisini üreten şirketlerin açıklamalarını manipüle edemeden olduğu gibi aktarmak zorunda), sıra, bu teknolojinin olumsuz biyolojik etkilerini tartışmaya geldiğinde, yine bu teknolojinin üreticilerinin inkar ettiği gibi, 5G'nin olumsuz biyolojik etkilerini inkar etme yoluna gidiyor. "Yapay zeka" ondan fikir edinmeye kalktığınızda sadece sistemin propagandasını yürütür. Öyleyse onu basit bir arama motoru olarak kullanmak gerekir. Yazının ikinci bölümü için (5G'nin tüm sağlık tehditlerini konu edecek) bu yöntemle, teorik magnetobiyoloji, elektromanyetik alanlar ve insan sağlığı alanlarında uzmanlaşmış kıdemli bir fizikçi olan Prof. Dr. Vladimir Binhi tarafından yazılmış, manyetobiyolojik çalışmaların %60'ından fazlasını temsil eden Sovyet araştırmalarına ağırlık veren "MAGNETOBİOLOGY" isimli muhteşem bir eserin pdf'ini internet ortamından satın alıp, bu kitap temelinde 5G (100 Ghz'e dek olan frekanslar) EMR'sinin sebep olacağı sağlık yıkımlarını ortaya koyan bilimsel çalışmaları "yapay zeka"ya arattık ve buldurduk. Doğrudan "5G'nin sağlığa zararları var mı?" gibi bir soru sorduğunuzda elbette size "5G frekansları biyolojik açıdan güvenli sınırda" gibi bir palavra karşılık verecek olan "yapay zeka", işte bu yöntemle tamamen köşeye sıkışıp 5G'nin tüm sağlık tehditlerini deklare etmek zorunda kaldı. Şimdi, 5G frekans bant aralığını öğrendiğimize göre, 5G alt yapısının desteklediği frekansların özelliğini de açıklayarak "5G'ye geçtik ama internet hala yavaş" "Avrupa ülkeleri, ABD, Çin vs. 6G, 7G... 10G'de, biz daha yeni 5G'ye geçiyoruz" vb. saçmalıkları da şöyle bertaraf edelim. Öncelikle şu gerçek net bir şekilde anlaşılmalı, 5G, çok geniş bir frekans bant aralığını/spektrumunu destekleyen tek bir paket/alt yapıdır. Düşük bant - orta bant - yüksek bant... 100 Ghz gibi devasa bir frekans değeri, 5G yüksek bant aralığının en uç frekans değeridir. Ve hepsi 5G teknolojisi içine dahildir. Özellikle ki biz daha çok "yüksek bant" (24 - 100 Ghz) için konuşuyoruz; bu boyuttaki karasal radyo sinyallerinin veriyi taşıma kapasitesi fazlayken, dalga boyları ise aşırı kısadır; bu radyo sinyallerinin optiğe yakınsamasıyla diğer bir ifadeyle parçacık özelliği göstermeye başlamasıyla, cisimlerden geçişi de zorlaşır. Tam da bu sebeple 5G'nin yüksek bant aralığındaki frekansların yayınlanabilmesi için, birbirine bir hayli yakın mesafede, birbiriyle iletişimde bulunmaya programlı, her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmek isteyeceklerdir. Bunu zamana yayıyorlar ve şimdilik her mahalleye baz istasyonu dikme aşamasındalar. - Bu noktada çok önemli bir açıklamayı eklemek istiyorum: "Her sokak hatta belki her bina önüne baz istasyonları dikmeye ihtiyaçları var." dedik. İşte 5G teknolojisinin açığı budur! "5G'den kaçış yok, alışmaya bakın" diye insanlara çaresizlik aşılayanlar 5G teknolojisinin bu açığından asla bahsetmiyor, bahsedemez! Bunlar, 5G frekanslarının özelliklerini anlatıp insanları çözüm arayışı yönünde motive etmiyor, edemez! Oysa en güçlü çözüm sokağınıza 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmanızdır. Bunu yapamıyorsanız binanızın önüne 5G baz istasyonu dikmelerine engel olmaya çalışmalısınız. 5G baz istasyonlarından ne kadar uzaksanız, o kadar kârdasınızdır. - Avrupa, ABD vs. 6G'de falan değil! Çin 10G'de falan değil! Hepsi hala 5G'de. Hepsi hala 5G'nin desteklediği frekans bant aralığını kullanıyor. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, frekansları yükseltebiliyorlar. Baz istasyonları yaygınlaştıkça, 5G frekanslarını yükseltmeleri artık sadece bir kumandaya basmalarına bakıyor. Hala 5G'ye dahil olan frekans bant aralığından (örn. 6 Ghz - 10 Ghz arası diyelim) seçmece yapılıp buna 6G, 7G... 10G vs. denilmesi, bunun "Avrupa çoktan bilmem kaç G'ye geçti" vs. diye servis edilmesi, sahtekarlıktan ötesi değildir! Ayrıca not, bu ülkelerin 5G'ye dahil olan, henüz şu evrede Türkiye'deki 5G frekanslarıyla kıyaslandığında daha yüksek frekansları kullanması, "oradaki insanlar olumsuz sağlık etkilerini yaşamıyor" gibi bir iddiayı hiçbir surette desteklemez. Bizim uyarısını yaptığımız boyutlarda (özellikle ki özellikle yüksek bant aralığındaki frekansların tehlikelerine dikkat çekiyoruz) kitlesel bazda büyük sağlık sorunları şu aşamada yaşanmıyor olsa da, frekanslar yükseldikçe birçok insanda ne gibi ve ne şiddette sağlık sorunları ortaya çıkıyor, ne biliniyor? Bunlar "5G EMR kaynaklı" diye resmi olarak rapor ediliyor mu? Bu mümkün mü? Covid aşılama programıyla birlikte kanser, tromboz, pıhtı atma vakaları olağanüstü bir şekilde arttı, artıyor yine önceki senelere göre miyokardit, perikardit gibi kardiyak problemleri, kalp krizleri muazzam seviyelerde artış gösteriyor da bugün hangi biri "Covid aşısı kaynaklı" olarak rapor ediliyor? "Odada devasa bir fil var." Ama görülmüyor, görülsün istenmiyor. Diğer palavralar: "5G internet hızı için..." "5G ile faturaları kabartmayı amaçlıyorlar." Hayır, 5G teknolojisinin geliştiricileri, kimsenin kıytırık dizi filmini duraksamadan izlemesini umursamıyor. 100 Ghz'e dek aşırı yüksek frekansları destekleyen alt yapısıyla 5G teknolojisi için bir kişinin "daha hızlı internet sağlamak adına geliştirildi" diyebilmesi, o kişinin ya kasıtlı ya da cehaletin en dibinde olduğunu gösterir. "İnternet hızı adına..." fakat insanların kullanım konforu için değil (zira insanlara günlük hayatlarında yetecek olan internet hızını 4G, daha fazlası 4.5G -700 Mhz - 2.7 Ghz- frekansları zaten hayli hayli karşılıyor) tamamen "akıllı şehirler" için geçerli. 5G'nin biyolojik açıdan tehlikelerinin yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesi. "Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var. Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor. "5G akıllı şehirler için neden bir zorunluluk?" turkcell.com.tr/blog/5g-ve-a… Gizlemiyorlar ki... Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere; 5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir. 5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı. Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir. 5G açılışıyla birlikte 5G üzerine en aşağılık yalanları sıralayarak 5G tehlikesini örtbas ederken aslında Yeni Dünya Düzeninin kademe kademe tesis edildiği gerçeğini örtbas ediyorlar! 5G üzerine söyledikleri bu yalanlarla, insanların kademe kademe köleleştirilmeye çalışıldığı gerçeğini örtbas ediyorlar! Bu kötülüğün boyutunu izah edemiyorum. Bu nasıl bir ihanettir izah edemem. Yine ve yeniden herkesi uyarıyorum: 5G'ye karşı direnin, kendiniz, evladınız, aileniz için direnin! Özgürlüğünüz için direnin!
35
275
20
544
61,718
“Güvenlik” gerekçesiyle dayattıkları kurallar, kanunlar, imzaladıkları anlaşmalar ve benzeri ne varsa, hepsi milli güvenlik sorunu!
21
119
4
505
12,029
5G'nin riski sadece sağlık açısından değil, aynı zamanda Yeni Dünya Düzeni'nin "Metaverse"si için bir alt yapı. Bu dijital esaret ve insanlığı gerçeklikten koparacak süreçte topluma "Artırılmış Gerçeklik" diye yeni gözlükler de pazarlandıkça insanlar büyülenip celladına koşacak.
3
41
98
3,994
Gül Temel retweeted
5G ile kanser vakalarının olağanüstü seviyelerde artış göstermesi tehlikesi var diyoruz. Neden? 5G alt yapısının da desteklediği 57 ila 64 Ghz arası frekanslar, havadaki oksijen moleküllerinden dolayı rezonansa uğrar. Bu etkileşim, oksijen moleküllerindeki elektronların harekete geçmesine, yani oksijen moleküllerinin polarize olmasına sebep olur. Oksijen moleküllerinde elektronların harekete geçmesiyle ne olur? Bu oksijen, kandaki hemoglobine düzgün bağlanamaz ve hemoglobin de hücrelere oksijen taşıyamaz hâle gelir. Oksijensiz kalan hücre "oksijensiz solunum"a zoraki olarak geçer, minimum enerji düzeyinde sadece bölünebilir, diğer hücresel faaliyetlerde bulunamaz. Ve işte böylece "kanser hücresi" olarak tanımlanır. Kanser aşıları boşuna çıkarılmadı. 5G ile kanser ettikleri zavallı insanları bu defa aşı zehrine yönlendirmek isteyecekler, o çok bariz. Yine ve yeniden söylüyoruz, kanserin ne olduğunu, nasıl geliştiğini bilirseniz, bu aşağılık tuzak kurucuların hiçbir tuzağına düşmezsiniz.
