Zeyil retweeted
Palm Beach üzerinde uçan özel jetin gökyüzünden düşmesine ne yol açmış olabilir?
Uçak, 70 saniyede 26 bin feet, yani yaklaşık 7.900 metre irtifa kaybetti. Uçaktaki dokuz kişinin tamamı hayatını kaybetti.
Dakikalar önce, 35 bin feet irtifada uçan pilot, hafif ve ‘kontrol edilebilir’ buzlanma ile orta şiddette türbülans bildirmişti.
Bu yükseklikte hava o kadar seyrektir ki bir jetin güvenle uçabileceği hız aralığı daralır. Uçak çok yavaşlarsa kanatlar yeterli kaldırma kuvveti üretemez. Çok hızlanırsa şok dalgaları kanat üzerindeki hava akışını bozar.
Buzlanma bu aralığı daha da daraltmış olabilir. Kanat üzerinde zımpara kâğıdı kadar pürüzlü bir buz tabakası bile kaldırma kuvvetini yüzde 30’a kadar azaltabilir.
Mürettebat, daha sarsıntısız bir uçuş için yükselmek istedi. Ancak daha yüksek irtifa, daha seyrek hava ve daha da daralan bir güvenli hız aralığı demektir.
Tek bir şiddetli sarsıntı yeterli olmuş olabilir: Kanat taşıma kaybına girer ve uçağın burnu aşağı düşer.
Pilot telsizden uçağın hız sınırını aştığını ve dakikada 20 bin feet irtifa kaybettiğini bildirdi. Uçuş verileri ise bu kaybın yaklaşık 30 bin feet olduğunu gösteriyor. Bu, her saniye 40 katlı bir binanın yüksekliği kadar düşmek anlamına geliyor.
Bunun için büyük bir arıza yaşanması gerekmemiş olabilir. Buzlanma, türbülans ve tırmanışın en kötü sırayla bir araya gelmesi yeterli olmuş olabilir.
Ne oluyor ki:
Japonya afet yönetimi ajansı:
Japonya, tüm vatandaşlara ulusal kriz düzeyinde bir felakete hazırlanma çağrısı yaparak, hükümet kaynaklarının yetersiz kalabileceği konusunda uyarıyor.
Yetkililer, sakinlerden yiyecek, su ve acil durum malzemeleri stoklamalarını, mobilyaları sabitlemelerini ve tahliye yollarını gözden geçirmelerini istiyor.
Zeyil retweeted
Florida’ya düşen uçağın görüntüsü gerçekten çok ürkütücu… (9 ölü)
Hayata o kadar pamuk ipliğiyle bagliyiz ki…
Zeyil retweeted
COP31 Antalya;
CO₂ bir kirletici değildir. Dünya üzerindeki tüm yaşam için gereklidir. Fotosentez bir nimettir.
Küresel ısınmanın kasırgaları, selleri, kuraklıkları ve benzeri doğal afetleri şiddetlendirdiğine veya daha sık hale getirdiğine dair istatistiksel bir kanıt yoktur.
Ama 11–12 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleşecek olan COP31 Antalya zirvesinde tam tersini söyleyecekler.
Gezegenimizin iyiliği(!) için bir yol haritası belirleyecekler. İnsanlara korku aşılayacaklar ve sonrasında elde edecekleri servetin miktarını hesaplayacaklar. Çünkü asla doymayacaklar!
milatgazetesi.com/korku-uzer…
Bir toplum, nasıl olur da kendi özgürlüğünden vazgeçerek baskıcı bir sistemin parçası hâline gelir? Bunda yaptığı şeyin ahlaki sonuçlarını düşünmeyen bireylerin de katkısı büyük.
Bizi 70 yıl önce uyardı ve neredeyse hiç kimse gerçekten dinlemedi.
Hannah Arendt, insanlar düşünmeyi bıraktıklarında ne olacağını biliyordu.
Kötüleştiklerinde değil, inandıklarında değil, gerçeği yalandan ayırt etmeyi bıraktıklarında değil.
