Bu sizin oluşturmak istediğiniz anlatının aksine kurucu iradenin ulusun geçmişiyle kavgalı olmadığını gösterir.
Bir devlet düşünün…
Cumhuriyet 103 yaşında.
Ama kurumları çok daha yaşlı:
Kara Kuvvetleri → 2231
İtfaiye → 308
Zabıta → 196
Jandarma → 183
PTT → 182
Polis Teşkilatı → 177
Demiryolları → 166
Ziraat Bankası → 158
Rasathane → 154
Kızılay → 154
Ve Cumhuriyet’in kurduğu tek kurum: Diyanet.
Bu tablo size ne anlatıyor?
Ellerinden küçücük bir çıkarı alındığı anda hemen kudurma moduna giriyorlar. Meydan okumaların ardı arkası kesilmiyor. Bu meydan okumaları kendi güçlerinden mütevellit yapabildiklerini falan sanıyorlar.
Bu bir baro seçimi değil, adeta savaş ilanıdır.
Baro Başkanının tek eksiği, yanına dizilmiş apoletleri kabarık olanların olmamasıdır.
Bu zat, bir baro başkanı olarak değil TBMM’nin halktan aldığı iradesini de yok sayarak meclis anayasa bile yapamaz diyerek, bir hukukçu değil, meclis basıp kapısına kilit vuran bir darbeci gibi konuşabilmektedir.
Muhatabı, bu saatten sonra Mehmet Uçum değil, TBMM meclis başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ve bütün siyasi partilerdir.
kime karşı müdafaa- i vatan?
Kime karşı müdafaa-i cumhuriyet?
Bir yabancı işgal mi var?
Düşman kim, işgalci kim?
Savcılar bu soruların cevabını sormalıdır.
Açık konuşalım, bu ırkçı hezeyanın hedefinde %60’ı Batıda ve Türk halkıyla iç içe yaşayan, kız alıp kız veren, akraba olan, aynı kanı taşıyan, aynı camiye giden bu ülkenin 25 milyon yurttaşı Kürtler var.
Ateşle oynuyorlar!
Türk halkı da Kürt halkı da asla razı olmamalı.
Ve bu hal devam ederse çok sürmez Kürt meselesinde ‘nihai çözüm’ gelir gündeme;
Ki 90’lı yıllarda bu çevrelerde açıkça teklif ediliyor ve ciddi ciddi tartışılıyordu:
‘Kürt meselesini çözemedik, artık çözemeyiz, nihai çözümden başka çare yok, açın sınırları Kuzey Irak’a gitsinler!’
Devlet yönetenler bu yüzyıllık oyunun Neo- İttihatçıların ve kemalistlerin eliyle hiç bir engelle karşı karşıya kalmadan, toplumsallaşması çabalarına karşı suskun kalmamalıdır!
Sizin derdiniz belli. Osmanlı tarihinden daha da geriye gitmeyelim ki uygurlarla olan ulus bağımız ortaya çıkmasın istiyorsunuz. Orta Asya'da soydaşlarımızla bağ kurmamız ve Uygur davasına sahip çıkmamız işinize gelmiyor.
PKK'ya ve benzeri Türkiye karşıtı bütün örgütlere anlatı olarak, ekonomik olarak ve insan kaynağı olarak her türlü desteği veren Almanya'nın, Türkiye'deki dernek adı altında faaliyet gösteren bütün vantuzları kesilmelidir. Fonlarla beşinci kol faaliyeti yapmasının önü alınmalıdır
Var olsun can Azerbaycan hahaha 🇦🇿🇦🇿🇦🇿
AZERBAYCAN DEVLETİNE, AZERBAYCAN HALKINA VE KAMUOYUNA
Açıklamalarımın kardeş Azerbaycan’da yol açtığı kırgınlık ve üzüntü nedeniyle pişmanım. Kullandığım ifadelerin maksadımı aşmasından dolayı Azerbaycan devletinden ve Azerbaycan halkından açıkça ve içtenlikle özür diliyorum. Samimi özrümün kabulünü saygıyla istirham ediyorum.