14
128
1
290
10,645
Bana kimse bunun "normal" olduğunu söylemesin! Kimse, "öyle demek istemedi, şunu demek istedi" diye kendisini savunmaya gelmesin. Tevile gerek yok, ne dediği çok açık. EMR (elektromanyetik radyasyon) saldırısına alışamazsınız! Buna alışılamayacağı, EMR'nin, kısa ve uzun vadeye yayılan maruziyetiyle, sayısız sağlık yıkımına sebep olduğunu/olabileceğini gösteren kanıtlarla sabittir; alzheimer'dan ALS'ye dek çok çeşitli nörodejeneratif hastalıklar, kanser, endokrin sistemi bozuklukları, üreme sorunları, kardiyak problemler ve daha nicesi... Tüm bunların üzerine, 5G bant aralığındaki/spektrumundaki radyo frekanslarının (+ 60 - 100 Ghz'e dek desteklenen alt yapısı) ne tür sağlık yıkımlarına sebep olabileceği de bellidir. Çok daha şiddetli ve kitlesel boyutta. Tek bir biyolojik güvenlik testi yok, tıpkı Covid aşıları ve tüm "klasik" aşılar gibi... 5G tehlikesine alışamazsınız! Tıpkı, 3 temel biyoterör maddesi grafen + LNP (lipid nanopartikül) + PEG (polietilen glikol) birleşimiyle kan dolaşımına sokulan Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı gibi... Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı, Covid aşılama programı ile birlikte başta kanserim, lenfosit sistemi problemlerinin (lenfadenopati ve lenfositopeni gibi), tromboz vakalarının, kalp krizlerinin, pıhtı atmaların, ani ölümlerin olağanüstü seviyede artışından bellidir. İçeriğinde alüminyumdan cıvaya, polisorbat 80'den formaldehite, insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçalarına dek nice toksik pisliği barındıran "klasik" aşılara alışılamadığı, daha 100 sene öncesinde esamesi okunmayan, peyda olduktan sonra da "genetik hastalık" diye sahtekârca tanımlanan bir otizmin, bir SMA'nın her geçen sene olağanüstü seviyede artışından bellidir. Aşı hasarlarının, kısa ve/veya uzun vadede, en basit alerjik reaksiyonlardan otoimmün hastalıklara (insan fetüs hücre hatları sebepli), nörodejeneratif hastalıklardan ensefalit, menenjit vb. inflamatuar hastalıklara dek çok çeşitli sağlık problemleri olarak ortaya çıkmasından bellidir. EMR/EMF maruziyetiyle ve/veya doğrudan kan dolaşımına zerk edilen toksik malzemelerle gelen toksisiteye/zehirlenmeye alışamazsınız! 5G'nin bir çeşit elektromanyetik terör silahı olmasının yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesidir. "Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var. Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor. Son seneler ("akıllı şehirler" anlaşmaları yapıldığından beri) neden istisnasız her yaz ormanlık alanlarımız "yangın" süsüyle ortadan kaldırılıyor? Zira, bu alanlar da "akıllı şehirler" kapsamına alınmak isteniyor. Her bir ağaç EMF kesicidir. Bir orman, 5G'ye ait aşırı yüksek EMF'yi kesecek güçtedir. 5G demek kademe kademe, sinsice ormansızlaştırılma demektir. Ormansızlığa alışamazsınız! 5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir. 5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı. Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir! Köleliğe alışamazsınız! Köleliğe alışmamalısınız! 5G'ye direnmek, özgürlüğünüz için direnmektir!
unavailable
47
230
16
600
44,111
"5G ile başımız büyük belada!" Bu, Prof. Dr. Martin L. Pall'un, 5G'nin sağlık tehditlerini konu alan konferansında söylemiş olduğu sözdü. Bu platformdaki bilgi paylaşım tarzımı bilen bilir ki insanlarda korku ve çaresizlik gibi menfi duygular uyandıracak söylemlerden olabildiğince kaçınırım, misal öjenist küreselitlerin/"Epstein çetesi"nin gelecek ajandası mevzu bahis ise "yapacaklar", "edecekler" değil, "yapmayı planlıyorlar/istiyorlar/çabalıyorlar ama buna mutlaka karşı koyacağız, direneceğiz" minvalinde yazar ve insanlara "en azından" umut aşılamaya çalışırım. Bu tavır problemi sağlıklı bir şekilde saptamayı, analiz etmeyi ve gerçek çözümler aramayı ve bulmayı zaten beraberinde getirir. Başta içinde var olduğun/yaşadığın topluma ve nihayetinde insanlığa destek vermekten benim anladığım budur. Pall'un bu sözünü olduğu gibi, tamamen onaylıyorum. Evet, 5G ile başımız çok büyük belada! Bu sözü elbette kimseyi "bittik, mahvolduk" duygusuna kaptırmak, çaresizliğe sürüklemek için onaylamıyorum, burada nasıl büyük bir problemle karşı karşı olduğumuz gerçeğini kabullenmemiz gerektiğini ifade ediyorum. 5G anlaşmaları tamamen toplum iradesi hiçe sayılarak yapıldı ve esasta hukuksuz olan bu anlaşmaları takiben 5G baz istasyonları tepemize dikildi, dikilmeye devam ediyor. 5G baz istasyonları yaşam alanlarımızı işgal ediyor -60 Ghz - 100 Ghz bant aralığını destekleyen alt yapısıyla birlikte - büyük sağlık yıkımları da istisnasız hepimize uğramak üzere hazırda bekliyor. Hiçbir biyolojik güvenlik testi olmayan bu teknoloji tamamen oldu bittiye getirilerek hayatlarımıza dikte ediliyor. Maalesef, birçokları, bu teknolojinin kıytırık dizi filmlerini duraksama yapmadan izlemesi, daha fazla veriyi daha süratli indirebilmesi adına geliştirildiğine/getirildiğine öyle güçlü kani olmuş durumda ki onlarla birlik olup başta 5G baz istasyonları kaynaklı aşırı yüksek EMR tehlikesine, maruziyetlere ve elbette 5G anlaşmalarını yapan telekomünikasyon şirketlerine karşı esaslı bir mücadele vermek neredeyse imkansız görünüyor. Topyekûn çok şiddetli elektromanyetik saldırı altında kalacakken, çoğu insanın, böylesi bir saldırının teknolojinin bir gerekliliği olduğuna inanması kadar üzücü pek az şey var. Aşı propaganda çevresi/tüm "Epstein tıbbı" çevresi (evet, "modern tıp" Epstein çetesinin en kıymetli eseri, gözbebeğidir. 5G de aynı çetenin sevgili eseridir) ve elbette satılık medya, sosyal medya PSYOP elemanlarıyla birlikte, 5G'nin sebep olduğu sağlık hasarlarının her birini, uyduruk bir virüs yahut bir mikrop ya da parazit kaynaklı olarak göstermek üzere şimdiden pusuya yatmış bekliyor. 5G EMR maruziyetlerini "yeni salgın" diye servis etmek ve kitlesel aşı programları ve/veya ölümcül tedavi(!) protokolleri başlatmayı arzu ediyorlar. Tüm bu sahtekârlıkları uygulamaya geçmek için çok sabırsızlar. Çünkü düşmanlar; bize, neslimize, bu millete düşmanlar, insanoğluna ve tüm canlılığa düşmanlar. Yine de... 5G araçlı düşman saldırılarıyla mücadele yollarımız var. Hukuki mücadele yollarımız var. Direneceğiz. Çepeçevre kuşatmaya kalksalar da 5G/elektromanyetik silahlarıyla bizi, karşı koymayı bileceğiz, tıpkı zehir yüklü şırıngalarına karşı beden müdafaasına giriştiğimiz gibi... Birçoğu 5G'nin kendileri için "internet hızı" armağanı olduğu gibi müthiş bir yanılgıya kapılsa da... İnsanları uyarmaya devam edeceğiz. İnatla, ısrarla... Mahallemizin, sokağımızın başına 5G baz istasyonu kurma girişimlerine karşı tetikte bekleyeceğiz. EMR saldırılarından korunabilmek için çözümler geliştireceğiz. Bilecekler, Asla, asla çaresiz değiliz. Ve onlar tarafından yenilebilir değiliz. 5G ile birlikte cehenneme kadar yolları var! ... 5G'nin sağlık tehditlerini ortaya koyan sayısız bilimsel kanıtla birlikte, 5G ile baş edebilme yolları arayan, "en azından" maruziyetleri büyük oranda azaltacak çözüm önerilerini de ele alan kapsamlı bir yazı dizisi hazırlamaktayım. Birkaç güne paylaşmayı planlıyorum.
35
246
14
649
33,622
HİPERTANSİYONUN GERÇEK NEDENİ: SU + TUZ EKSİKLİĞİ "Hipertansiyon vücuttaki su ve tuz eksikliğinden kaynaklanır. Su ve tuz eksikliğinde kanın hacmi azalır yoğunluğu artar. RAAS sistemi (kan basıncını ve sıvı dengesini düzenleyen sistem) azalan kanın sağlıklı dolaşımı için basıncı yükseltir. Tansiyonun yükselmesi ihtiyaçtandır. Hastalık değildir. Acilde verilen serumlar tuzlu sudur. Kan plazmasında sodyum ve su azaldığında kan ve damar hücrelerinin ozmolaritesi değişir ve hücreler büzüşür, damarlar daralır ve sertleşir. Bu olay doğal canlı su içilmediğinden olur. Şebeke veya şişe suları su değildir. İşlenmiş (rafine) tuz ve toksinlerin atımı dehidrasyona yol açar. Vücut aslında son derece basit ama hassas bir elektrokimyasal sistem üzerine kuruludur. Su ve tuz bu sistemin hem ortamı hem de yakıtıdır. Modern tıbbın serum tedavisi binlerce yıllık gerçek tıp bilgeliğinin tam uygulanmasıdır. Su ve tuz belki de en eski ve en etkili ilaçtır." Hipertansiyon hakkında bu harika özet değerlendirme Enver Şen Bey'e @Enveren57212751 aittir. Hipertansiyonu ben de aynı şekilde anlattığım için kendisinin değerlendirmesini olduğu gibi aktardım. Evet, hipertansiyon ve aslında hipotansiyonun da sebebi, susuzluk ve tuzsuzluktur. Susuzluk + tuzsuzluk bir neden/problemdir; basıncın yükselmesi veya azalması ise sonuçtur/vücudun "çözüm"üdür. "Tansiyon" da vücudun kendini sağlıklı çizgide tutma gayretinin bir eseridir. Tıpkı vücudun aşırı asitlenmenin yol açtığı oksijensizliğe karşı geliştirdiği kanser yeteneği gibi... Tıpkı vücudun kendi hücre sayısının 100x ve üzeri kadar miktardaki mikroplarının toksisite şiddetine göre -toksin yapılarıyla baş edebilmek için- bakterilere, mantarlara ve parazitlere dönüşmesi, "pleomorfizm" yeteneğini kullanması gibi... "Tansiyon" da bir savunma yeteneğidir; su ve tuz (doğru tuz/kaya tuzu) yetersizliğine karşı vücudun ani ölüm gelmemesi adına geliştirdiği bir "çözüm" tarzıdır. Modern tıp -ki ben bu soykırım kurumuna artık "Epstein tıbbı" demek istiyorum- vücudun bu savunma yeteneğini, problemin kendisi olarak gördüğünden, bunu baskılamaya uğraşır. Yani, esas problemle ilgilenmez, bu problemin sebep olduğu sonucu tedavi(!) etmeye kalkışır. Tansiyon ilaçlarının (antihipertansif ilaçlar) hepsi damar basıncını düzenleme amacıyla üretilir. Problemi çözmeyip, vücudun kendi ürettiği "çözüm"ü de bertaraf etmeye çalıştıklarından "tansiyon" hiçbir zaman İYİLEŞMEZ! Yeni sağlık problemlerine yatırım yapılması da cabası olur. Bu semptom baskılayan ilaçlar/zehirler başta RAAS sistemini bir anlamda manipüle ettiğinden, kısa ve/veya uzun vadede böbrek ve hatta kardiyak sorunlarına kadar yol açabilecektir. Fakat ne derler? "Hipertansiyon, bu 'sessiz katil' çoğunlukla belirti dahi vermeden kalp krizi, inme ve organ yetmezliğine yol açabilir." Tansiyon ilaçlarının/zehirlerinin sebep olabileceği/olduğu yıkımı, vücudun savunma sisteminin üzerine yıkmak... Yani insan vücuduna bahşedilen yetenekleri, insan vücudunun muhteşem tasarımını suçlamak... Tam da "Epstein tıbbı"nın insana ve aslında canlılığa olan düşmanlık tarzına yakışır bir şekilde. "Tuzdan uzak durun" derler. Rafine tuz zehriyle, insan vücudundaki tuzlu su ortamına/hücrelerin tuzlu su yapısına en uygun ve en yakın yapıda olan kaya tuzunun ayrımını yapmadan böylece kaya tuzundan mahrum bırakır ve "tansiyon"un oluşumu için gerekli başlıca koşulları zaten kendileri var ederler. Vücut, kandaki su + tuz yoksunluğunun meydana getireceği sağlık hasarlarını ve belki de ani ölümü engelleme amacıyla "çözüm" ürettiğinde ise bu durumu problemin kendisi olarak görür/gösterir ve sonra o sağlık hasarlarını katlanıp artmış, şiddetlenmiş bir şekilde kaçınılmaz olarak getirecek tansiyon ilaçlarını/zehirlerini dayatırlar. Tekrar edelim, "tansiyon"un gerçek nedeni su ve tuz yetersizliği/yoksunluğudur. Kan basıncının "hipertansiyon" ya da "hipotansiyon" olarak kendini göstermesi ise ancak bir sonuçtur. Öyleyse biricik gerçek tedavi, DOĞRU SU + DOĞRU TUZ/KAYA TUZU KULLANIMIDIR.