1906'da Hannover'de doğan Arendt, Yahudiydi. Nazilerden kaçtı, Fransa'da yaşadı, orada tutuklandı ve sonunda ABD'ye sığındı. Hayatta kaldı ama gördüklerini asla unutmadı: eğitimli ve kültürlü bir halkın nasıl karanlığa gömülebileceğini.
Ve böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak istiyordu.
1951'de en önemli eseri "Totalitarizmin Kökenleri"ni yayınladı.
Bu eserde, bugün bile hala korkutucu derecede güncelliğini koruyan bir şey yazdı:
"Totaliter yönetimin ideal öznesi, inanmış bir Nazi veya inanmış bir Komünist değil, gerçek ile kurgu, doğru ile yanlış arasındaki ayrımın artık var olmadığı insanlardır."
Bunu iki kez okuyun.
Totaliter iktidarın amacı insanları inandırmak değil, hiçbir şeye inanmayana kadar şüpheye düşürmeye çalışmaktır.
Her şey eşit derecede doğru ve eşit derecede yanlış göründüğünde, her haber bir görüşe dönüştüğünde, kime güveneceğinizi artık bilemediğinizde, pes edersiniz.
Yorulursunuz. Alaycı. Kayıtsız olursunuz.
Ve Arendt'in korktuğu şey tam da burada başlar: Artık neyin gerçek olduğunu bilmediği için düşünmeyi bırakan bir toplum.
Daha sonraki "Gerçek ve Politika" (1967) adlı makalesinde, yalanların yalnızca yanlış hikâyeler yaymadığını, daha derin bir şeyi yok ettiğini açıklamıştır: Gerçeğin olasılığına olan güveni.
Her gerçek inkâr edildiğinde, her argüman "haklı görüş" olduğunda, gerçek gücünü kaybeder.
Ve bununla birlikte adalet, ahlak ve onur da yok olur.
Arendt bunu 1930'larda şöyle görmüştü:
Naziler sadece yalan söylemekle kalmadı; dünyayı o kadar çok yalanla boğdular ki, insanlar sonunda gerçeği aramayı bıraktılar.
Kötü niyetten değil, bitkinlikten.
Bunu suçlamak için değil, bir uyarı olarak yazdı.
Çünkü biliyordu: Bu her yerde olabilir.
Başlangıçta tanklarla değil, düşüncelerimizin yavaş yavaş aşınmasıyla.
"Zaten kimseye güvenemezsin" veya "Herkes yalan söylüyor" gibi ifadelerle.
Arendt'e göre tam o anda, "yargı gücünün yok oluşu" dediği şey başlar ve bu, herhangi bir propagandadan daha tehlikelidir.
Peki ne yapılabilir?
Arendt, panzehirin düşünmek olduğuna inanıyordu.
Fikirlerin toplanması, sloganların tekrarlanması değil, gerçek ve bağımsız düşünce.
Soru sormak. Çelişkilere katlanmak.
Merak etmekten asla vazgeçmemek.
Şunu yazdı:
"En radikal devrimci bile devrimden sonraki gün muhafazakâr olacaktır."
Bununla şunu kastediyordu: Eleştirel düşünmeyi bırakan kişi -sevdiği veya inandığı şeyler hakkında bile olsa- çoktan kaybetmiştir.
Totalitarizm sessizce başlar.
Şiddetle değil, yorgunlukla.
Sadece başka tarafa bakma isteğiyle.
Hannah Arendt, 1975'te New York'ta öldü.
Yine de sesi bugün her zamankinden daha yüksek:
Düşünme kapasitenizi koruyun.
Soru sorun. İnceleyin. Fark edin.
Gerçeği umursamayı bıraktığınız an, önemli olan her şeyi kaybedersiniz........
#alıntı
Her şekilde elinde para tutan kaybediyor.
Kazanan ise üretilemeyeni tutan.
ABD'nin 40 trilyon dolarlık borcunu ödemenin iki yolu var. İkisinde de kazanan taraf aynı.
Dünyanın en zengin adamı kendi ülkesi için şunu söyledi.
Yapay zeka ve robotlar zamanında gelmezse iflas edeceğiz.