Amacım, bir gazeteci olarak başörtüsü konusunda duyduğum hassasiyeti, din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin düşüncelerimi dile getirmekti. Ancak düşüncelerimi anlatırken kullandığım dilin doğurabileceği sonuçları daha dikkatli değerlendirmeli, kendimi daha açık ve özenli ifade etmeliydim.
Azerbaycan’ın içişlerine müdahale etmek, halkı devlete karşı kışkırtmak, ülkede karışıklık çıkarmak, iktidarın zorla ele geçirilmesini veya anayasal düzenin zorla değiştirilmesini istemek gibi bir amacım asla olmadı ve Olamaz.Dinî nefret, düşmanlık veya ayrımcılık oluşturma niyetim de bulunmamaktadır. Bana yöneltilen bu yöndeki suçlamaları kabul etmiyorum.
Sözlerim böyle bir çağrı olarak anlaşıldıysa, gerçek düşüncemin bu olmadığını açıkça belirtiyorum. Şiddeti, darbeyi, tehdidi ve zor kullanmayı reddediyorum. Hiç kimseyi hukuka aykırı bir eyleme davet etmiyorum. Açıklamalarımın da böyle bir eyleme gerekçe yapılmasını istemiyorum.
Azerbaycan kardeş bir devlettir; Azerbaycan halkı bizim kardeşimizdir. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve anayasal düzenine saygım tamdır. Azerbaycan’ın geleceğine ilişkin kararların Azerbaycan halkına ve kendi anayasal kurumlarına ait olduğunun bilincindeyim.
Başörtüsüne ilişkin hassasiyetimin temelinde, insanların inançları ve kıyafet tercihleri nedeniyle dışlanmaması düşüncesi vardır. Başını örtenin de örtmeyenin de onuruna, haklarına ve özgür iradesine saygı duyuyorum. Bu konudaki düşüncelerimi yalnızca hukuk, karşılıklı saygı ve barışçıl diyalog çerçevesinde ifade etmek istiyorum.
İfade ve basın özgürlüğüne dayanırken başkalarının haklarını, toplumsal barışı ve kullandığım dilin sorumluluğunu da gözetmem gerektiğinin farkındayım. Uygun bulmadığım içerikleri bu anlayışla kaldırdım. Bundan sonraki açıklamalarımda daha dikkatli ve özenli olacağım.
Türkiye’de ve Azerbaycan’da herkesten ricam, bu açıklamamın samimiyetle değerlendirilmesidir. Eleştiriye açığım. Ancak şahsımın veya herhangi bir kişinin hakaret, tehdit ve linç kampanyalarının hedefi hâline getirilmesini istemiyorum. Başörtüsü üzerinden de hiçbir insanın hedef gösterilmesini doğru bulmuyorum. Görüş ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmemesini diliyorum.
İlgili mercilerden, açıklamalarımın bütününün, bağlamının ve burada açıkça ifade ettiğim niyetimin adil biçimde değerlendirilmesini talep ediyorum. Özrüm, Azerbaycan devletine ve halkına duyduğum saygının, yol açtığım kırgınlıktan duyduğum pişmanlığın ifadesidir. İşlemediğimi belirttiğim suçlamaları kabul ettiğim anlamına gelmemektedir.
Kardeşliğimize zarar vermek istemedim. Sözlerimle kırgınlığa neden olduğum için üzgünüm ve pişmanım. Azerbaycan devletinden ve Azerbaycan halkından bir kez daha içtenlikle özür diliyor, özrümün kabulünü istirham ediyorum.
🇹🇷🇦🇿 İki devlet, tek millet.
Celal Çiftçi Gazeteci
#SONDAKİK
#Azerbaycanlı #Aliyev #Azarbaycan
#AzerbaycandaBasörtüsüZulmü
Sonuna kadar haklı.