48
217
10
710
55,543
Gerçeğin CIA belgeleriyle teyit edilmeye ihtiyacı yok. Gerçeği görmek için bir otorite duyurusunu bekleyenlerin gerçeğe saygısı yok. Chemtrail gerçeği hep göz önündeydi. Mesele sadece onu görmek isteme - istememeyle ilgiliydi. Tek fark artık pek çokları görmek istememe cüretinde bulunamaz. Aylar öncesinde bu yazı dizisinde, adına resmi olarak "Bulut Tohumlama Aerosolleri" denilen Chemtrail uçaklarıyla püskürtülen baryum ve alüminyum partikülleri aracılığıyla nasıl iklim manipülasyonunu gerçekleştirdiklerini, yoruma yer bırakmadan, sadece kendi kaynaklarından şüphe götürmez senetler eşliğinde tane tane izah etmiştim. Bunu nasıl yapıyorlar? Metot çok komplike değil: Baz istasyonları, "hava durumunu değiştiren aerosoller"e (CCN)/baryum ve alüminyum partiküllerine radyofrekans mikrodalga (RF/MW) radyasyonu yönlendirir ve bu partiküller aracılığıyla yalnızca bölgesel olarak bir hava etkinliği değişimi gerçekleşir. Bu şekilde sadece belli bir bölgede, belli seviyede bir ısı artışına ya da tutarsız birtakım hava olaylarına sebep olabildiler/olabilirler. Tüm atmosferde bunu hiçbir zaman yapamadılar/yapamazlar. Ne demiştik? İklim değişikliği diye bir şey yok ama Chemtrail ile kısmi/bölgesel olarak bir iklim manipülasyonu var. Chemtrail ile canlılığı ve tüm habitatı zehirlemeleri de cabası... Ağır metaller havada, suda, toprakta... Bunun sebep olduğu sağlık hasarlarını da yıllarca var olmayan virüslerin ve canlılığımızın demirbaşı mikropların üzerine yükleyip durdular, hâlâ da devam ediyorlar. Şimdi aslında en büyük soru adına "İklim Kanunu" dedikleri ihanet kanununu "iklim değişikliği" gerekçesiyle meclisten geçirenlere yönlendirilmeli: Chemtrail'i inkar etmeye devam mı edeceksiniz? Yoksa kabul mu edeceksiniz? Eğer kabul ederseniz, mecburi olarak, nihayetinde bir iklim değişikliği olmadığını da kabul etmiş olacaksınız, bunu çok iyi biliyorsunuz. Öyleyse o "kanun"un yeri cehennemin en dibi olacaktır. "Yanıldık" mı diyeceksiniz? "Hem aldandık, hem aldattık, özür dileriz" mi diyeceksiniz? Bana kalırsa üzerine yatacaksınız. O "kanun"un bu ülkenin ve insanının hayatını ve geleceğini mahvedecek maddelerini teker teker aksiyona geçirirken, nasıl iflah olmaz zalimler kesildiğinizi hatırlamayacaksınız bile. Korkarım yine ve yeniden sadece toplum vicdanında yargılanacaksınız.
"İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ" YOK, İKLİM SİLAHLARIYLA İKLİM MANİPÜLASYONU VAR! Önce şu soruyu soralım: "İklim silahları var mı?" İklim silahları var mı sorusunun cevabı için de sonra şu soruyu: İnsanlar hava olayları gibi doğal fenomenleri kontrol edebilir mi? Bu teknoloji mevcut mu? Bunun cevabı eğer “evet” ise, bu defa şu soru gündeme gelecektir: Bu teknoloji yıkıcı/kötücül amaçlar doğrultusunda kullanılabilir mi? - Bu teknoloji ilk olarak 1916'da Charles Hatfield'ın şiddetli yağışa neden olmak için kendi icadını kullandığı Teksas'ta “başarıyla” kullanıldı. Aslında bu girişimi “başarı” olarak adlandırmak güçtür çünkü şiddetli yağış çok fazla yıkıma ve can kaybına neden oldu. Kaynak: daily.jstor.org/charles-hatf… - 1990’lar ve 2000’lerin başına kadar Batı’da çevre gündeminin bir parçası olarak bu teknolojilere duyulan ihtiyaçtan bahsedildi ve 2000’lerde ilk defa “jeomühendislik” terimi olarak karşımıza çıktı. İngiltere Parlamento Bilim ve Teknoloji Dergisi’nin bu yayınında “jeomühendisliğin” nasıl dış politika ile bağlantılı özel bir strateji hâlinde sunulduğunu görüyoruz. Kaynak: web.archive.org/web/20090618… - 2011'de İngiliz gazetesi The Guardian’da çıkan bir yazıdan önemli bir kesit: “Jeomühendislik planları, genellikle CO2'yi havadan çıkararak veya gezegenin yüzeyine ulaşan güneş ışığı miktarını sınırlandırarak iklim değişikliğinin etkilerini doğrudan ele almak için tasarlanmış projelerdir. Büyük ölçekli jeomühendislik hala konsept aşamasında olmasına rağmen, savunucular dünyanın iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak istiyorsa sonunda gerekli olabileceğini iddia ediyor. Eleştirmenler ise aksine, jeomühendisliğin gerçekçi olmadığını ve emisyonları azaltmanın bir oyalama olabileceğini iddia ediyor.” Kaynak: theguardian.com/environment/… Peki nedir bu jeomühendislik yöntemleri? Plastik polimerlerin kullanılması, suya kireç ekleme, karbonu topraklara kilitlemek için kömür gömmek, sığırları belirli bir şekilde otlatmak, güneş ışığını havaya geri yansıtmak için sülfat aerosollerinin stratosfere ateşlenmesi, deniz suyunu havaya püskürterek okyanus üstü bulut örtüsünü arttırmak için insansız gemilerin kullanılması, yansıtıcılığı artırmak için beyaz çatılar boyamak ve hatta Dünya ile güneş arasına küçük aynalar yerleştirmek gibi yöntemler jeomühendisliğin şimdilik açıklanan yöntemleri. - Hızlı afet yönetiminde iklim jeomühendisliğini kullanmak da dahil birçok fikir geliştirilmiştir. “Büyük bir kuzey patlamasında salınan stratosferik sülfatlar, güney yarımküreye kasıtlı olarak sülfat salınmasıyla derhal karşı koyulursa, her iki yarım küre de soğuyacaktır. ITCZ kalmaya devam edecek ve kuraklık önlenebilir. Büyük bir kuraklık için bu büyük bir kazanç olacaktır.” Kaynak: heliophage.wordpress.com/201… - Büyük volkanik patlamalara sebep olup (ya da büyük volkanik patlamalara sebep olma iddiasıyla) güneşin "radyasyonu"nun bir kısmını havaya geri yansıtarak ve dünyayı soğutan kül parçacıklarını atmosfere yayarak iklim jeomühendisliğini sözde iklim ısınmasına karşı kullanma uğraşları da söz konusudur. “Carnegie'nin Lei Duan (Zhejiang Üniversitesi'nden eski bir öğrenci), Zhejiang Üniversitesi'nden Long Cao ve Hint Bilim Enstitüsü'nden Govindasamy Bala ile birlikte volkanik bir patlama ve güneş jeomühendisliğinin iklimi üzerindeki etkileri karşılaştırmak için yola çıktı. Sadece birkaç yıl boyunca atmosferde kalan parçacıkları serbest bırakan tek bir volkan benzeri olayın ve atmosferde bir aerosol tabakasının korunmasını gerektiren uzun vadeli bir jeomühendislik dağıtımının etkisini araştırmak için sofistike modeller kullandılar.” Kaynak: sciencedaily.com/releases/20… NASA’ya ait iklim simülasyonu: nasa.gov/earth-and-climate/n… - Council Foreign Relations (CFR)/Dış İlişkiler Konseyi iklim jeomühendisliğinin devletler arası açık çıkar çatışmasına dönüşebileceği gibi bir noktaya değinirken, bu teknolojinin bir silah olarak kullanılmasına atıfta bulunur: “Commons tabanlı jeomühendislik (CBG), küresel müştereklerde kullanılan iklim manipülasyon teknolojileridir: Stratosfer veya açık denizler ve bunlar stratosferik aerosol enjeksiyonu, okyanus demir gübrelemesi ve deniz bazlı bulut aydınlatmasını içerir. CBG henüz uluslararası hukuk tarafından kapsamlı bir şekilde yönetilmemektedir; çevre yasaları ve savaş yasaları sadece dolaylı olarak veya belirli koşullar altında geçerlidir. Bununla birlikte, ulusal güvenlik çerçevesi, tıpkı 'atom bombası'nın geliştirilmesi için olduğu gibi, CBG'yi çevreleyen bilimsel, yasal ve etik sorulardan ayrılamaz. Amerika Birleşik Devletleri gibi büyük bir güç ülkesi CBG'yi konuşlandırmaya karar verirse, bu, Çin gibi diğer büyük güçler veya Birleşik Krallık gibi bilimsel kapasiteye sahip orta güçler için, özellikle de bu teknolojiyi dikkate alırlarsa, örtük izin olarak/stratejik veya taktiksel bir avantaj sağlamak amaçlı görülebilir. Bu, hangi devletin önce iklimi kendi yararlarına manipüle edebileceğini görmek için bir tür iklim silahlanma yarışına neden olabilir.” Kaynak: cfr.org/blog/can-we-use-geoe… PATENTLER ABD bu alanda bir dizi patente sahip. Bu tür teknolojilerin yasallaştırılması ve uluslararası kullanımı sadece ABD şirketlerine büyük kârlar sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda bu süreçlerin yönetiminde piramidin tepesinde olma konusunda bir tür ahlaki hak verecektir. Bu alanda ilk patent “US3613992” bulunmaktadır. Patent adı: “Hava durumu değiştirme yöntemi.” Patent ABD adına Mucit Robert Knollenberg olarak listelendi ve Mart 1966'da kayıt için sunuldu. O zamandan beri, ABD hükümeti havayı değiştirmek için her türlü yeniliği test etti. Bir diğer patent “US3564253” Patent adı: “Gezegen yüzey alanlarının ışınlanması için sistem ve yöntem.” Mucit, Westinghouse Electric Corporation'dan Arthur Buckingham olarak listelendi ve patent 16 Şubat 1971'de kaydedildi. Yakın dönemdeki patentler arasında ilgi çekici olan “US5762298” Patent adı: “Güneş radyasyonunun aksi takdirde dünyanın hava durumu üzerindeki etkisini değiştirmek için yapay uyduların uyarlanabilir bir şekilde kullanılması.” Mucit Franklin Chen'dir ve patent Haziran 1998'de verilmiştir. İklim jeomühendisliği adına tüm patentler: geoengineeringwatch.org/pate… Ayrıca ABD askeri veya istihbarat nedenleriyle sınıflandırılan bir dizi kapalı patent de vardır. Ayrıca, iklim jeomühendisliği teknolojisi temelinde çeşitli sistemler ve cihazlar üreten şirketler