bu sayfa benim değil arkadaşlar.
İlche Ulyanov retweeted
All great revolutionaries of history from Timur to Shah Ismail to Robespierre to Ataturk to Pol Pot to Khomeini watered the tree of civilization with the blood of the traitors and the goycattle.
To be a revolutionary means building skull towers of the parasites and their slaves.
İlche Ulyanov retweeted
İRTİBAT SUÇ DEĞİLDİR, GÖZALTI GÖZDAĞI OLAMAZ!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Genel Başkanı Serkan Öz’ün, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle TEM ekipleri tarafından gözaltına alınması kabul edilemez.
Bir insanı tanımak, onunla görüşmek veya aynı yayında yer almak suç değildir. Ortada somut bir suç fiili ve buna ilişkin deliller bulunmadan “irtibat” gibi sınırları belirsiz bir kavram üzerinden suç üretilemez.
Erlik hakkında ileri sürülen iddialar ayrı bir soruşturmanın konusudur. Ceza sorumluluğu şahsidir. Herhangi bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi, onunla geçmişte görüşmüş herkesi şüpheli hâline getirmez.
Bir siyasi partinin genel başkanının aile işletmesine TEM ekipleriyle gidilmesi, arama ve el koyma işlemleri yapılması; buna karşılık kendisine yöneltilen somut suçlamanın açıklanmaması, siyasi gözdağıdır.
Gözaltı, arama ve el koyma kararları da siyaseti sindirmenin araçları hâline getirilemez. Hukuk, iktidarın hoşuna gitmeyen sesleri susturmak için kullanılan bir baskı kılıfı olamaz.
Düşünceyi açıklama, örgütlenme ve siyaset yapma hakkı hepimizin ortak hakkıdır.
Serkan Öz derhal serbest bırakılmalı; yöneltilen somut suçlama ile arama ve el koyma kararlarının hukuki dayanağı kamuoyuna açıklanmalıdır.
Gürkan Koç
Sosyalist Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı
#SerkanÖzDerhalSerbestBırakılsın
İlche Ulyanov retweeted
Terörle Bütünleşen Siyaset
“Terörsüz Türkiye” adı altında ne yapılıyor?
Bahçeli’nin “umut hakkı” çıkışından Öcalan mektubuna, komisyondan anayasa tartışmalarına uzanan süreç…
İlche Ulyanov retweeted
CUMHURİYET HALKTIR!
CUMHURİYET HAKTIR!
HAK KUVVETİN ÜSTÜNDEDİR!
HAKKIMIZ OLAN CUMHURİYETİ KORUYACAK, HALKIN CUMHURİYETİNİ KURACAĞIZ!
Cumhuriyet, bir halkın kul olmaktan yurttaşlığa, saltanattan millî egemenliğe, emperyalist boyunduruktan bağımsızlığa yürüyüşüdür. 29 Ekim 1923; milletin kendi kaderini eline almasının tarihsel ifadesidir.
Atatürk’ün “Hak kuvvetin üstündedir” sözü, Cumhuriyet’in kuruluş iradesini anlatmaktadır. Ancak hak, kendiliğinden üstün gelmez. Hak; bilincine varan, ona sahip çıkan ve onu savunmak için örgütlenen halkın gücüyle kuvvetin üstüne çıkar.
Cumhuriyet halktır; onu saraylarda oturanlar değil, Anadolu’nun yoksul köylüleri, işçileri, kadınları, gençleri, askerleri ve aydınları kurmuştur.
Cumhuriyet haktır; çünkü bağımsız yaşamak, egemenliği elinde tutmak, insanca çalışmak, özgürce düşünmek, parasız eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmak halkın en temel hakkıdır.
Bugün Cumhuriyet’in kurucu değerleri, saray merkezli, kişiye bağlı başkanlık rejimi eliyle tasfiye edilmektedir. Millî egemenlik etkisizleştirilmekte, Meclis işlevsizleştirilmekte, yargı siyasal baskının aracına dönüştürülmektedir. Laik ve bilimsel eğitim geriletilmekte; fabrikalarımız, madenlerimiz, limanlarımız ve kamusal birikimimiz yerli ve yabancı tekellere devredilmektedir.