Bir adam, kendisini ülkeye bağlayan herhangi bir mal varlığı olmadığı için savaş çıkarsa kaçacağını paylaştı:
• Yarın bir gün bir savaş çıksa ben savaşmam, kaçarım. Kaçarım abi.
• Yani ben ev sahiplerinin evini korumak için, araba sahiplerinin arabalarını korumak için, arsa sahiplerinin arsalarını korumak için ölemem.
• Benim bu ülkede bir avuç dahi toprağım yok, hiçbir şeyim yok. Yani ben kendim bildim bileli kiracıyım.
• Neyini savunacağım ki yani? Neyi, kimin için yani? Yok ya, kaçarım yani mümkünse eğer. Kaçarım veya teslim olurum.
• Teslim olmak gibi bir seçenek varsa teslim olurum. Yani belki bu söylediğim şeyler size çok aykırı.
• "Hadi ya korkak! İnsan vatanı için yaşar, vatanı için ölür" diyebilirsiniz.
• Hayır, ben pragmatistim bu konuda. Ben bu dünyada yaşayan herhangi bir canlı türünden biriyim.
• Yani öyle bir şey yapamam. Kaçabiliyorsam kaçarım. Benim asli amacım zaten hayatta kalmak, tıpkı diğer canlı türleri gibi.
• Ben işte hiçbir ideoloji uğruna, hiçbir şey uğruna ben ölmem. Hayır, ben sadece kendi uğruma ölürüm.
• Yani benim ölmeye değer bir şeyim varsa bu hayatta, mesela kedim için ölürüm. Mesela kedilerim var, çok tatlı. Onlar için ölürüm ama onun dışında yok.
Fon mağduriyetinin suçunu da İnönüye yıkacaklar galiba 😆
AİLE BAĞLARI İNÖNÜ'YE UZANDI!
Tera yöneticisi Emir Münir Sarpyener'in, İsmet İnönü ve dünya güzeli Keriman Halis ile akraba olduğu öğrenildi.
Sarpyener fon vurgunundan yargılanırken, İnönü'nün 1968 piyangosunu nasıl kazandığı aradan geçen 58 yıla rağmen hala sorgulanıyor.
sabah.com.tr/yasam/son-dakik…
Readers added context they thought people might want to know
This post claims Emir Münir Sarpyener is related to İsmet İnönü, but no public record or reliable source confirms this. The claim is made without evidence or citation. Under KVKK, processing unverified personal data without sources violates accuracy and legality.
kvkk.gov.tr/SharedFolderSe…
Mentalite retweeted
Devletimize göre: Öcalan, Barzani, Bartholomeos, Mazlum Abdi, Mark Rutte, Trump vs. bizim memleketin hayrını istiyor fakat Ahmet, Memet, Ayşe, Fatma vs. bunu algılayamıyor, Kürşat, Alparslan, Umay vs. ise zaten İsrail ajanı(!)
Matematiğe bak!
Mentalite retweeted
Bahçeli'nin anlattığı sahne aslında -eğer doğruysa- tek cümleye sığar: Devlet bir terör hükümlüsüne kanunun mümkün kılmadığı biçimde bir ev inşa etmiş, hükümlü ise bunu bile yetersiz bulup "önce kurullar işlesin, ben orada görev almaya başlayayım, sonra geçerim" diyerek şart koşmuştur. Bu tek cümle, sürecin başından beri kamuoyuna "teslimiyet değil, karşılıklı bir süreç" diye anlatılan şeyin ne olduğunu, savunanların ağzından itiraf ettirmiştir.