de mevcuttur. Bunlardan yalnızca biri: pmeasuring.com Evet iklim silahları var ve bu kimse için sır değil. Sadece teknik adıyla iklim silahlarına “jeomühendislik” diyorlar. Kötüye kullanılıyor mu? 1955 ve 1975 yılları arasında Vietnam ve ABD arasında yaşanan “Vietnam Savaşı”nda ABD’nin bölgede tornadolardan, şiddetli yağışlara sebep olduğuna; iklim jeomühendisliğini burada denediğine ilişkin iddialar söz konusudur. Daha sonraki yıllarda, ABD ordusunda görev alan üst düzey komutanların demeçleri, askeriyeden sızdırılan belgeler vs. ile bu iddialar yüksek oranda doğrulanmıştır. Kaynak: zerogeoengineering.com/wp-co… Peki, jeomühendislik adına kullanılan tüm yöntemler/teknolojiler şeffaf bir şekilde açıklanıyor mu? JEOMÜHENDİSLİK VE 5G “5G” (uydu ve yer tabanlı mikrodalga anten sistemleri), Jeomühendislik/Hava Durumu Modifikasyonu arasında etkileşim var mı? Bu sorunun cevabını, Birleşmiş Milletler Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) ile Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) arasında hava durumu kontrolü ve izleme faaliyetlerini koordine etmek için işbirliği yaptıkları gerçeği ile alıyoruz. Kaynak: itu.int/hub/2020/05/how-itu-… WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas'a göre "Radyofrekanslar, meteorolojik hizmetler ve iklim izleme uygulamaları için gerçekten kritik öneme sahiptir. Bu aynı zamanda Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) için de giderek büyüyen bir işbirliği alanıdır, çünkü radyo spektrumunun ortak kullanımı iklim değişikliği çalışmaları ve Birleşmiş Milletler'in 'Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SDG'ler) uygulanması için çok önemlidir.” ITU ve WMO’nun işbirliği için birleştiği Hava durumu kontrolü, iki kategorideki tehlikeli kirletici emisyonların kasıtlı olarak salınmasını ve etkileşimini içerir: 1. Bulut Tohumlama Aerosolleri (diğer adıyla Bulut Yoğunlaşma Çekirdekleri/CCN) 2. 5G bazlı radyofrekans/Mikrodalga (RF/MW) Radyasyonu. Aşağıdaki patentler, hava durumunu değiştiren aerosol (CCN) ile Radyofrekans Mikrodalga (RF/MW) Radyasyonu arasındaki etkileşimi açıklamaktadır. "Bulut oluşumunu ve bulut yağışını kolaylaştırma sistemi" adlı patentten alınan görsel, kategori 1. "maddeler" veya aerosoller (CCN) ile kategori 2. RF/MW Radyasyonu gibi "fiziksel ajanlar" arasındaki etkileşimi açıklar. Bulut Tohumlama Aerosolleri ve CCN'ye RF Emici öğeler de denir. Kaynak: docs.google.com/viewer?url=p… -Zihninizde bir şeyler açıklığa kavuşmaya başladı mı? Alüminyum, baryum partikülleri + 5G radyo frekansları: gökyüzünde bir çeşit mikrodalga etkisi... Ve onların bu teknolojiyi sözde "iklim değişikliği"ne karşı kullandıkları iddiası da tamamen palavradır. Bu iddia ile, bu teknolojiyi kullanarak giriştikleri iklim manipülasyonunu örtbas etmektedirler.- Aşağıdaki açıklama, “Uzay Tabanlı Güç Sistemini Kullanan Hava Durumu Yönetimi“ patentinden alınmıştır: Kaynak: patentimages.storage.googlea… Aşağıdaki patentler, hava durumunu değiştiren aerosol (CCN) ile Radyofrekans Mikrodalga (RF/MW) Radyasyonu arasındaki etkileşime ilişkin bilgi sağlar. Patent 1: ABD 20140145002A1 “Bulut oluşumunu ve bulut çökelmesini kolaylaştıran sistem.” docs.google.com/viewer?url=p… Patent 2: ABD 2011/0204159 A1 “Uzay tabanlı güç sistemi kullanan Hava Durumu Yönetimi.” patentimages.storage.googlea… Patent 3: US 2011/0174892 A1 “Atmosferdeki elektriksel işlemlerle hava durumunu değiştirmeye yönelik aparat ve ilgili yöntemler.” zerogeoengineering.com/wp-co… Patent 4: ABD 4,402,480 “Atmosfer Modifikasyon Uydusu.” zerogeoengineering.com/wp-co… BM Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), dünya çapında hava durumu modifikasyonunun (WM) veya Jeomühendisliğin (GE), diğer adıyla meteorolojinin düzenlenme merkezidir. BM Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), küresel kablosuz sistemleri yöneten düzenleyici kuruluştur. Ve bu iki kuruluş “hava durumu kontrolü”nde işbirliği içine girmiştir. Haziran 2023 tarihli bir Beyaz Saray raporu "Kongre Tarafından Zorunlu Araştırma Planı ve Güneş Radyasyonu Yönetimine İlişkin İlk Araştırma Yönetişim Çerçevesi", "araştırma" olarak çerçevelenen jeomühendislik programlarını uygulamaya koyma planını özetlemektedir. Raporda WMO ile işbirliğine dayalı "çabalara" değiniliyor. Kaynak: whitehouse.gov/wp-content/up… "İklim değişikliği" bir yalan. İklim silahları gerçek. İklim silahları + 5G işbirliği gerçek. Şimdi gelelim, baz istasyonlarına: Bu teknolojiler çıkar grupları ve şirketler tarafından kullanıma müsait bir şekilde etrafta cirit atarken ve baz istasyonlarına konulan kutulardaki elektronik içeriklerin, “ticari gizliliği koruma” maskesi altında gerçek kapasitelerinin saklanma ihtimali bulunurken ve hiçbir denetleme mekanizması halka açık bir şekilde işlemezken bunun herhangi bir şekilde insanlığın faydasına olduğunu düşünmek ahmaklıktır. Eğer aksini düşünen varsa, ilk önce bu baz istasyonlarının kutularının devre içeriklerinin ne olduklarını/tam kapasitelerini halka açıklamaları gerekir. "Ticari sır" söylemi eğer halkın yaşam alanlarındaki baz istasyonlarını kapsamamalı! Halk olarak biz bu baz istasyonlarını diken kurumları denetleyemiyoruz, tamamen onların sözlerine güvenmek durumuna itiliyoruz. Bilimsel kanıt gösterilmediği sürece hiç kimseye güvenmeye mecbur değiliz! Konu halk güvenliği olduğunda "ticari sır" gibi bir söylem kabul edilemez. Özellikle, bu teknoloji yurtdışından geliyorsa... Şimdi "ticari sır" olduğu için bizim ülkemizin kurumları, bu kutuları/baz istasyonlarını bu firmalara içeriklerinin ne olduğunu sormadan mı dikiyorlar? Hiç kimse kusura bakmasın, benim evimin önüne baz istasyonu dikmeye kalkarsanız, onu baltayla aşağı indiririm! Benim evimin önündeki baz istasyonu, benim tepemde gezinen "chemtrail" ile benim yaşadığım bölgenin iklimini manipüle etmekte kullanılacaksa, o baz istasyonunu baltayla aşağı indirmek benim hakkımdır! Herkesin hakkıdır! Türk Telekom'un 2G, 3G, 4G ve 5G hakkında "insan sağlığına zararlı olduğuna yönelik bir çalışma yoktur" söylemi arkasına saklanmasını alaycı buluyorum. Bu kabul edilemez! Bu baz istasyonlarının ülkemize ilk dikildiği andan itibaren ülkede misal bir kanser artış oranlarının araştırılması gerekiyor.
13
182
4
391
9,943
Gül Temel retweeted
HPV aşı pazarlamaları tekrar gündemdeyken, geçen sene yazmış olduğum bu detaylı HPV aşısı incelemesini tekrar paylaşmak elzem oldu. - HPV diye bir şey yok. HPV de dahil hiçbir virüs hiçbir zaman izole edilemedi. HPV'ye atfettikleri rahim ağzı/çevresi siğillerin, döküntülerin vs. sebebi o bölgede birikim gösteren toksisitenin bir işaretidir sadece. Var olmayan bir virüsten önce, sebep olarak, o bölgenin sözde hijyenini sağlamak için yersiz ve gereksiz kullanılan, hâliyle inflamasyon geliştiren kimyasalları, toksik ürünleri düşünmeli. Plastik yapıda pedler, çeşitli zararlı kimyasalları barındıran yıkama jelleri, duş jelleri vs... Ya da öncesinde olunan ve rahim bölgesinde birikim yaptığı ve o bölgede toksisiteye sebep olduğu bilinen içeriklere (polisorbat 80 gibi) sahip aşıları düşünmeli, ya da alınan ilaçları ya da bir başka toksisite maruziyetini ama var olmayan bir virüsü değil! - SMEAR testi çubuklarında zaten yüksek derecede toksik, kanserojen bir madde var: Etilen oksit. Bu maddeye minimum düzeyde maruz kalmak bile sağlık açısından son derece tehlikelidir. Ama o çubukların ucunda yer alıyor? Düşünün. Kanser aradıkları test çubuklarının ucunda kanser yapıcı bir madde yer alıyor. - HPV aşıları sözde rahim ağzı kanserinden korunma adıyla 9 yaşındaki çocuklardan itibaren yapılıyor. "İlerde yakalanma riskini azaltmak için..." İşte söylenen bu. Daha HPV diye bir şeyin varlığını ispat edebilmiş değiller ama var olmayan bir virüsten korunma adıyla insanların kan dolaşımına aşıyla dünyanın en güçlü toksik maddelerini (alüminyum + polisorbat 80 + sodyum borat) sokuyorlar! - Bugün Türkiye'de HPV aşı programlarında, Merck'in Gardasil aşıları kullanılıyor. Evet bu aşılar 0.5ml doz başına 500 mcg alüminyum, 70 mcg sodyum borat ve 100 mcg polisorbat 80 içeriyor. Bu içeriklerin her biri zaten kendi başına kanser yapıcıdır, bu içeriklerin MS, ALS ve çeşitli nörodejeneratif sorunlar çıkardıkları da kanıtlanmıştır. Özellikle Polisorbat 80 kısırlığa sebep olmakla bilinir. Bu zehirler insanları var olmayan HPV'den mi koruyacak yani? Bu zehirler insanları kanser yapar, kısır bırakır, hasta eder ve hatta öldürür! Merck'ten milyonlarca flakon satın alınmış belli ki... Belli aralıklarla HPV propagandalarıyla zavallı insanlar korkutuluyor, canhıraş bir şekilde o aşılar yapılsın diye diretiliyor. İşin sonunda Merck kazanacak, ülkemin insanları hasta olacak ve ölecek. İstenen bu. Merck kazanmasın! HPV aşılarından uzak durun. HPV aşılarından uzak durun. HPV aşılarından uzak durun.
