Uzmanı olduğum bir konu değil ama benim bildiğim Tevrat Torah’ın arapçalaşmış şekli .
Yahudi geleneğinde kutsal kitap Tanakh.
1- Yazılı Torah ( Tevrat yani ilk 5 kitap )
2- Nevi’im (Peygamberler 8 kitap )
3- Ketuvim (Yazılar 11 kitap )
Toplam 24 kitap.
Bir de Talmud denilen sözlü Torah’ı yazılı hale getirilmiş derlemesi var .
1- Mişna (Sözlü geleneğin sistematik derlemesi )
2- Gemara ( Mişna üzerine yapılan tartışmalar, yorumlar vs )
Talmud’un da iki versiyonu var :
Babil Talmudu
Kudüs Talmudu
Bir de yazılı Torah ile sözlü Torah arasında köprü işlevi gören Midraş kolleksiyonu var ( yorum kitapları )
Agada Midraş: Hikayeleştirilmiş, ahlaki ve teolojik açıklamalar.
Halakha Midraş: Hukuki yorumlar.
Umarım doğru biliyorumdur konu bayağı karışık yani 😀
Kuran-ı Kerim’in referans verdiği bazı kıssaların detayları tamamen Tevrat’tan yani ilk 5 kitaptan değil bu diğerlerinden de alıntı yapar.
Ama Tevrat ifadesi geçiyorsa temel olarak Hz. Musa’ya verilen kitabı kasteder.
Dünyanın geri kalanı kitabın İbranice orijinal ismini (Torah) telaffuz ederken, bizim bulunduğumuz coğrafya kelimenin Arapçalaşmış ve İslami literatüre geçmiş versiyonunu (Tevrat) kullanıyor. Türk Yahudileri bile sinagogda veya kendi dini ritüellerinde "Tora" derken, genel Türkçe diyaloglarında mecburen "Tevrat" demek durumunda kalırlar.
Tüm dünya Yahudilerin kitabina Torah derken birileri mikser yapmak için arapça ve bu topraklarda Tevrat diyorlar. Bunu Yahudilerin kendileri kabul etmiyor, Tevrat değil torah diyorlar. Torah ile töre-yasa demek.
İbranice "Torah" kökünden (Y-R-H) bir sürü kelime (öğretmen, talimat, hedef vb.) türerken; Arapça ve Türkçede "Tevrat"tan türeyen HİÇBİR kelime yoktur.
Çünkü dilbilimde Tevrat, Arapça için "Câmid" (donuk, köksüz, kısır) bir kelimedir.
Dünyaya "Torah" dendiğinde insanlar içinden "Öğretmen, Yön, Yasa" kelimelerinin türediği canlı bir anayasa ağacını anlar.
Ancak Müslüman dünyası "Tevrat" dediğinde; fonetiği bükülmüş, içindeki eylem/yasa anlamı buharlaşmış, kökünden hiçbir kelime türetilemeyen, sadece geçmişte kalmış donuk bir kitabın ismini anlar.
Yani Tevrat ve Torah farklıdır, günümüzdeki Torah, Tevrat değildir.
Yaptığın kuranda'ki yahudi tanimina uygun , kelimeleri harflerin yerini değistirip eğip, bükmek tam " yahudi " işidir. Yaptiğinda bu. İnsanları kandirmak
Bu benimde ilgimi çeken bir film olmuştu.
( George Ivanovich Gurdjieff’in All and Everything üçlemesinin ikinci cildinin uyarlaması )
Genç Gurdjieff, çok kültürlü sınır bölgesinde büyür. Babası (bir ozan) ve çevresindeki din adamları, bilimle uğraşanlar onu etkiler ama hiçbiri onu tatmin etmez.
Bilim bir şeyi, din başka bir şeyi doğrular ama ikisi de eksik gelir. İçinde bir şey eksik duygusu, başka bir hayat çağrısı vardır.
Arkadaşları ile birlikte gizli bilginin peşine düşer.
Antik kardeşlikler, Sarmoung Kardeşliği’ne ait olduğu iddia edilen parşömenler, Orta Asya, Gobi Çölü, Himalayalar…
Gurdjieff’in temel iddiası şu :
İnsanlar normalde uyanık uyku halinde yaşar. Mekanik, alışkanlıkla, değişen “ben”lerden (farklı düşünce, duygu, dürtü) oluşan bir makine gibi işlerler.