Karşımızda, bir siyasi aktör, bir "taraf" yoktur. Bu şahıs, kesinleşmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası infaz edilen bir terör hükümlüsüdür. Hükümlünün devletle "şart" pazarlığı yapabilmesi diye bir şey de hukukumuzda yoktur. Hükümlü, cezaevinde infaz rejimine tabi olandır, devletin karşısında denk bir muhatap değildir. Bir hükümlünün devletle pazarlık yapabildiği, şart koştuğu bir hâl, hukuken imkânsız olanın fiilen gerçekleştirilmesi demektir.
Terör hükümlüsünün "kurullar işlemeye başlasın, ben orada görev alayım öyle bu eve geçerim" demesiyse tam olarak kanunun yasakladığı şeyi talep etmek demektir. Bir hükümlü kamu görevi üstlenemez, kamu görevi verilemez. Çerçeve Yasa çıkarken "yasada ismi geçmiyor" savunması yapılıyordu. Bu gelişme, o savunmayı geçersizleştiren açık bir itiraftır. Muhatabı önceden belli olan bir düzenleme, isim geçmese de kişiye özel kanundur.
Ağırlaştırılmış müebbet rejiminin nasıl işlediği kanunen bellidir. Tarif edilen bahçeli, iki katlı, ofisli, yaşam alanlı, akrabaların yerleşebileceği, birlikte yaşanılacak yapı, bu rejimin hiçbir kuralına uymaz. Bu apaçık, kanunî dayanaktan yoksun olarak infazın fiilen askıya alınmasıdır ve yasama organının af yetkisinin idare eliyle gasp edilmesidir.
Şimdi görüyoruz ki mesele muhataplıktan da öte bir hale bürünmüştür. Hükümlü, devletin zaten hukuka aykırı olarak sunduğu imkânı bile reddedip, resmî statü koparana kadar kabul etmemektedir. "Al-ver yok" diyenlerin yarattığı tablo budur.
Bu kişinin affedilmesi zaten savunulacak bir şey değildir. Burada yapılan usulü by-pass ederek cezayı fiilen anlamsızlaştırmaktır. Hükümlünün "önce şu olsun, sonra ben şunu yaparım" diyerek seyre karar verebilmesi, affedilmemesi gereken bir kişiye, af mekanizmalarının dahi öngörmediği bir muafiyeti fiilen tanımaktır.
Devlet bir kişiye kanunun tanımadığı bir imkân sunuyor, o kişi bunu bile yetersiz bulup daha fazlasını şart koşabiliyorsa, ortada hukuk değil, fiilî güç ilişkisinin dili vardır. Burada olan, hukukun toptan yok sayılmasıdır. Eksik olansa hukuk devleti ilkesidir.
Duamız bâkidir: Allah, vatanımızı her türlü iç ve dış tehlikelerden, fitnelerden ve bozgunculuktan korusun. Allah, Devletimize milletimize zeval vermesin.
İDDİA / Nagehan Alçı, Abdullah Öcalan için İmralı’da ev yapıldığı ve bilgisinin kaynağının Devlet Bahçeli olduğunu açıkladı.
Sayın Devlet Bahçeli’yle görüşme imkânım oldu. Sağ olsun, geniş bir vakit ayırdı.
Devlet Bey’e Abdullah Öcalan’a İmralı’da ev inşa edildiği iddialarını sorduğumda sorduğumda bana çok net bir yanıt verdi.
Dedi ki, Abdullah Öcalan’a İmralı Adası’nda bir ev inşa edildi. Bu ev, önünde bahçesi olan, böyle insani yaşam koşulları sunan bir ev. O evin içinde, yani normal hayatın akışına uygun, bir şekilde yaşayabilir Abdullah Öcalan. Bir ev konforuna sahip yer inşa edildi.
Fakat kendisi henüz bu eve girmeyi reddediyor, dedi. Peki, neden reddediyor diye sordum? Çünkü statü istiyor, dedi. Peki, dedim, ama Abdullah Öcalan’ın işte çerçeve yasayla belirlenen kurullarda görev alacağı zaten netleşti, dedim. Evet ama onun hayata geçmesini bekliyor. Hayata geçtikten sonra, işlerlik kazandıktan, o kurullar oluşturulup çalışmaya başladıktan ve Abdullah Öcalan da o kurullarda görev yapmaya başladıktan sonra o eve geçmek istiyor, dedi
Açıkçası, bu çok çarpıcı bir bilgi.
