Pinned Tweet
kendi güzelliğine değil, çevresine güzellik katmaya odaklanmış insanlara aşığım. eğer sadece öyle insanlarla yaşayabiliyor olsaydık, orası cennet olurdu. o insanlara hak ettikleri değeri vermek, şüphesiz ki iyi bir başlangıç olur. dilerim bir gün ben de o mertebeye erişebilirim.
Berke Özer'in Milli takımlarla sorunu yoksa, Montella ile kişisel sorunu mu vardı? Bu sorun nedir? Bunlar Türk işi uygulamalar. Ben de sporcu harcansın demiyorum ama bu işin bir de ilkeselliği var. Ne oldu da gitti, ne oldu da geldi? Bizde kurumsallık falan olmadığı için bunlar böyle kolaylıkla halloluyor. Yarın aynı hareketi başka biri de Sergen'e yapacak, ondan sonra bu yapıdan başarı bekleyeceğiz.
🇹🇷 Berke Özer
💬 "Berke'ye ilk sorduğum soru; 'Milli takımla ilgili ne düşünüyorsun' oldu... Berke'nin milli takımla ilgili hiçbir sorunu yok. Milli takıma gelmek için can atıyor."
🗣️ A Milli Takımımızın Teknik Direktörü Sergen Yalçın, muhabirimiz Tayfun Akkaya'nın sorusunu yanıtladı. | #beINSPORTS
Gürcan Ulusoy retweeted
Milletimizin kursağından kendi menfaatleri adına pahalı lokma geçmesi için her türlü tezgaha kalkışanlara karşı Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü bir kabinemiz, haksızlığa ve hukuksuzluğa geçit vermeyen güçlü bir devletimiz var.
Milletimize fiyat ve maliyet tuzakları kuranlara karşı Adalet Bakanlığımız öncülüğünde gerçekleştirilen bu operasyonları tebrik ediyorum.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan'ın liderliğinde; üreticimizin emeğini, vatandaşımızın bütçesini ve piyasanın adil işleyişini korurken, fiyatları manipüle ederek haksız kazanç sağlayan ve ekonomik düzeni bozan suçlarla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturmada, “tarladan markete fiyat yolculuğu” mercek altına alındı. Ticaret Bakanlığımızdan Hal Kayıt Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığımızdan Çiftçi Kayıt Sistemi verileri temin edildi; Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca kapsamlı rapor hazırlandı. Yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvurularak ürünlerin üreticiden hangi bedelle çıktığı ve tedarikçilere hangi şartlarda ulaştığı incelendi.
Yapılan incelemelerde, hallerin büyük tedarikçileri konumundaki bazı firmaların piyasadaki hâkimiyetlerini kullanarak ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdikleri; sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek gerçeğe aykırı maliyet oluşturdukları ve bu yöntemlerle yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları yukarı yönlü manipüle ederek haksız kazanç sağladıkları yönünde tespitlere ulaşıldı.
Bu kapsamda; fiyatları etkileme, Vergi Usul Kanunu’na muhalefet, belgede sahtecilik ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden yürütülen soruşturmada, 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 şüpheli yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi; 22 ilde toplam 109 iş yeri ve ikamette eş zamanlı arama başlatıldı.
Soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze; soruşturmaya veri, analiz ve raporlarıyla katkı sunan Hazine ve Maliye Bakanlığımıza, Tarım ve Orman Bakanlığımıza ve Ticaret Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz.
Tarladan sofraya uzanan zincirin hiçbir aşamasının üreticimizin emeği ve vatandaşımızın bütçesi üzerinden haksız kazanç kapısına dönüştürülmesine müsaade edilmeyecektir!
Metin Tekin Türk futbolunun en değerli figürlerinden biri. Keşke yorumculuk değil, gelse Ümraniye'ye ne tür bir eksiklik varsa, onu tamamlasa. Ben Metin Tekin'e sadece oyuncularla sohbet etsin diye bile görev veririm. Öyle geçmişte attığı golleriyle falan değil, gelsin de Seba'yı anlatsın diye de değil. Bir sporcu oyuna nasıl bakar, hayata nasıl bakar, nasıl oturur, nasıl kalkar.
Sen Metin Tekin'e baktığında bunları göremiyorsan, o Metin Tekin'le değil, senle ilgili bir durum bence.
Metin Tekin: "Gerçekçi değerlendireceğiz.