Gerçek bir sürekli “ben” yoktur.
Sadece rüyada olduğumuzu sanırız. Uyanış, bilinçli çaba, uzun süreli kendini gözlemleme ve kendini hatırlama ile mümkündür.
Temel olarak bilinen çoğu öğretinin ana teması yani.
Bir de Babıaziz’i severim. Özellikle bu sahneyi.
teapawt.org/lvnsvm/status/19414815…
Bu arada Muhammet bey sayesinde farkettim . Bu hesap bayağı güzel . İlgili olanların takip etmesini öneririm.
teapawt.org/paradisocinema_?s=11
Sadece kafama takılan tarihi bir geçişkenliği merak edip Pers tarihine şöyle bir bakayım derken kendimi bulduğum yer 😀
Aslında kafamdaki bir çok soru aynı yer ve döneme ait ama bu kitapta da cevapları bulacağımı tahmin etmiyorum.
Malesef tarih açısından karanlık bir bölge ve dönem ( yazılı kaynak eksikliğinden )
Umarım yakın zamanlarda yeni arkeolojik , antropolojik gelişmeler olur.
İş Bankasının bu serisi çok güzel . Yavaş yavaş topluyorum hepsini 😀
Konu açılmışken farklı seviyelerde bir kaç Mesnevi önerisi yapayım dedim.
Direkt şunu öneririm diyemeyeceğim . Her biri farklı bir tat farklı bir doku 😀
Son dönemlerde kafayı taktığım 😀 Antik Pers - Yunan tarihi kitaplarının dördüncüsüne başladım .
( Öncekiler Persler - Büyük Krallar Çağı Llyod Llewllyn / Sasaniler - Touraj Daryaee
/ Anabasis - Ksenophon )
Kitap hakkındaki bilgiler şöyle :
Pers kaynaklarını (yazıtlar, arkeoloji, sikkeler) ön plana çıkarıyor, Yunan - Roma merkezli önyargıları dengeleyen “Yakın Doğu perspektifi” sunuyor.
Kaynak değerlendirmesi, Part ve Sâsânî dönemlerinin kapsanması, bibliyografya ve metodolojik yaklaşım övülüyor.
Akademisyenler tarafından da standart bir giriş ve referans olarak tavsiye ediliyor.
Eleştirilen kısım bu çeviri . Son dönemlerde diğer çeviri kitaplarda sık sık rastladığım gibi Türkçe çeviri burada da çok eleştirilmiş.
Orjinalini okuyamayacağım için yapacak bir şey yok 🤓
Ksenophon'un kendi katıldığı seferin anlatısı.
Yaklaşık 10.000 Yunan paralı askerinin Pers topraklarının derinliklerinde mahsur kalıp evlerine dönme çabası.
Kyros’un , kardeşi II. Artaxerxes'le savaşmak için bir nevi kandırarak ( savaşın asıl amacını en başta söylemiyor ) paralı asker olarak kiraladığı Yunan birliğinin Kyros’un yenilgisi sonucunda çok uzun ve maceralı bir şekilde evlerine dönüş hikayesi.
Oldukça enterasan anlatımlar var .
Savaşa savaşa geri dönerlerken bir de Trabzon’da deli balın hışmına uğramışlar 😀
Aslında bir kurgu roman ama aynı zamanda tarih kitabı sayılabilir.
Fransız Devrimi’ni (özellikle 1775–1793 arası) Londra ve Paris arasındaki karşıtlık üzerinden anlatıyor.
Fransız Devrimi ile sonuçlanan sosyal koşulları (aristokratların köylüleri ezmesi, Bastille’deki keyfi hapsetmeler), Bastille’in basılması (1789), Eylül Katliamları ve Terör Dönemi (Reign of Terror) .
Hepsi var kitapta.
Sanırım bize anlatmak istediği Paris’teki şiddet ve intikam döngüsü ile Londra’daki görece düzenli hayat karşılaştırması.
Şahsi fikrim bunu ne aristokrasi yanlısı ne de ihtilal karşıtı olarak yapmıyor.
Roman bence kısmen dönem Viktorya İngiltere’sine olabilecekler hakkında bir öngörü, uyarı niteliğinde .