MS, ALS ve ÇEŞİTLİ NÖROLOJİK HASARLAR ALMAK, KANSER OLMAK, KISIR KALMAK VE HATTA ÖLMEK İSTİYOR MUSUNUZ? BUYRUN HPV AŞI PROGRAMLARI BEDAVA! Bildiğiniz gibi İBB, 2024 Mayıs ayından itibaren 9-26 yaş aralığındaki insanlara “ücretsiz” bir şekilde uygulanacak HPV aşılama programını başlattı. Öncelikle şunu bilelim ki, “ücretsiz” diye tanıtılsa da aşılama programları ücretsiz değildir. İlaç şirketlerinden satın alınan her bir flakonun bir ücreti vardır. Sağlık Bakanlığı tarafından buna özel bir bütçe ayrılır. Yani vergilerinizden ayrılır, gizli el gibi kesenizden eksiltir. Çok daha kötüsü, kısa veya uzun vadede sağlığınızdan eksiltir. Aşılar ücretsiz/bedava değildir; vergi, sağlık ve hatta can kaybıyla ödeme yapılır. Ve insanları her anlamda soymak için önce bir “salgın” martavalına ihtiyaçları vardır. Önce HPV yayılıyor diye propaganda yaptılar. Genital bölgesinde bir – iki siğil gören SMEAR testi (sürüntü alınan çubukta “etilen oksit” gibi son derece kanserojen bir madde yer alır) olmaya koştu ve alınan sürüntü ile siğillerin altında yatan esas neden/toksisite maruziyeti göz ardı edilerek HPV pozitifler artırıldı. Bir salgın propagandası, böylece gerçek bir test salgınına dönüştü, en azından böyle lanse ettiler. Bu pozitiflerin “tedavi” bazında bir anlamının olmadığını da belirtelim zira cilt lezyonlarını yakma, lazere tutma vb. işlemler dışında esas nedeni tedavi etmediklerini “HPV’nin kesin ve özel bir tedavisi yoktur” diyerek belirtmiş olurlar. Zira uzun zamandır SMEAR testine davetteki amaç da tedavi değil, “HPV hızla yayılıyor” propagandasının elini güçlendirmek ve nihayetinde “HPV’den ve onun sebep olacağı rahim ağzı kanserinden korunma” palavrasıyla aşı programını başlatmaktı. “Fenomen” diye servis edilen boş beleş tipler, “HPV aşımı olmaya gidiyorum” diye özellikle genç kızları aşılanmaya davet etti. “Viral reklam” taktikleriyle, “sevgilim HPV aşısı hediye etti” başlıklarıyla atılan, apaçık aşı pazarlayan gönderiler Twitter ortamında milyonlarca görüntülenme aldı. Siyasiler, doktorlar, ünlüler, sosyal medya trolleri MERCK’in sirkinde rol alan çeşitli şaklabanlar, sihirbazlar, cambazlar vb. takımıydı sanki. Özellikle kız çocuklarına ve genç kızlara yönelikti bu gösteriler. Ve hâlâ devam ediyor. MERCK’in Gardasil zehirleri, kısa ya da uzun vade ortaya çıkması çok muhtemel olan nörodejeneratif rahatsızlıklar, otoimmün hastalıklar, kanser, kısırlık gibi çok ağır aşı sakatlanma riskleri anlatılmadan insanlara basılıyor. Ben şimdi İBB’ye aşağıda sıralayacağım senetler için “siz bunları bilmiyor muydunuz? Hiç mi bu aşıların tehlikelerini sorgulamadınız, araştırmadınız?” diye sormayacağım. Zira bu soru, benzetme yaparsam bence, mermi dolu bir tabancayla adam öldürmeye teşebbüs eden birine, “sen bu silahın o insanı sakat bırakacağı ya da öldüreceği tehlikesini bilmiyor muydun?” gibi bir soruyla denk düşer ve dolayısıyla tamamen abesle iştigal olur. Bu sebeple muhatabım aşı olmayı düşünen ama henüz aşı almamış insanlar olacak. Bakın bey – hanım arkadaşlarım, 9 yaş üstü evladı olan anne – babalar, bakın MERCK kendi dokümanlarında bu aşıların alımı sonrası sayısız insanda görülen raporlanan hasarları (ölüm de dahil) duyurmak zorunda kaldı: - Kan ve lenfatik sistem bozuklukları: Otoimmün hemolitik anemi, idiyopatik trombositopenik purpura, lenfadenopati. - Solunum, göğüs bozuklukları ve mediastinal bozukluklar: Pulmoner emboli. - Gastrointestinal bozukluklar: Bulantı, pankreatit, kusma. - Genel bozukluklar ve uygulama bölgesine ilişkin hastalıklar: Asteni, titreme, ÖLÜM, yorgunluk, halsizlik. - Bağışıklık sistemi bozuklukları: Otoimmün hastalıklar, aşırı duyarlılık reaksiyonları anafilaktik/anafilaktoid reaksiyonlar, bronkospazm ve ürtiker. - Kas-iskelet sistemi ve bağ dokusu bozuklukları: Artralji, miyalji. - Sinir sistemi bozuklukları: Akut dissemine ensefalomiyelit, baş dönmesi, Guillain-Barré sendromu, baş ağrısı, motor nöron hastalığı, felç, nöbetler, senkop (tonik-klonik hareketler ve diğer nöbet benzeri aktivitelerle ilişkili senkop dahil) bazen yaralanmayla birlikte düşmeyle sonuçlanan enine miyelit. - İstilalar: Selülit. - Vasküler bozukluklar: Derin ven trombozu. merck.com/product/usa/pi_cir… MERCK bunları duyurmak zorunda kaldı çünkü 2006 – 2007 ile piyasaya sürdüğü Gardasil ile yürütülen HPV aşı programlarından sonra yaşanan yaralanmalar, sakatlanmalar ve ölümler aşılama sonrası yaşandığı için “tipik”ti ve dolayısıyla “aşılamaya bağlı” olarak görülmesi işten değildi. Elbette yine de bu ürünün satışlarının devam edebilmesi ve ticari bir kayıp almamak için MERCK, Gardasil’in genel olarak sözde HPV’nin sebep olduğu birçok sağlık riskini önlediği ısrarında bulunarak, son derece aldatıcı, manipülatif söylemlere sarıldı. Klinik güvenlilik çalışmalarından elde edilen veriler, Gardasil aşısının sebep olduğu sağlık hasarı ve ölüm oranlarının, “koruduğunu” iddia ettikleri hastalıkların ölüm oranlarından yüksek çıktığını kanıtlıyor. JAMA'da yayınlanan bir makalede Slade ve ark. (2009), 1 Haziran 2006'dan itibaren 31 Aralık 2008'e dek ABD Aşı Olumsuz Olay Raporlama Sistemine (VAERS) bildirilen “12.424” raporu üzerinde incelemede bulunuyor. Gardasil alımını takiben advers reaksiyon, bunların arasında 772'si (%6,2) çok ciddiydi ve 32'si ölümle sonuçlandı. Dağıtılan 100.000 aşı dozu başına 53,9 raporluk genel raporlama oranı göz önüne alındığında, tahmini oran Gardasil'den bildirilen ciddi advers olayların oranı dağıtılan 100.000 dozda %3,34'tür. jamanetwork.com/journals/jam… Bu oran ABD'de rahim ağzı kanserinden ölüm oranı olarak gösterilen 100.000 kadında %2,2'e kıyasla çok daha yüksektir. seer.cancer.gov/statfacts/ht… Avustralya'da 2007 yılında (Gardasil piyasaya çıktıktan hemen sonra) 100.000 kişide %7,3 oranında yıllık olumsuz ilaç reaksiyonu oranı bildirildi. Bu oran 2003 yılından bu yana en yüksek oran olup, 2006 yılına göre artışı temsil etmektedir. Avustralya Sağlık ve Yaşlanma Bakanlığı'nın İlaç Yan Etkileri Sistemi veri tabanının analizine göre, bu artışın "tamamen" Nisan 2007'de genç kadınlara yönelik üç dozluk HPV aşılama programının ülke çapında uygulanmasının ardından gelen raporlara bağlı olduğu; o yıl bildirilen 1.538 ilaç yan etkisinin 705'inin Gardasil aşısından kaynaklandığı belirtiliyor. www1.health.gov.au/internet/… HPV aşıların tüm bunlara nasıl neden olduğunu bilmek ister misiniz? 1- Alüminyum Toksisitesi CERVARIX - 0.5ml doz başına 500mcg GARDASIL Quadrivalent - 0.5ml doz başına 225mcg GARDASIL 9 - 0.5ml doz başına 500mcg GARDASIL 2 - 0.5ml doz başına 500mcg alüminyum içerir. Ayrıca Polisorbat 80 ve Sodyum Borat içeriklerinin miktarını da görebilirsiniz: ema.europa.eu/en/documents/a… İnsanlara söylemedikleri bir gerçek vardır ki oral yolla alınan alüminyum ile kas içinden doğrudan sistemik dolaşıma giren alüminyumun toksisite tehlikesinin tamamen farklı olacağıdır. Aşıların alüminyum içeriğini masumane göstermek için genellikle “yediğimiz içtiğimiz gıdalarda da eser miktarda yer alabilirler” gibi bir savunmaya girişirler. Oysa sindirim yoluyla emilen alüminyum çözünmüş iyonik formdadır ve bu da böbrekler aracılığıyla hızla vücuttan uzaklaştırılabilir. Aşılardaki alüminyum adjuvan iyonik maddelerde çözünmeyen nanopartiküller formundadır ve vücuttan atılması neredeyse imkansızdır. Aşı savunucuları aşının güvenli olduğunu iddia etmek için neden bu tip ağır metallerin oral alımıyla pek de büyük bir sıkıntı yaşanmayacağını söylüyor ve sadece oral yolla alımı araştırmalarına başvuruyor? Çünkü alüminyumun doğrudan kan dolaşımına enjekte etmenin güvenli olduğunu gösteren hiçbir çalışmaları yok! vaccinepapers.org/debunking-… Alüminyum aşılarla birlikte enjekte edildiği takdirde kan – beyin bariyerini aşar ve sayısız nörolojik hasara sebebiyet verir. Bu çalışmayı başucu edinmelisiniz. Bakın ne deniyor: "Farklı beyinlere translokasyonlarının ardından nanomateryaller (alüminyum vb.) beyinde birikmeye başlar. Bu aşırı ve