Beşiktaş, Kasımpaşa maçında 2. dakikada 10 kişi kalacaktı. Evet tokatlar atılıyor, kırmızı kart gösterilmeliydi ama Beşiktaş maça 10 kişi başlayacaktı.
Kabul etsinler Beşiktaşlılar.
Golde de faulü çok çabuk çaldı, yediği golü de çok tartışırım Beşiktaş'ın."
Beşiktaş doğranırken sus pus olan efsanelerimiz yine doğruculuk peşinde çıkmışlar meydana...
Milli takımlar dediniz de aklıma geldi, bizim bi Semih vardı nooldu ona? Sen bildiğini yap, vur koçum, sen bunları dinleme koçum, abv Montella...
Nooldu o iş hakkaten? Çocuğu çok seviyorsanız sahip çıksanıza, en azından bayramlarda bir arayıp sorun. Daha geçen sene 3 gol attı diye Juventus'ta yazan abileriniz... Semih pahalı değildi, Cagliari fakirdi hani.
Ah siz yok musunuz ah
"Önder Özen’in sezon başında tarif ettiği Beşiktaş’tan gitgide uzaklaşılıyor. Bu takımın yıldızı bazen Olaitan, bazen Oh oluyor ama nedense “oyunu” olamıyor."
Sizler için Oksijen'e yazdım.
gazeteoksijen.com/spor/iki-a…
Gürcan Ulusoy retweeted
📺 Yayınlarımız talimatlara ve baskılara göre şekillenmiyor...
alan, izleyicilerimizin dayanışmasıyla ayakta.
Kreosus üzerinden alan’a destek ol, bu alanı birlikte büyütelim!✨
✅kreosus.com/alanburasi
🤖 Made with AI
Bu insanlara söylenecek çok söz var da, ülkenin ifade özgürlüğü yetmiyor.
Yeni Parti'yi siyasetçiler kurmadı. Halk ittire kaktıra kurdu. Sözün varsa gel halkın karşısına çık da söyle.
Bu neyin ifadesi biliyor musun, hani Gezi olduğunda da yav bunun arkasında olsa olsa Cehape vardır diyen bir zihniyet vardı ya, sanki halk kendi kendine bir siyasi olamazmış gibi. Bu da öyle, halkı o kadar halktan saymıyor ki, zorlayarak bir parti kurulmasına bile inanmıyor. Siyaset tahayyülü o değil. Onda öyle bir perspektif yok.
Fransa'daki olayların tüm çerçevesiyle Türkiye'de olduğunu düşün, CHP'ye küfrederlerdi. Çünkü arkasında CHP olmayan bir halk hareketi onlar için en korkutucu hal çünkü. İşte orada da CHP'nin ehlileştirici rolü devreye girecek zaten birazdan.
Bu vesileyle halkın siyasi özne olmadığı yerde de, yıllarca baba ocağı falan filan diye siyaset yapabiliyorlar.
Halk diyor ki Yeni Parti'yi ben kurdum. Bunlar diyor ki, sen kimsin ki parti kuracaksın.
#SONDAKİKA | CHP Sözcüsü Müslim Sarı'dan Yeni Parti'ye:
Neden CHP'yi böldünüz? Neden Mustafa Kemal Atatürk'ün partisini bölerek kendinize başka bir parti inşa ettiniz?
Soruyoruz arkadaşlara. Sizin ideolojik, politik olarak Altı Ok'tan ne farkınız var?
Bizim programımızdan ne farkınız var?
Hiçbir politik fark göremiyoruz. Bence onlar da göremiyor.
Peki bu bir siyasal ayrışma değilse, yapay bir ayrışma söz konusuysa o zaman başka bir partiye niye gittiniz?
Niye başka bir parti kurdunuz?
Bunun tek bir açıklaması var.
Kendinize koltuklar inşa etmek istiyorsunuz. Kendinize koltuk arıyorsunuz.
Size bir parti gerekiyordu, siz o partiyi kurdunuz, CHP'yi de parçalamak, bölmek istediniz.
Muhalefet devamlı hayat pahalılığı anlatarak yanlış yapıyor. Zenginlerin nasıl hayatlar yaşadıklarını anlatsalar çok daha etkili olur. Tahayyül edemiyoruz görmediğimiz, bilmediğimizi.
Yoksa millet fakirliğini kendi suçu sanıp bir şeylerden kısıp başka şeyler alabilmenin derdine düşüyor.