Elon Musk'a göre başka hiçbir şey bu borcu çözmüyor.
Sadece o robotları yapmaya yetecek kadar zamana ihtiyaç var.
Dün ABD Hazinesi tam olarak o zamanı satın aldı.
Hazine, uzun vadeli tahvillerinde en fazla 6 milyar dolarlık geri alım yapacağını duyurdu. Bu alımların üst sınırı daha önce 2 milyar dolardı.
Geri alınan tahviller 10 yıldan uzun vadeli. Yerine konan borç ise birkaç aylık.
Bu işlem borcu ödemiyor.
Uzun vadeli tahvili azaltıp borcu kısa vadeye kaydırıyor.
Peki o kısa vadeli borcu kim alıyor?
ABD'de çıkan yeni bir yasa, stablecoin şirketlerine rezervlerini nakitte ya da 93 günden kısa vadeli ABD tahvilinde tutma zorunluluğu getirdi.
Bu paranın önemli bir kısmı kısa vadeli tahvile gidiyor.
Yani telefonunda stablecoin tutan sıradan bir insan, farkında olmadan ABD'ye borç veriyor.
Borç Ağustos'ta ilk kez 40 trilyon doları geçti. Yıllık faiz ödemesi de 1 trilyon doları aştı.
Toplanan her verginin %19'u faize gidiyor.
Bu rakam vergiyle kapanmaz.
Kapanmasının iki yolu var.
Birincisi ekonominin borçtan hızlı büyümesi. Borç aynı kalır ama ekonomi büyüdükçe yük hafifler.
İkincisi paranın değer kaybetmesi. Borç yine aynı kalır ama ödendiği para erir.
Elon Musk birinci yolun geleceğini söylüyor.
Yapay zekanın küresel üretimi %20 ile %30 artırabileceğini belirtiyor.
Robotlar da eklenince ekonominin 10 katına çıkabileceğini ekliyor.
Önümüzdeki 10 yıl içinde 1 milyar insansı robotun tüm insanlıktan fazla üreteceğini düşünüyor.
Aynı adam 2036'ya kadar paranın anlamsızlaşacağını da söylüyor.
Parayı mal ve hizmet almak için istiyorsunuz. İkisi de sınırsız olursa paranın işlevi kalmıyor.
ABD Hazinesi ise ikinci yola göre hareket ediyor.
Bu ikisi birbirinin alternatifi değil. Biri hedef, diğeri o hedefe varana kadar ayakta kalma yöntemi.
Dün satın alınan zaman da bu.
Şimdi asıl mesele.
İki yol da aynı kapıya çıkıyor.
Robotlar her şeyi üretebiliyorsa, üretilebilen her şey ucuzlar. Para da basılabilen bir şey.
Yani hangisi olursa olsun, elinde para tutan kaybediyor.
Kazanan ise üretilemeyeni tutan.
ABD'nin Bitcoin rezervi kurması ve Çin'in yıllardır altın toplaması bu yüzden tesadüf değil.
İki ülke de her ihtimale hazırlanıyor.
1966'da bir adam şunu yazdı.
Altın standardı olmadan tasarrufları enflasyondan korumanın bir yolu yoktur. Güvenli bir değer saklama aracı yoktur. Olsaydı devlet onu elde tutmayı yasaklamak zorunda kalırdı, tıpkı altın için yaptığı gibi.
Bunu yazan kişi Alan Greenspan'di.
1987'de ABD Merkez Bankası'nın başına geçti ve 18 yıl boyunca o parayı basan adam oldu.
Bugün ABD güvenli bir değer saklama aracını yasaklamıyor. Devlet rezervi ilan ediyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri izliyorum, sizi bilgilendireceğim.