uzun süreli birikim nedeniyle nöronal dokularla etkileşim ile nanomateryaller orta ila ciddi nörotoksisitenin gelişmesine yol açabilecek nörodejeneratif bozukluklar meydana getirir. (örn. Alzheimer hastalıkları, Parkinson hastalığı, motor nöron hastalığı, spinal müsküler atrofi yani SMA vb.) Özet: pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3313… Tam versiyonu: drive.google.com/file/d/1u20… “Alüminyum adjuvanlar 'zararsız tuzlar' değil! Aşıların ‘iyi niyetli’ bileşenleri olmaktan kesinlikle çok uzaklar.” aacijournal.biomedcentral.co… “Çok sayıda bağımsız araştırma ve çalışma aşı ile gelen alüminyumun biyolojik fonksiyonları önemli derece etkilediğine ve nörodejeneratif ve otoimmün hastalıklara sebebiyet vereceğine dair güvenilir kanıtlar sunmaktadır.” researchgate.net/publication… “Hem hayvanlarda hem de insanlarda alüminyum zehirlenmesinin yaygın semptomları şunları içerir: ilerleyici demans, öğrenme görevlerinde performansta azalma, konuşma bozuklukları, psiko-motor kontrol kaybı, seğirmeler, titremeler, nöbetler, davranış değişiklikleri (paranoya, kafa karışıklığı, psikoz), ektrem sağlık sorunları ve ölüm.” researchgate.net/publication… “Dikkat çekici bir şekilde, son araştırmalar alüminyumun benzer seviyelerde olduğunu göstermektedir. Aşılarda rutin olarak bulunan alüminyumlar motor nöronların ölümüne neden olabilir ve beyinde bozulmalara neden olabilir. Yapılan deneylerde farelerde motor fonksiyon ve uzaysal hafıza kapasitesinde ciddi azalmalar tespit edildi.” pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1974… Yukarıdaki deneysel verilerle tutarlı olarak, bir dizi nörodejeneratif komplikasyon ve hastalık, Alzheimer, Parkinson hastalığı, Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), Multipl skleroz (MS), Körfez Savaşı Sendromu (GWS), SMA, otizm ve epilepsi alüminyuma maruz kalmayla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca Gardasil HPV aşısı ile aşılama sonrasında motor nöron hastalığı ve multipl skleroz (MS) vakaları rapor edilmiştir. medscape.com/viewarticle/711… “Patolojik özellikler klinik tablo ile aşılama arasındaki zamansal ilişkiyi desteklemektedir… …Hastamız 2 ay sonra semptomları başlayan 3 doz Gardasil aldı. Agresif immünsüpresyon tedavisine rağmen zayıflığı aralıksız ilerledi ve zayıflığının başlamasından 21 ay sonra solunum yetmezliğinden öldü." 2- Sodyum Borat Toksisitesi Gardasil aşıları, sodyum borat (70 ug/mL) içerir. Ulusal Sağlık Enstitüleri Tıp Kütüphanesi 2005 tarihli listesine göre artık yüksek toksisitesi nedeniyle tıbbi ürünlerde yaygın olarak kullanılmamaktadır. Sodyum borat zehirlenmesinin belirtileri şunlardır: Çöküş, nöbetler, koma, ölüm, kas spazmları, donukluk, uyuşukluk, dolaşım depresyonu, merkezi sinir sistemi depresyonu, böbrek hasarı, bulantı, kusma, ishal, ateş, düşük kan basıncı… medlineplus.gov/ency/article… Ayrıca, 2010’da Avrupa Diagnostik Üretim Birliği (EDMA) toplantısında, Yüksek Önem Arz Eden Madde (SVHC) aday listesine birkaç yeni ekleme yapıldı. Kimyasallar Yönetmeliği 2007'nin (REACH) Kaydı, Değerlendirilmesi, Yetkilendirilmesi ve Kısıtlanması tartışıldı REACH'in bir parçası olarak tamamlanan kayıt ve incelemeye sodyum tetraborat aşırı toksik madde olarak eklendi. echa.europa.eu/documents/%20… Ama sodyum borat, MERCK’in Gardasil aşısında, 70 mcg gibi bir ölçüde, doğrudan kan dolaşımına enjekte edilmek üzere yer alıyor. Neden? Gardasil aşılarının pazarlaması sonrası gözetim verileri, Gardasil aşılaması sonrası aşağıdaki olumsuz olayların yaygın bir modelinin olduğunu göstermektedir: Gardasil aldıktan sonra reaksiyonlar: ani bayılma, bayılma, nöbetler, pulmoner emboli, nefes almada zorluk, felç, kas spazmları, hafıza kaybı, kafa karışıklığı, konuşma bozuklukları, davranış değişiklikleri, yorgunluk, göğüs ağrısı, aritmiler, kusma ve ishal, baş dönmesi, baş ağrıları, mide bulantısı, üst solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının artması, görme sorunları, ışığa aşırı duyarlılık sinirlilik, depresyon ve adet döngüsündeki değişiklikler. 3- Polisorbat 80 Toksisitesi Gardasil aşıları, ani hasarlara neden olduğundan şüphelenilen iyonik olmayan bir deterjan olan polisorbat 80 (100 ug/mL) içerir. Bilinç kaybı, aritmiler, göğüs ağrısı, bulantı, baş ağrıları, kusma ve ishal, baş dönmesi, kafa karışıklığı, solunum düzensizlikleri gibi pek çok sağlık sorunundan sorumludurlar. Bu çalışma polisorbat 80'in klinik olarak anlamlı konsantrasyonlarda (10-30 ug/mL) -Düşünün ki Gardasil'deki miktardan 10-3X daha az olmasına rağmen- in vitro koşullar altında hidrojen peroksitin sitotoksisitesini artırdığını göstermektedir. Sonuçlar polisorbat 80'in hücrelerin oksidatif strese duyarlılığını artırabileceğini göstermektedir. pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1559… Tamamı: sci-hub.se/10.1016/j.tox.200… Polisorbat 80, yapılan birçok çalışmada belirtildiği gibi doğurganlığı da etkileyebilir. “Neonatal dişi sıçanlar doğumdan sonraki 4 ila 7. günlerde polisorbat 80'e (ticari adı Tween 80) maruz bırakıldı. Polisorbat 80 bu sıçanlarda olgunlaşmayı hızlandırdı, östrus döngüsünü uzattı ve kalıcı vajinal östrus görüldü. Rahim ve yumurtalıkların bağıl ağırlığı azaldı. Uterusun epitelyal astarının skuamöz hücre metaplazisi ve rahimdeki sitolojik değişiklikler kronik östrojenik uyarının göstergesiydi. Yumurtalıklar yoktu, corpora lutea ve dejeneratif foliküllere sahipti.” sci-hub.se/10.1016/0278-6915… Plisorbat 80 gibi iyonik olmayan yüzey aktif maddelerin biyolojik sistemlerde kullanılması ilaç dağıtımına yardımcı olur (ilaçlar daha biyolojik olarak kullanılabilir) çünkü hücre zarlarına nüfuz etme etkisine sahiptir. Ancak, Polisorbat 80, bir ilacı biyolojik olarak daha kullanışlı hale getirmenin yanı sıra, potansiyel olarak toksik hale de getirebilir ve getiriyor da. Sodyum borat ve alüminyum gibi bileşenler de biyolojik olarak daha kolay kullanılabilir, dolayısıyla etkili bir şekilde tek doz uygulanmasıyla bile bunlarla ilişkili olan toksisite eşik seviyelerini düşürebilir. Daha basit ifadesiyle polisorbat 80, kendisi de bir toksisiteye sebep olmakla birlikte diğer toksik malzemelerin hücreye nüfuz etmesini kolaylaştırır ve toksisite yükünü artırır. Üç potansiyel toksik bileşiğin (alüminyum, sodyum borat ve polisorbat 80) hayvanlara veya insanlara enjeksiyon yoluyla birlikte uygulanmasının sistemik etkilerini, güvenilirliğini değerlendirmeye yönelik çalışmalar şimdiye dek hiçbir zaman yapılmadı! Bağımsız kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmiş tek bir çalışma yoktur ki MERCK’in bu aşılarının güvenli olduğunu belirtebilsin! MERCK ürünlerinin testini yine kendisi yapıyor ve FDA önüne konulan test sonuçlarını onaylıyor. Bugün dünya çapında 9-26 yaş arası özellikle kızlar Gardasil aşılama yoluyla bir deneye tabi tutuluyor. Sayısız insan aşılanma akabinde aşı yaralanmalarıyle boğuşuyor ve can veriyor. "Gardasil, tüm zamanların en büyük tıbbi skandalı haline gelecektir, çünkü bir noktada, kanıtlar, bu aşının rahim ağzı kanserine kesinlikle hiçbir etkisi olmadığını ve hayatları mahveden, hatta öldüren çok sayıdaki olumsuz etkisinin, üreticilerine kar sağlamaktan başka bir amaca hizmet etmediğini kanıtlayacak şekilde bir araya gelecektir." - Dr Bernard Dalbergue Bernard Dalbergue bunu Gardasil aşıları piyasaya çıktıktan kısa bir zaman sonra söylemişti. Tüm kanıtlar, kendisini artık doğruluyor. Tüm bu kanıtlar, sadece HPV aşılarının değil, bebeklik ve çocukluk aşıları da dahil tüm aşıların tehlikelerini de ortaya koymaktadır. Şimdi size soruyorum, tüm bu kanıtlara rağmen hâlâ o zehirleri kan dolaşımınıza almak istiyor musunuz? Anne ve babalar, bebeğinizin ve çocuğunuzun sağlığını ve hayatını, ilaç şirketlerinin menfaatine değişmek istiyor musunuz? Onlar kazanırken, siz her anlamda kaybetmek istiyor musunuz? Tüm bu kanıtlara rağmen... Tercih sizin…
49
421
39
1,073
188,866
Antisemitizm suç değildir.
Antisemitizm suç değildir..