İnsanlar bir kendi durumlarına bakarlar, bir de çevrelerine. Eğer çevreleri de kendileriyle benzer şartlarda yaşıyorlarsa bunu normal olarak kabul ederler.
İnsanı tetikleyen başkasında olup kendisinde olmayandır. Başkasında olandan haberdar değilse, haberdar etmek gerek. Patates soğan fiyatı paylaşmakta olacak şey değil.
Türkiye futbol oyununu yanlış öğrendi. Basit sebep sonuç ilişkileriyle bir oyunu anlatmak mümkün değil. Oyunu doğru yorumlayamayınca da iyiyle kötüyü birbirinden de ayıramıyoruz, doğru tarif edemiyoruz.
Tabeladan geriye istediğinizi söyleyebilirsiniz, herhangi biri yanlışlanamaz. Yorgunluk diyen var, Orkun yok diyen var, rotasyon diyen var, oyuncu değişikliği diyen var. Bunların hepsi birer faktördür ve biz bunu izlerken görürüz. Oysa izlerken şunu gördük;
Bu videoda Murillo'nun tercih hatası var. Kasımpaşa maçını izleyenler biliyor ki, çok sayıda bu gibi bariz karar hatalarına şahitlik ettik. Önceki haftalarda bu sayı bu kadar değildi.
Hemen örnek vereyim, ilk yarı. Kasımpaşa tüm takım yerleşmiş, herkes topun arkasında. Olaitan aldı topu merkezden ilk savunma hattının üzerine dribling yapmaya başladı. Nereye gideceğini umduğunu bilmiyorum. Henüz ilk hatta takıldı.
Bunun taktikle, teknikle, rotasyon eksikliğiyle, kadro derinliğiyle alakası yok. Oyuncunun sağlıklı olmayan zihinsel durumuyla alakası var. Kendi yeteneklerini, olduğundan üstte görüyor. Bunu da her iyi oynadığı maçtan sonra yaşıyor.
Örnekte olduğu üzere, Murillo da görüyor ve vermiyor. Benzer bir ruhsal hal. Oh taç çizgisinin oraya gitmiş, orta yapıyor. Bu ortayı neden sen yapıyorsun, sen neden ceza sahasında değilsin, sen çok iyi mi orta yapıyorsun? Yapıyor işte. Geçen hafta maçı aldı ya, bu hafta da alacak.
Biri yapıyor, öbürü yapıyor, herkes yapmaya başlıyor. Virüs gibi yayılır takıma.
Kasımpaşa maçındaki puan kaybının temel sebebi bu ruh halidir. Fazla rahat ama içi dolu değil. Bireysel. 0-2'den puan verecek noktada bir yandan da.
Sebep yorgunluk olamaz. Sebep oyuncu değişikliği de olamaz. Sen bireysel olarak kaybetmemişsin ki, oyun olarak kaybetmişsin henüz tabelaya yansımamış. Denk geldi, yansıdı.
Beşiktaş bu dalgalanması yaşayacak. Çünkü oyuncuları toy. 1 golle, 1 asistle, 1 performansla baharın geleceğini düşünüyorlar. Kasımpaşa maçı gibi maçlar da yedikleri tokat oluyor ama fazla ağır.
Ben buna benzer bir ruh halini, 4 sene üst üste şampiyon olan takımda pek az görüyorum. Winner olmak biraz böyle bir şey.
Gariptir, üstlerinde o kadar baskı olmasına rağmen Fenerbahçeli oyuncularda da o ciddiyet yok. Daha önce de yazmışım. Fenerbahçe son saniyede gol atıyor, gol atan oyuncu tribüne gidip emzik memzik yapıyor. Aynısını Galatasaray yaptığında üstünü başını yırtıyor oyuncular. O kadar doymuş oyuncular hem de.
Teknik direktörlük antrenman, taktik falan ama çokça insan yönetimi üzerinden de ilerliyor. Şunu da kabul ediyorum; oyuncuların adanmışlıkları sadece teknik direktör becerisinden değil, kulübün ağırlığından da kaynaklanıyor.
Sergen hocanın anlattığı hikayeden vakti zamanında Josef'in Llajic'i devre arasında dövmeye yeltendiğini okumuştuk. Biz koşuyoruz, sen niye koşmuyorsun diye. Bazen takım içinde öyle karakterler de gerekir. Josef başkasına söylediğini kendi de uygulayan bir karakterdi. Ben yaparım, siz yapamazsınız diyenlerden değildi. Orkun'un Amed maçının son dakikasında topu apartmanın 8. katına diktiği pozisyonu da anımsıyorum.