Mentalite retweeted
Yayıncı Erlik, “Şu senaryo yıllardır 1000 kez yaşandı, 1000 kez kıl kıpırdamadı” notuyla bir örnek paylaştı:
• Bir gün trafikte bir park kavgası yaşadınız.
• Sövüşmeler falan derken karşı taraf telefonu çıkardı, “Kürt olduğum için” diye başladı video çekti.
• O birkaç saniye senin kaderini belirledi bile.
• Hemen Yeni Türkiye'nin pratik toplum sözleşmesi devreye girer; bahsigeçen ekosistem videoyu dolaşıma sokar, yüzbinlerce kişi anana avradına söverek adres sormaya başlar, Kürdofaşist çark işlemeye başlar.
• Arabaya geri dönüyorsun. Anaa bi bakıyorsun ki koca mecliste vekiller “bu ülkede Kürde park vermiyorlar!” diye nutuk atıyorlar, videodaki sıfatın A4 kağıdına basılmış kürsüden sallanıyor.
• Kıpkırmızı oluyorsun panikten.
• YouTube bildirimi! Çok sevdiğin gazeteci günlük programında yine - ama konu sensin! Sıfatın ekranda, sana kayıyor.
• Bildirimler akıyor, Suavi Twitter'da paylaşmış bile şopla vampir dişleri falan eklemişler sana.
• Yorumlarda Zeynepler, Mustafalar “Ben de Türk'üm ama bu şerefsiz gibi değilim” yazıyorlar.
• Aha Bakan açıklama yapıyor, “ülkemiz bölünemez” diyor. İdrak bile edemiyorsun olanları, elin ayağın titriyor.
• Anan baban ailen yazıyor arıyor o ara, çoktan dadanmaya başlamışlar bile, sosyal medyada her şeyleri paylaşılmış.
• Medyascope'da Ruşen Çakır ve Cengiz Çandar yayında; “Verilmeyen park yeri Kürt’ün anayasada verilmeyen hakkının sembolüdür” diyor.
• Serbestiyet’ten Yıldıray Oğur; kart kurttan park purka... yazısı çıkmış.
• Kafayı yemek üzeresin, cama bir tıklama kafayı kaldırdın Emniyet müdürü.
• E sen çağırmadın polisi, çağırsan bu hızla ne zaman gelmiş? “Oğlum naptın lan!?” diyor panikle. Artık ağlamak üzeresin “abi naptım ya?” diyorsun.
• Meğer bakanından, Beştepe’sine herkes arıyor müdürü fırça kayıyor.
• Ülke bölündü bölünecek! Hemen geç şuraya, kamera açılıyor; anlat faşist olmadığını hızlı hızlı. Müdürü de işinden edeceksin.
• Kafan dağılmış ama devlet adamı edasıyla konuşmaya çalışıyorsun; “Kürt Türk kardeştir, bu park bizi bölemez, egzozlar susmaz, farlar söndürülemez!” hemen hemen yayına verin, iş MGK'ya çıkmasa bari.
• Yemin billah ediyorsun abi bir daha mı bir daha, yaya gezerim de araba kullanmam diye.
• Denetimli serbestlikle gidiyorsun, birkaç sene daha sessizlikten sonra ailene taciz duruyor tek tük tehdit edenler oluyor o kadar.
• Ara sıra Meclis’te vekiller biz biliriz zihniyetinizi unutmadık diye adını geçiriyor ama olsundu.
Destek yüzde 75 olsa açıklama yapmaya tenezzül bile etmezsiniz.


