9
65
16
439
28,870
Gül Temel retweeted
CIA, MOSSAD, SVR vs. hepsi Ivermectin'in kanseri iyileştirdiğini gizliyor hepsi(!) Fakat öyle salaklar ki, Clinton, Bill & Melinda Gates Vakfı, WEF'in vs. yazarlar satın alıp pardon fonlayıp bunlara Ivermectin'in kanseri iyileştirdiğine yönelik makaleler hazırlattıklarını bilmiyorlar(!) Bu minik ayrıntı şöyle dursun; Hah neyse ki, Barlas ifşa etti, ondan önce Kurnaz ifşa etti(!) Şimdi CIA düşünsün, MOSSAD düşünsün(!) Kanser hastaları için büyük umut oldular(!) ... Allah bunların bin belasını versin! Covid aşılarıyla nice insanı kanser ettiler, şimdi kanserojenin ta kendisi Ivermectin'i çare diye bu zavallı insanlara sunuyorlar! Kanser nedir diye soracak olsak, "Epstein çetesi"nin klasik "somatik mutasyon" palavrasını sıkar hatta şimdilerin aptallık ötesi, cehaletin dibi parazit hikayesine başvururlar. Otto Warburg'dan bihaberler. Parazit nedir diye soracak olsak, parazitolojinin daha üzerine tek bir bilimsel kanıt sunamadığı, varlığını hiçbir zaman gösteremediği "parazit yumurtası" yalanını, yine parazitolojinin tek bir parazitin tek bir canlı & sağlıklı hücreye zarar verdiğini gösteremediği hâlde başvurduğu "parazit bulaşı" efsanesini papağan gibi tekrarlayacaklar. Somatidlerin bakterilere, bakterilerin gerektiği zaman/vücutta toksisite olağandışı şekilde artışa geçtiğinde parazitlere dönüşerek toksisiteyle mücadeleye giriştiğini ve hatta bu mücadeleye kan hücrelerinin dahi eşlik ettiği gerçeğinden bihaberler. Edward Lawrie'nin, Gaston Naessens'in, Robert Young'ın ve daha nice araştırmacının kan hücrelerinin ve mikropların vücudun pleomorfizm yeteneğini kullandığını gösteren muhteşem kanıtlar sunduğundan bihaberler. Parazitlerin dışarıdan gelmediğinden, Parazit bulaşı diye bir şeyin olmadığından, Parazitleri insan ve hayvan vücudunun kendisinin ürettiğinden ve bunun, insan ve hayvan vücuduna, kendisini daima sağlıklı tutması adına ÜSTÜN TASARIMCI tarafından bahşedilen, MÜKEMMEL BİR YETENEK olduğundan bihaberler. Dolayısıyla parazitleri hedef almanın/parazitlere savaş açmanın insanın kendi hücrelerine ve mikrobiyotasına savaş açmak demek olduğundan bihaberler. Ivermectin'in pestisit grubundan bir böcek ilacı olduğundan bihaberler. Ivermectin'in daha hayvan kullamına açılmadan önce, değil oral yolla alımının, temasının dahi tehlikeli, bu maddenin son derece toksik olduğunu gösteren farmakokinetik çalışmalardan bihaberler. Ivermectin'in bağımsız çalışmalarla ortaya konulmuş sayısız sağlık hasarlarından/yıkımlarından bihaberler. Ivermectin'in şimdiye dek üretilmiş EN ŞİDDETLİ KISIRLIK TOKSİNİ olduğundan bihaberler. Ivermectin'in arkasında WEF'in, DSÖ'ün, Bill & Melinda Gatez Vakfı'nın yani aslında "Epstein çetesi"nin olduğundan bihaberler. Ve, Ivermectin'in sözde faydalarını anlatan tüm yayınların "Epstein çetesi" tarafından yaptırıldığından bihaberler. Olabilecek en iyi niyetle "bihaberler" diyorum ama, birçoğunun, önemli çoğunluğunun görevli, kasıtlı hainler olduğunu da çok iyi biliyorum. Bilimsiz, kara cahil ahmaklar! Vicdansız, insafsız zalimler! "Ivermectin 2030 Hedefi"/kısırlaştırma projesi/nüfus kontrolüne nasıl da hizmet ediyorlar! Biri bitiyor biri başlıyor. Her gün mutlaka biri Ivermectin pazarlıyor. Aldatıyorlar insanları, Zehirliyorlar insanları... Allah bunların bin belasını versin!
23
60
6
173
14,158
ÇOK ÖNEMLİ BİR YAZI İvermektin şerefsizliğini anlamak için, size nasıl bir tuzak kurulduğunu anlamak için mutlaka okuyun, çevrenize de haber verin kurulan bu tuzağı.
CIA, MOSSAD, SVR vs. hepsi Ivermectin'in kanseri iyileştirdiğini gizliyor hepsi(!) Fakat öyle salaklar ki, Clinton, Bill & Melinda Gates Vakfı, WEF'in vs. yazarlar satın alıp pardon fonlayıp bunlara Ivermectin'in kanseri iyileştirdiğine yönelik makaleler hazırlattıklarını bilmiyorlar(!) Bu minik ayrıntı şöyle dursun; Hah neyse ki, Barlas ifşa etti, ondan önce Kurnaz ifşa etti(!) Şimdi CIA düşünsün, MOSSAD düşünsün(!) Kanser hastaları için büyük umut oldular(!) ... Allah bunların bin belasını versin! Covid aşılarıyla nice insanı kanser ettiler, şimdi kanserojenin ta kendisi Ivermectin'i çare diye bu zavallı insanlara sunuyorlar! Kanser nedir diye soracak olsak, "Epstein çetesi"nin klasik "somatik mutasyon" palavrasını sıkar hatta şimdilerin aptallık ötesi, cehaletin dibi parazit hikayesine başvururlar. Otto Warburg'dan bihaberler. Parazit nedir diye soracak olsak, parazitolojinin daha üzerine tek bir bilimsel kanıt sunamadığı, varlığını hiçbir zaman gösteremediği "parazit yumurtası" yalanını, yine parazitolojinin tek bir parazitin tek bir canlı & sağlıklı hücreye zarar verdiğini gösteremediği hâlde başvurduğu "parazit bulaşı" efsanesini papağan gibi tekrarlayacaklar. Somatidlerin bakterilere, bakterilerin gerektiği zaman/vücutta toksisite olağandışı şekilde artışa geçtiğinde parazitlere dönüşerek toksisiteyle mücadeleye giriştiğini ve hatta bu mücadeleye kan hücrelerinin dahi eşlik ettiği gerçeğinden bihaberler. Edward Lawrie'nin, Gaston Naessens'in, Robert Young'ın ve daha nice araştırmacının kan hücrelerinin ve mikropların vücudun pleomorfizm yeteneğini kullandığını gösteren muhteşem kanıtlar sunduğundan bihaberler. Parazitlerin dışarıdan gelmediğinden, Parazit bulaşı diye bir şeyin olmadığından, Parazitleri insan ve hayvan vücudunun kendisinin ürettiğinden ve bunun, insan ve hayvan vücuduna, kendisini daima sağlıklı tutması adına ÜSTÜN TASARIMCI tarafından bahşedilen, MÜKEMMEL BİR YETENEK olduğundan bihaberler. Dolayısıyla parazitleri hedef almanın/parazitlere savaş açmanın insanın kendi hücrelerine ve mikrobiyotasına savaş açmak demek olduğundan bihaberler. Ivermectin'in pestisit grubundan bir böcek ilacı olduğundan bihaberler. Ivermectin'in daha hayvan kullamına açılmadan önce, değil oral yolla alımının, temasının dahi tehlikeli, bu maddenin son derece toksik olduğunu gösteren farmakokinetik çalışmalardan bihaberler. Ivermectin'in bağımsız çalışmalarla ortaya konulmuş sayısız sağlık hasarlarından/yıkımlarından bihaberler. Ivermectin'in şimdiye dek üretilmiş EN ŞİDDETLİ KISIRLIK TOKSİNİ olduğundan bihaberler. Ivermectin'in arkasında WEF'in, DSÖ'ün, Bill & Melinda Gatez Vakfı'nın yani aslında "Epstein çetesi"nin olduğundan bihaberler. Ve, Ivermectin'in sözde faydalarını anlatan tüm yayınların "Epstein çetesi" tarafından yaptırıldığından bihaberler. Olabilecek en iyi niyetle "bihaberler" diyorum ama, birçoğunun, önemli çoğunluğunun görevli, kasıtlı hainler olduğunu da çok iyi biliyorum. Bilimsiz, kara cahil ahmaklar! Vicdansız, insafsız zalimler! "Ivermectin 2030 Hedefi"/kısırlaştırma projesi/nüfus kontrolüne nasıl da hizmet ediyorlar! Biri bitiyor biri başlıyor. Her gün mutlaka biri Ivermectin pazarlıyor. Aldatıyorlar insanları, Zehirliyorlar insanları... Allah bunların bin belasını versin!