Kulübün bir ağırlığı olacak. Teknik direktörün izin vermeyecek. Oyuncu grubunda böyle karakterler olacak. Bunlar varsa kaliteden söz etmek mümkün olur.
Bu şartlarda yarışmak çok zor oluyor zira yenenle yenileni uzun vadede bu farklar yaratıyor.
Gürcan Ulusoy retweeted
Dün gece dostluğundan emin olduğum bir arkadaşım yazdıklarımın kişisel bir müdahale gibi algılanabileceğini ve öfkemin fark edildiğini söyleyince biraz düşündüm.
Doğrudur. Ben hiçbir kurumu, topluluğu, kimliği temsil etmiyorum, hiçbir mevkim yok ve artık adımın altında bir "başkan" sıfatı da yok. Tavrım son derece kişisel. Öfkem de çok somut ve son derece gerçek, öfkeliyim ve bunu saklama gereği de duymuyorum, çünkü zihnimdeki bazı sorulara yıllardır cevap bulamıyorum.
Hayatımızda hep bir mücadele oldu. Son on yedi yıldır otizm alanında mücadele ettik. Yıllardır verdiğimiz emeklere rağmen otizmli çocuklarını öldürüp intihar eden aileler, bakım merkezlerinde otuz kat ilaç verilerek hayatını kaybeden otizmli gençler, eğitim alması gereken okullarda şiddet gören otizmli çocuklar, çocuklarını bu sarmaldan kurtarabilmek için varını yoğunu bu yolda yitiren, giderek yoksullaşan, sağlığı tehlikeye giren ve geleceğe dair umutları sönmüş olan bizler.
Bütün bunları sadece düşünmek ya da bu konuda aktivizm yapmak bana artık yetmiyor. Elimde bir dernek kartvizitiyle hayat boyu "aktivistçilik" oynamak istemediğim için görevlerimi de genç arkadaşlarıma devrettim. Çünkü tüm örgütlenmeler öyle ya da böyle değişmek, dönüşmek zorundadır, bir şeyler ilerlemiyorsa durup düşünmek gerekir ve hiçbir yapı birkaç kişiye yıllar boyu bağlanmamalıdır.
Politika alanı ve muhalefetin niteliği gelişmediği sürece hiçbir şey değişmiyor. Biz aileler olarak sırayla cenazelerde buluşuyoruz. Sonra da adliyeleri geziyoruz. Davalarımızda yanımızda bizden başka kimse olmuyor. Hiçbir duruşma da bize yaşananların bir daha tekrarlanmayacağına dair en küçük bir umut vermiyor.
Bazen bunca şeye dair ne düşüneceğimi, nasıl hissedeceğimi bilemez oluyorum. Ama bildiğim bir şey var. Siyaset benim için hiçbir zaman yalnızca seçimlerden, partilerden, liderlerden ya da ideolojik tartışmalardan ibaret olmadı. Ben en çok vatandaşın siyasetiyle ilgiliydim, kendimi bildim bileli siyasetin hep içindeydim, yaşam zaten başlı başına politik bir olgu. Dolayısıyla bizler de bu ülkenin siyasi aktörleri ve seçmenleriyiz ama bu bile görülmüyorsa bu ülkeye, bu partilere dair nasıl umut besleyebilir, nasıl oy verebiliriz.
İşte bu nedenle Türkiye İşçi Partisi'nin yayımladığı Yurttaşlar Bildirgesi'ni ve Erkan Baş'ın Kurtuluş Bildirgesi üzerine yaptığı açıklamaları dikkatle okuyup dinliyorum.
Bu dostla yazıştıktan sonra da Erkan Baş'ın dünkü basın toplantısını da izledim ve notlarımı aldım, notlar üzerine düşündüm, bu gece 3'e kadar sürdü ve bazı sorular hazırladım, bunları buraya koyuyorum.