Bir avuç tefeci-bezirgân servetine servet katarken işçilere güvencesizlik ve ölüm, emeklilere yoksulluk, gençlere işsizlik ve geleceksizlik düşmektedir. Halkın söz, örgütlenme ve protesto hakkı baskı altına alınırken tarikatlara, tekellere ve emperyalist merkezlere yeni ayrıcalıklar tanınmaktadır.
Cumhuriyet’i savunmak, geçmişi törenlerle anmak değildir. Cumhuriyet’i savunmak; halkın egemenliğini, ülkenin bağımsızlığını, emeğin haklarını, laikliği, kamuculuğu ve bilimin yol göstericiliğini savunmaktır.
Bizim Cumhuriyetimizde egemenlik sarayların değil halkın, ekonomi tekellerin değil milletin hizmetinde olacaktır. Fabrikalar, madenler, enerji kaynakları ve stratejik kuruluşlar kamulaştırılacak; üretim halkın ihtiyaçlarına göre planlanacaktır. Eğitim ve sağlık parasız, laik, bilimsel ve kamusal olacaktır. İşçiler örgütlü, kadınlar özgür, gençler geleceğinden emin olacaktır.
Cumhuriyet Devrimi, bilimsel sosyalizmin yol göstericiliğinde emekçi halkın iktidarıyla tamamlanacaktır. Türkiye yeniden bağımsız, laik, kamucu, üreten ve paylaşan bir ülke hâline getirilecektir.
Atatürk, Aralık 1920’de milletimize düşen tarihsel görevi şu sözlerle ortaya koymuştur:
«“Herhalde dünyada hak denen bir şey vardır ve hak kuvvetin üstündedir. Ulusun, haklarının bilincine varmış olup onların savunma ve korunması için her türlü özveriye hazır olduğuna dünyanın inanması gerekir. İşte düşmanlarımızın davranışı, ulusumuzu bu bilinçten ve bu özveri duygusundan yoksun sanmalarından ileri gelmiştir.”»
Ve yine uyarmıştır:
«“Bir ulus, varlığı ve hakları için bütün gücü ile, bütün düşünce ve maddi güçleriyle ilgisiz kalırsa, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını güven altına almazsa, onun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.”»
Bugün görevimiz açıktır: Cumhuriyet’i tasfiye etmek isteyenlere karşı haklarımızın bilincine varmak, kendi gücümüze dayanmak ve milletimizin bütün düşünce ve maddi kuvvetlerini örgütlemektir.
Varlığımızı ve bağımsızlığımızı emperyalist merkezlerin, sarayların ve tekellerin kuvvetine değil; emekçi halkımızın örgütlü gücüne dayanarak güvence altına alacağız. Hakkımız olan Cumhuriyet’i koruyacak, onu halkın iktidarıyla tamamlayacak ve Halkın Cumhuriyeti’ni kuracağız.
YAŞASIN CUMHURİYET!
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!
#29EkimCumhuriyetBayramı
#29Ekim1923
İlche Ulyanov retweeted
İlçe Ulaş yazdı:
Zaferler Nasıl Kalıcı ve Bizim Hale Gelir?
yarinlar.com.tr/zaferler-nas…
İlche Ulyanov retweeted
İSTANBUL BAROSUNUN CUMHURİYETÇİ ÇİZGİYE DÖNÜŞÜNÜ SELAMLIYORUZ
“İstanbul Barosu geleneksel çizgisine dönmüştür. Müdafaa-i Cumhuriyet, Müdafaa-i Vatan, Müdafaa-i Hukuk, Müdafaa-i Avukat için buradayız.”
Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın bu sözlerini, ülkemizin içinden geçtiği tarihsel dönemin bilinciyle yapılmış önemli bir irade beyanı olarak görüyoruz.
Fethullahçı Gladyo, AKP ve PKK’nın; Cumhuriyet’e ve Türk ordusuna karşı aynı cephede buluştuğu Balyoz ve Ergenekon kumpasları döneminde; Cumhuriyet’in, hukukun ve kumpas mağdurlarının yanında cesaretle duran Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın yeniden İstanbul Barosu Başkanlığına seçilmesini kutluyoruz.
Bugün Türkiye, daha büyük bir tarihsel tehdidin yeni biçimiyle karşı karşıyadır.