20
1
49
4,603
ARTIK YETER! Bu ve bunun gibi Ivermectin üreticilerinin saha pazarlamacısı gibi hareket edenlere kanarak Ivermectin kullanan insanlara sesleniyorum: Ivermectin kullandıktan sonra yaşadığınız sağlık problemleri, eğer ki Ivermectin kullanımı sonrası raporlanan olumsuz vaka listesinde (en hafifinden alerjik reaksiyonlardan, üreme problemlerine, kısırlığa, çok çeşitli nörodejeneratif rahatsızlıklara dek) yer alıyorsa şayet, bir an bile düşünmeyin ve bu kişiler hakkında maddi ve manevi tazminat davası açın! Doktoru, gazetecisi, yazarı ya da herhangi bir trol hesaptan Ivermectin güzellemesi yapmış olsun, hiç fark etmez, davanızı açın! Önünüze Ivermectin'in tek bir olumlu sağlık etkisini gösterebilecek bağımsız, gerçek tek bir kanıt koyamadan size bu zehirleri aldıranların ödeyeceği/ödemeye zorlanacağı dünyevi hiçbir paye sizin zararınızı karşılamaya yetmese de, bu girişiminiz mutlaka birçok hayat kurtaracak, en önemlisi de WEF 2030 Ivermectin Hedefinin olması gerektiği gibi önünü kesecektir. Davanızı açın ve bakalım kaçı Ivermectin üreticileri tarafından finanse ediliyor, insanların sağlığını ve hayatını üç kuruş karşılığında, bu üreticilerin menfaatine değiş tokuş ediyor. Türk Milletine nasıl bir ihanet içindeler, nasıl büyük bir ihanet içindeler anlaşılsın! Çok uzun zamandır, ben ve Ivermectin zehrinin tehlikelerini araştıran arkadaşlar olarak bizler, Ivermectin'in sayısız sağlık tehdidini yine sayısız BAĞIMSIZ (özellikle buna vurgu yapıyorum) bilimsel çalışma eşliğinde ortaya koyduk. Hiçbiriyle ilgilenmediler! Ivermectin güzellemesi yapan yabancı doktorların, "uzman" kılıklıların Clinton, Bill & Melinda Gates Vakfı gibi vakıfların doğrudan üyesi ya da bağlantıları olduğunu ortaya koyduk. Ivermectin'in arkasında WEF'in, DSÖ'nün ve yine doğrudan Gates'in yani aslında "Epstein çetesi"nin ta kendisinin olduğunu ortaya koyduk. Yüz çevirdiler! Defaatle uyardık, uyardık, uyardık... Asla dinlemediler! Ve kendisine verilen görevi yerine getirmek adına inatçı, azimli, hevesli sadık birer emir erleri gibi bu millete Ivermectin pazarlamaya devam ettiler. Clinton Vakfı üyesi Kathleen Ruddy şarlatanından, William Makis sahtekarına, WEF üyesi oyuncu Mel Gibson'a (o kadar düştüler) kadar referans ettiler. -Alıntıladığım zat gibiler artık CIA gibi PSYOP (psikolojik operasyon) membaı bir kurumu dahi referans etme noktasına ulaşmış.- Nerede çıkar gruplarının müdahalesine uğramış ya da doğrudan talimatla hazırlanmış, sonuçları manipüle edilmiş, sözde bilimsel çalışmaları bulup buluşturup "Ivermectin kansere çare", "Ivermectin uyuza çare" vs. diye servis ettiler. Yani sığındıkları hep "Epstein çetesi" ve bu çetenin "bilim" maskesine bürünmüş propagandaları, ideolojisi oldu! Bu kadar kolay mı? Nasıl, nasıl insanların sağlığıyla ve hayatıyla bu kadar kolay, bu kadar rahatça oynabilirler? Aralarından birçoğu kasıtlı olmayabilir; hiç mi düşünmezler, hiç mi araştırmazlar; şurada tek bir insanın dahi Ivermectin kullanmasına sebep olsalar bu onlara bu dünya ve eğer inanıyorlarsa Yargı Günü'ne, boyunlarına dolanacak büyük bir vebal olarak yeter! Bu millete "Epstein çetesi"nin ürettiği, özellikle ki en güçlü kısırlık toksini olan Ivermectin zehrini pazarlamanın hesabı sorulur, er ya da geç... Yanlarına kalmaz. Yanlarına kalmaz, "Epstein çetesi"nin 2030 Ivermectin Hedefi/kısırlaştırma projesine bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmenin bedeli! Bu yazı dizisinde Ivermectin zehrinin hayvanlar üzerindeki deneylerle ortaya konulmuş kısırlık etkisine; insan kullanımına açılma tarihçesi, arkasında yer alanların, belirttiğim gibi "Epstein çetesi" olduğunu net bir şekilde gösteren çok sayıda kanıt bulacaksınız: teapawt.org/gulltemel/status/18436… Ve yakın zamanda büyük bir Ivermectin dosyası paylaşacağım ki bu zehrin başta üreme sıkıntılarından gastrointestinal sıkıntılara ve nörolojik sorunlara nasıl yol açtığı BAĞIMSIZ çalışmalarla, herkes için, şüpheye zerre yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olacak. O çalışmalardan birini bu yazıda paylaşmak istiyorum: Avermectinler (Ivermectin dahil) üzerine toksisite etkileri: nörotoksisite, üreme toksisitesi, testis/ovaryum etkileri, sperm azalması, hormon değişiklikleri, hemoraji, dejenerasyon... "Üreme Toksisitesi (Reproductive Toxicity)" bölümünden: "Avermectinler kan - testis bariyerini geçerek seminifer tübüllerin germ hücrelerine ulaşır ve sonuçta sperm sayısının azalmasına neden olan azalmış bir meiotik indekse neden olur. Avermectinlerin özellikle beyin ve testisleri hedeflemesi, CİNSEL DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİKLERİNİN yanı sıra bozulmuş hormon üretimine de neden olur." mdpi.com/1424-8247/15/3/332 Atrazin üzerine yapılan hayvan deneylerini duydunuz mu? Atrazin denek hayvanlarda cinsel davranış değişikliğine sebep olmuştur. Ivermectin de tıpkı atrazin gibi cinsel davranış değişikliklerine sebep olur. Durun, ben size bunun dümdüz Türkçesini ifade edeyim: Ivermectin erkeklerde eşcinselliği tetikleyebilir! İşte bu milletin erkeklerine pazarladıkları zehir tam olarak budur! Nasıl bir ihanet! Üstelik ne parazitler anlattıkları gibi organizmalardır, ne de kanser anlattıkları gibi bir "hastalık"tır. Lütfen bu bölümü pür dikkat okuyun: Sadece parazitlerin hastalığa sebep olduğu gibi bir iddiayı değil, tüm mikrop teorisi/iddiasını da yerle yeksan edecek denli kanıt gibi kanıtlara sahip bu harika videoyu vaktiniz olduğunda mutlaka izleyin: teapawt.org/DuzGercekler/status/19… Videoda Biyolog Gaston Naessens'in bir kanser hastasının kan hücreleri üzerindeki somatoskop incelemesini/gözlemini Jacinte Levesque izah ediyor. Somatoskop, elektron mikroskobu gibi ölü hücreler üzerinde çalışmak zorunda olmayan, hücrelere hiçbir şekilde zarar vermeden hem hücrelerin hem de somatidlere kadar mikroplardan da küçük yapıların görüntülerini alabilen bir aygıttır. Naessens'in kanser hastasına ait olan kan hücrelerinin somatoskop incelemesinde, bu kan hücrelerinin parazitlere dönüşme anı ayan beyan, canlı olarak gösteriliyor. Kan hücreleri "pleomorfizm" ilkesine uyarak parazit formuna kavuşuyor ve kendisini çevreleyen toksik ortamla baş etmeye çalışıyor. Ve videoda parazitolojiyi kökünden sarsacak bir gerçek ifade ediliyor: "PARAZİTLER DIŞARIDAN GELMİYOR"... "ONLAR HÜCRELERİN FORM DEĞİŞTİRMİŞ HALLERİDİR." Burada gösterilenler, akledenler için muhteşem bir keşiftir. Ve ilginçtir ki henüz 1800'lerde sıtma hastalarının kırmızı kan hücrelerini inceleyen ve bu hücrelerin parazit formunu aldığını fark eden Dr. Edward Lawrie'yi tamamen doğrulamaktadır. Dr. Edward Lawrie, araştırmalarını kaleme aldığı makalelerinin birinde, bir sıtma hastasının kanında gördükleri “parazitler”in tüm gözlem boyunca önce hücre olmaktan bağımsız gibi hareket ettiğini, sonra hücre duvarının belirip tekrar eski formuna döndüğünü, kan hücrelerinin şekil olarak gerçekleştirdiği bu geçişi Laveran’ın “hastalık ajanı” olarak yorumladığını belirtir. online.fliphtml5.com/wompk/b… Yine Dr. Edward Lawrie bir diğer makalesinde kırmızı kan hücreleri üzerine yaptığı inceleme üzerine bu kan hücrelerinin şekil değişikliklerine gittiğini açıklar ve şunları ekler: "Tüm kanıtlar, Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdelerinin’ lökositle yakın ilişkili olan değişmiş kan hücreleri olduğunu ve onlar gibi kanın ürünleri olduğunu göstermektedir." sci-hub.se/10.1016/s0140-673… 94 senesinde Dr. Robert O. Young da günde 100 üniteden fazla insülin alan Tip 1 diyabet hastasının kan hücrelerinin bakteri formuna geçişini yaptığı incelemelerle belgelemiştir. Bu kan hücrelerine ait mikrografları incelerseniz, kan hücrelerinin bakteri ve kamçılı şekildeki "parazit" formuna da geçiş yaptığını görebilirsiniz. drrobertyoung.com/the-valida… Sadece kan hücreleri değil, bakteriler ve diğer çeşitli mikroplar da vücutta toksisite şiddetine göre parazit formuna dönüşebilir. Şimdi tüm bu bilgiler üzerine, parazitlerin insan ve hayvan vücudunda, güçlü toksin yapılarını ve ağır metalleri tüketip "biyoremediasyon" yetenekleriyle bu zararlı yapıları nasıl faydalı yapılar haline getirdiklerini yani tam anlamıyla vücudun şifa ordusu gibi çalıştıklarını gösteren şu çalışmalara mutlaka göz atın: teapawt.org/gulltemel/status/18436… Artık anlamanız gerekir; Parazitler bizim kendi hücrelerimizden, mikroplarımızdan başkası değil! Onlar bizden ayrı organizmalar değil! Parazitleri hastalık nedeni olarak suçlayanların "antiparaziter" olarak pazarladığı Ivermectin'in hedefi de bizden başkası değil! WEF 2030 Ivermectin Hedefinde olan biziz; kısırlaştırılmak istenen, nüfus kontrol projelerinin uygulama alanı doğrudan biziz! Böcek ilacı Ivermectin'in hedefinde böcek olarak gördükleri biziz! BU MİLLETE "EPSTEİN ÇETESİ"NİN IVERMECTİN ZEHRİNİ PAZARLAMAK NASIL BİR İHANET! Ivermectin en çok kanser hastalarına umut olarak sunuluyor değil mi? Kanserin nedeni olarak parazitleri suçluyor, zavallı kanser hastalarını en hassas karınlarından iğfal ediyor; onları tüm mikrobiyotalarını ve hücrelerini yıkıma uğratıp artık sağlıklı bir bedene kavuşmanın neredeyse imkansız olduğu, toksik bir bataklığa sürükledikçe sürüklüyorlar. Kanser nedir, tanımaz bilmez ahmaklar! Parazitlerin kanserle nedensel olarak zerre kadar bir ilgisi, bağlantısı yoktur. Parazitler, kendi hücrelerimiz, kendi mikroplarımız demiştik; öyleyse onlar ancak ortam toksisitesiyle baş etmeye çalışarak kanser hücreleri için bir şifalanma desteği sağlayabilir. Kanser, vücudun asidik ortamda kaldığında ani ölüm gelmemesi için geliştirdiği bir yetenektir. Asidik ortamda hemoglobin hücreye yeterli oksijen taşıyamaz ve oksijensiz kalan hücreler "oksijensiz solunum"a geçmek zorunda kalır ve asitlenme bitene kadar 2 ATP ile düşük enerjide hayatta kalma çabası içine girer. 2 ATP sadece bölünmeye yetecek bir enerjidir. Bu hücreler, bu aşamada sadece fermantasyonda kalabilir. Asidik ortam yerini alkali ortama değiştirirse, pH alkali lehine seyrederse şayet, hücreler oksijene tekrar kavuşur, KREBS ve ETS aşamasına geçerek 38 ATP yani normal enerji seviyesine çıkar. Kanserin tek çözümü vardır o da vücudu hafif alkali ortama çekmektir. ÇÖZÜM ASLA IVERMECTİN ZEHRİ DEĞİLDİR! Yine ve yeniden uyarıyorum; "Epstein çetesi"nin Ivermectin zehrini bu millete yutturmaya çalışan aralarında çokça gafil, çoğunluğunun ise bizzat görevli olduğunu düşündüğüm bu kişilere doğrudan sesleniyorum: Gelin onurlu bir duruş sergileyin ve Türk Milletinden özür dileyin! Bilerek ama bilmeyerek bu milleti, bu milletin düşmanlarının kurduğu büyük tuzaklardan biri olan Ivermectin tuzağına çekmeye çalıştığınız için AF DİLEYİN! Ivermectin aldırdığınız her bir insan için, üreme sisteminin felcine, nörodejeneratif hasarlara ve daha birçok sağlık sorununa sebep olduğunuz her bir insan için çıkın ve ÖZÜR DİLEYİN! Ve şunu bilin; Eğer bunu bugün yapmazsanız, yarın, bedelini, hizmet etmekten inatla vazgeçmediklerinizle birlikte, en ağır şekilde ödemek zorunda kalacaksınız!
unavailable
30
94
14
314
44,727