Her hanenin kapısını çalacaklarsa otizmlilerin, engellerin evlerine de gitsinler, zaten çoğu evde hapis yaşıyor, oralarda duyacakları sorunları yaşayanlardan dinlesinler. Bana kimsenin gelmeyeceğini bildiğim için gelseler soracaklarımı buraya bırakıyorum. Gerisi herkesin ahlakına, vicdanına, vizyonuna kalmış. Bir daha da bu konuda hiçbir şey yazmayacağım. Zira yaptığım itirazlara gelen bazı yanıt ve tepkiler zaten boşa konuştuğumu şimdiden gösterdi.
Sayın @erkbas
1. Türkiye'de ve dünyada yaşanan karşı devrimci bir süreç yaşanıyor demişsiniz, bunu tanımlamak önemli, peki karşı devrimi teşhis etmek, ona karşı siyaset üretmek midir? TİP bu sürece karşı hangi somut, uygulanabilir ve sonuç alıcı siyasal stratejiyi geliştiriyor?
2. Muhalefeti toplumsal öfkeyi örgütleyememekle eleştiren TİP, kendi oy oranının neden yüzde 1,76 düzeyinde kaldığını, neden daha geniş toplumsal kesimlere ulaşamadığını ve neden Meclis'te grup oluşturacak temsil gücünü elde edemediğini sorguluyor mu? Sorguluyorsa bulduğu sebepler nelerdir? Başka muhalefet partilerinin hatalarını bu kadar net teşhis eden bir parti, kendi örgütlenme modelini, siyasal dilini, kadrolarını ve temsil anlayışını aynı eleştirel yöntemle değerlendirmeden nasıl bir değişim vaat ediyor?
3. Siyaset sandıktan ibaret değildir diyorsunuz, öyle olmadığı açık. Ancak seçim stratejisini ve net hedefini somutlaştıramayan bir parti, toplumsal mücadeleyi hangi araçlarla parlamenter temsile, karar alma gücüne ve siyasal iktidar kapasitesine dönüştürecektir? Seçimler bir sonuçsa, aldığınız oy oranlarının değişmemesi hangi stratejinin ve hangi hedeflerin sonucudur? TİP'in yeni örgütlenme stratejisinin ölçülebilir hedefleri nelerdir? Hangi seçmen gruplarına, hangi yöntemlerle, ne kadar sürede ulaşılması planlanmaktadır? Başarı ve başarısızlık hangi göstergelerle değerlendirilecektir?
4. Kapı kapı dolaşıp insanların sorunlarını dinlemek onları siyasetin öznesi yapmaya yeter mi? Yurttaşlar yalnızca talepleri genel merkeze iletilen kişiler mi olacak, yoksa siyasal kararların alınmasında bir işlevleri mi olacak?
5. TİP kendi içinde ne kadar demokratik?
Seçmenin kapısını çalmayı hedefleyen TİP, kendi üyelerinin sesini ne kadar duyuyor? Adayların, yöneticilerin ve politikaların belirlenmesinde üyelerin ne ölçüde söz ve karar hakkı var? Toplum için önerilen katılımcı demokrasi, partinin kendi örgütlenmesinde uygulanıyor mu?
6. TİP, mevcut seçmen çevresinin dışına çıkmak için hangi yeni toplumsal kesimlere ulaşmayı hedefliyor? Engellileri, bakım verenleri ve diğer dışlanan grupları siyasal programında görünür kılmadan kapsayıcı bir toplumsal muhalefet nasıl örgütlenecek?
7. İktidarın geleceğe ilişkin umut üretemediği tespiti, muhalefetin başarısını garanti eder mi? İktidar, seçim dönemine kadar ekonomik destekler, kamu kaynakları ve çeşitli siyasal hamlelerle seçmen desteğini yeniden güçlendirmeye çalışırsa TİP'in karşı stratejisi ne olacak? Muhalefet, iktidarın zayıflamasını beklemek yerine kendi toplumsal desteğini artırmak için ne yapacak?
Bence bütün sorularımı birbirine bağlayan, en başa veya sona yerleştirilebilecek tek bir ana soru da var.
Toplumun siyasetin öznesi olması gerektiğini söylüyorsunuz. Peki kendi seçmeninizin, üyelerinizin ve yurttaşların gerçekten söz ve karar sahibi olacağı nasıl bir siyasal örgütlenme öneriyorsunuz ya da bunu bugüne kadar neden gerçekleştiremediniz?
Emek veren tüm yoldaşlarıma dayanışma duygularımı ve sevgilerimi gönderiyorum.