AKP-MHP - DEM Parti arasında “Terörsüz Türkiye”, “barış” ve “yeni anayasa” gündemi etrafında kurulan fiilî mutabakat; Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini, üniter devlet yapısını ve yurttaşlık temelini tartışmaya açmaktadır. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın sömürge valisi edasıyla sarf ettiği “Meşruiyet veriyoruz, büyük değişiklikler göreceksiniz” sözleri, yürütülen sürecin dış bağlantılarını ve Washington’ın Türkiye’ye biçtiği rolü göstermektedir.
İçeride kurulan bu düzen dış politikada da devam ettirilmek istenmektedir. Türkiye’nin askerî gücü, ABD ve İsrail’in bölgesel planları doğrultusunda kullanılmak; Mehmetçik, vatanlarını savunan halklara yönelen emperyalist saldırganlığın jandarması hâline getirilmek istenmektedir.
Bir tarafta gazeteciler, öğrenciler, gençler, işçiler, öğretmenler ve hak arayan yurttaşlar keyfi şekilde gözaltına alınmakta, tutuklanmakta ve baskı altına alınmaktadır. Diğer tarafta mafya-tarikat-rant düzeninin suç ortakları, kamu kaynaklarını yağmalayanlar ve halkın geleceğini çalanlar dokunulmadan dolaşmaktadır.
Hukukun güçlüye ayrı, halka ayrı uygulandığı yerde hukuk devleti yoktur. Savunmanın susturulduğu yerde adalet; basının baskı altına alındığı yerde halkın haber alma hakkı; yargının siyasal iktidara bağlandığı yerde Cumhuriyet yaşayamaz.
Böyle bir dönemde barolara ve avukatlara büyük bir tarihsel sorumluluk düşmektedir.
İstanbul Barosu; tam bağımsız ve laik Cumhuriyet’in, hukuk devletinin, bağımsız yargının, savunma hakkının, avukatların mesleki güvencelerinin ve halkın temel haklarının yılmaz savunucusu olmalıdır. Baro, yalnızca mesleki sorunlarla ilgilenen bir kuruluş değil; hukukun ve Cumhuriyet’in savunma mevzisini olmalıdır.
Biz sosyalistler açısından Cumhuriyet’i, vatanı, hukuku ve savunma hakkını korumak, emek mücadelesinin dışında veya önünde bulunan ayrı bir görev değildir. Bunlar, emekçi halkın örgütlenebilmesinin, hak arayabilmesinin ve iktidar mücadelesi verebilmesinin vazgeçilmez koşullarıdır.
Sınır boyunda vatanı savunan da, fabrikada üreten de, tarlayı ekip biçen de, okullarda çocuklarımızı yetiştiren de, hastanelerde yaşamı koruyan da emekçi halktır. Vatanın bağımsızlığı ile emeğin kurtuluşu, Cumhuriyet’in savunulması ile halkın iktidar mücadelesi birbirinden ayrılamaz.
Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın İstanbul Barosu Başkanlığına yeniden seçilmesi Cumhuriyet, vatan, hukuk ve emek eksenindeki toplumsal yönelişin son dönemdeki en önemli işaretlerinden biridir.
Önümüzdeki dönem; barolarda, sendikalarda, meslek odalarında, üniversitelerde, mahallelerde, fabrikalarda ve tarlalarda Vatan ve Emek güçlerinin birleştiği bir dönem olacaktır.
Cumhuriyet’i savunanlarla emeği savunanlar aynı cephede buluşacaktır.
İstanbul Barosunun geleneksel Cumhuriyetçi çizgisine dönüşünü selamlıyor; Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ı, seçilen yönetim kurulunu ve Cumhuriyetçi Güç Birliğini kutluyoruz.
Müdafaa-i Cumhuriyet, Müdafaa-i Vatan, Müdafaa-i Hukuk ve Müdafaa-i Emek için mücadeleyi büyüteceğiz.
Her spora gittiğimde daha farkına varıyorum: Fiziksel güç, mental güç demektir. Anksiyete denen şey yanlış depolanan enerjiye dönüştürülmemiş kütleden ibaret.
"Sulu gözlü olmadığım biliniyor; ancak şiddeti sevgi aşamasında yaşayabiliyorum. Daha doğrusu, şiddeti barındırmayan sevgiyi de düşünemiyorum. Sevgi, şiddettir."
Yalçın Küçük - Aforizmalar, syf24


