Sanayi Devrimi’nin yarattığı yoksulluk ve eşitsizlikler dolayısı ile İngiltere’de de durumun hiç iyi olmadığı zamanlar.
Son zamanlarda sık sık karşılaştığım bir sorun.
Tamam maliyetler söz konusu anlıyorum ama okuduğum kitaplardaki çamur gibi ne olduğu anlaşılamayan siyah beyaz fotoğraflardan ve haritalardan çok sıkıldım.
Şu an okuduğum kitapta yer alan harita ve kitabın orjinal baskısındaki harita bu şekilde.
Açıklamalardaki s/b tonlamalardan neresi nerede anlamak mümkün değil.
Genellikle hep yunanlılardan dinlediğimiz Pers’lerin hikayesine Pers’lerin gözünden bir bakış.
Kitap genel bir tarih kitabı değil . Pers İmparatorluğunun bürokrasisi, aile ilişkileri , toplumun yapısı açısından da bilgi veriyor.
Tabii bu konuda yazılı eserler Pers tarafında çok sınırlı olduğundan bunu kitabeler ve diğer toplumların Pers anlatımlarından yola çıkıp yapıyor.
Heredot , Thukydides ve Ksenophon’un doğal olarak yanlı be bol mitolojik anlatımlarından sonra bana enterasan geldi .
İşin doğrusu tam olarak neydi bilmek zor tabii .
Yapay zeka doğru söylüyorsa bu minyatür III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in 1582’deki sünnet düğünü şenliklerini anlatan Sûrnâme-i Hümâyûn.
Benim dikkatimi yılanlı sütun çekti.
Rivayetlere uygun olarak yılanlardan birinin çenesi yok.
Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet fetihten sonra sütuna kargısını (veya gürzünü) fırlatmış ve yılanlardan birinin çenesini kırmış.
Rivayetin devamında Ayasofya patriğinin (Gennadios) padişaha sütunun şehri yılanlardan, haşarelerden ve belalardan koruduğunu söylediği, bunun üzerine padişahın sütunu yıktırmaktan vazgeçtiği anlatılıyor.
İlginç olan şu bu olay tek bir kaynakta anlatılmıyor.
Başka eserlerde Kanuni, Pargalı İbrahim Paşa, II. Selim, IV. Murad gibi farklı isimlerin de yılanın çenesini kırdığı yönünde rivayetler var.
Yani “kim kırdı” sorusu tarihsel olarak muğlak .
Kesin olan tek şey bir yılanın alt çenesinin 16. yüzyılda kırılmış olduğu. Ki bu minyatürde bunu kanıtlıyor.
Uzun süre cesaret edemediğim Heredot’un Tarih eserini nihayet hatmedince bu cesaretle İbn Battuta’nın Seyahatnamesi’ne giriş yapabildim 🤓
Gerçi yıllar içinde çeşitli eserlerde bir çok alıntıyı okumuştum ama direkt kendini okumak başkaymış.
Anlattıkları çok enterasan şeyler . Her ne kadar dönem seyyahları abartılı anlatımı sevseler de oldukça ilginç bilgiler de çıkıyor.
Bunun yanında benim dikkatimi İbn Battuta’nın kişiliği ve psikolojisi çok ilgimi çekti . Oldukça enterasan bir kişilik 😀
İkinci dikkatimi çeken dönemin vahşeti .
Allahtan o dönemlerde yaşamamışız 🤲
“Onu kıskıvrak yakalayıp sultanın kuvvetlerine teslim etti.
Bahâeddîn eli kolu bağlı bir hâlde huzura çıkarıldığında sultan, onun akrabası olan kadınların yanına götürülmesini emretti.
Kadınlar ona sövdüler, yüzüne tükürdüler! Daha sonra sultanın emriyle diri diri derisi yüzüldü! Etiyle pirinç pilâvı pişirtildi!
Bu yemek çoluk çocuğuna gönderildi ve geri kalan parçaları fillere atıldı; bir tabak içinde! Filler yemediler.
Hükümdar onun derisine saman doldurarak Bahâdur Bûra'nın derisiyle beraber şehir şehir, eyalet eyalet dolaştırılmasını emretti. “












