Hahaha endorsuna sıçayım senin. Bu kim biliyor musun, demokrat parti seçiminde kazanamayınca cumhuriyetçi rakibine destek açıklamış hahaha belediye hizmet falan da diyebilirdi
Yeter artık Sergen Yalçın konuşmayı bırakın. Adam 3 kere geldi, 2'sinde başarısız oldu. Son gelişinde teknik direktörlük değil, neredeyse transfer koordinatörlüğü yaptı. Her maçtan sonra oyunu değil, transferi anlattı.
Transferleri de bok gibi. Kimse Agbadou'ya 20 milyon Euro vermez. 15 milyon Euro verilen Oh iyi transfer olsaydı, sonraki transfer döneminde gidip önüne forvet alınması ihtiyacı olmazdı. Zaten o transferler de yetmedi gönderildi.
Olaitan iyi transfer, onu da 1 sene önce 850.000 Euro'ya alan Göstepe'den 5 milyon Euro'ya aldın. Abraham'a karşılık alınan Yasin Özcan hiç oynamadan yılda 1 milyon Euro alsa, Abraham'dan bile zarar ediyorsun. Murillo var, 30 yaşında 5 milyon Euro. Bunlar iyi transferse, daha çok işimiz var.
Biz Sergen'le Önder arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Biri iyi, diğeri kötü olmak zorunda değil.
Evet ben Önder'i de Vlahovic, Trossard, Poku transferlerinde eleştiririm çünkü geldiklerinde zil takıp oynayanlardan değildim. Sen büyük ihtimalle onlardandın, şimdi kalkıp eleştirmeye utanmıyorsun.
Evet Ouattara da Rıdvan'ı bile kesmiyorsa ne yapayım öyle yabancıyı. Nübel gelirken Alman Milli takımı, Neuer'in yedeği falan deseydim, bugün utanırdım ama insanlar onu da diyor, bunu da diyor. Yıllık 5 milyon Euro.
Bir "natamam" lafıdır gidiyor. Yapılan transferler ortada, isabet olmuş bir 8 milyon da Ümit Akdağ gibi bir oyuncuya verilmemiş.
Önder Özen'in 2. denemesinde de transfer namına ortada pek bir başarı yok.
Bugün Vlahovic çok kötü oynuyor. Bu adam 1 ay Avrupa'da kontrat aradı, bulamadı. Çünkü uzun sakatlık döneminden sonra tekrar düzenli oynamaya ihtiyacı vardı. Ona o parayı verebilecek olanlar Vlahovic'e o oyun alanını sunamazlardı, sunmadılar. Beşiktaş şimdi yılda 10 milyon verdiği oyuncu kendini toparlasın diye bekliyor. Bekleyecek çünkü Oh'la şampiyon olma şansı yok, Vlahovic'e tahammül etmek zorunda. Beşiktaş tüm bunları bilerek aldı. Ben bu rehabilitasyon sürecine niye 10 milyon Euro ödüyorum, onu siz değerlendirin.
İyiye iyi, kötüye kötü demek çok zor bir iş değil. Siz Beşiktaşlı değil misiniz, amacınız Beşiktaş'ın iyi olması değil mi?
Vlahovic sadece Önder Özen'in değil, gelirken göbek atan herkesin transferi. Siz yapılmayan transferin değil, yapılanın hesabını sorun ama önce kendinize sorun, bütün bunlar ben öyle istiyorum diye mi oluyor diye.
Cerny, Ndidi, Rashica. Gidiyorlardı da, gitmeyin mi dendi? Musrati'sinden Onana'sına kaç oyuncunun parası verildi de yollandı. Mesele hala o değil. Poku'yu 20 milyon opsiyonla ben de alırım hocam, o da marifet değil. Sabah akşam Raskin, Willock da marifet değil.
EPL şampiyonu, UCL finalisti Arsenal Trossard'ı 20 milyon Euro'ya Beşiktaş'a satıp yerine 24 yaşındaki Tzolis'i 40 milyon Euro'ya alıyor. Onlarınki hadi transfer başarısı da, bizimkisi nasıl transfer başarısı oluyor? Biz Avrupa'yı takip eden insanlarız, biz yemeyiz hocam.
İdealler sulandırılırsa, anlamını yitirirler. Siz bakmayın bunlara, görüyorsunuz dün öyle, bugün böyle. Siz doğru olanı yapın. Onların fikirleri dikkate almaya değer değil. Bizim de sizden beklentimiz bu değil.