【衝撃】イーロン・マスク「心臓は交換できる。
めちゃくちゃ軽々しく言うやんwwww
司会「人間に一番重要な臓器って?」
イーロン「脳だね」
司会「心臓じゃないんですか?」
イーロン「心臓は交換できるだろ?」
司会「ま、まぁ移植できますね」
イーロン「腎臓だって交換できる」
司会「ほう」
イーロン「でも脳はどうだ?」
司会「脳……?」
イーロン「脳を交換したら君は誰になる?」
司会「……え?」
イーロン「君の記憶はどこにある?」
司会「脳ですかね」
イーロン「思考は?」
司会「脳ですね」
イーロン「自分が自分だと感じる意識は?」
司会「……脳?」
イーロン「そう。君という存在は脳と深く結びついている」
司会「なるほど……」
イーロン「人間の脳には約860億個のニューロンがある」
司会「860億!?」
イーロン「それらが膨大な数の接続でつながっている」
司会「……」
イーロン「今、僕が話しているのも脳の神経活動なんだ」
司会「はい」
イーロン「それが音になって君の耳に届く」
司会「なるほど」
イーロン「そして君の脳でも神経活動が起きる」
司会「つまり?」
イーロン「僕らは脳を通じて情報をやり取りしているんだ」
司会「……」
イーロン「でもその仕組みを人類はまだ十分に理解していない」
司会「だからNeuralinkを?」
イーロン「そう。脳とコンピューターを直接つなぐ技術を研究している」
2024年、Neuralinkは初めて人間の脳にチップを埋め込んだ。
目指しているのは脳の信号を読み取り、コンピューターなどを操作できる技術。
ただ、脳の情報を読み取ることと人間の意識そのものを理解することは別。
心臓を交換しても自分は自分。
でも脳を交換したらいったい誰が「自分」になるのか。
これ考え始めるとめちゃくちゃ深いな...。
Zeyil retweeted
Bunlar Yedi Uyurlar’dan sonra tarihin en uzun süre uyuyanları olarak anılacak. Dünden beri işitmediğimiz hakaret kalmadı. Biz ekonomik krizi anlatıyoruz, onlar bize saldırıyor. Yedi Uyurlar uyandı, bunlardan hala haber yok.
Cemiyet Mikrobu ; mikrop bir açıklama yapmışsınız tebrik ediyorum ama bundan hoşlanmayanlar olacaktır.
50 yaşındayım. 1998 yılından beri aynı sektörün içindeyim. Bu ülkede 5-6 büyük ekonomik kriz gördüm. Ama böylesini görmedim !
Dünya devi Alman firmalarıyla çalıştım, onlardan çok şey öğrendim.
Bugün de çoğunuzun kapısına gidip CV bile bırakamayacağı, güvenlikten içeri adım atamayacağı büyük sanayi kuruluşlarına girip çıkıyorum. Gerektiğinde müdürleriyle, genel müdürleriyle, ortaklarıyla görüşüyorum.
Eskiden bir telefon açar, arkadaşımı, yeğenimi bu işletmelere işe sokardım. Bugün aynı işletmelere bir kişiyi bile sokamıyorum.
Bırakın sokmayı, teklif etmeye utanıyorum. Çünkü adamların ne durumda olduğunu biliyorum.
Bakın kardeşim, ben yıllardır ticaretin içindeyim. Kriz gördüm, iflas gördüm, piyasanın durduğunu da gördüm. Ama ilk defa bu kadar uzun süren, kimsenin önünü göremediği bir dönem yaşıyorum.
Bu artık benim gözümde sıradan bir ekonomik kriz değil, ciddi bir güven meselesi. Yatırımcı yatırım yapmaya çekiniyor, üretici elindekini korumaya çalışıyor, işveren ayakta kalmanın hesabını yapıyor.
Şimdi size bir abiniz, kardeşiniz olarak birkaç şey söyleyeceğim.
Sağda solda dolu kafe, restoran gösterip piyasa iyi diyenlere aldanmayın. Siz kendi cebinize bakın.
Hele evliyseniz, çoluğunuz çocuğunuz varsa, kirada oturuyorsanız beni iyi dinleyin.
Bugün bir işiniz varsa kıymetini bilin. Yok patrona rest çektim, müdüre posta koydum, amire haddini bildirdim… Bırakın kardeşim bu ayakları. Dümenden rapor almayı, bahaneler üretmeyi, işten kaytarmayı da bırakın. İşinize sahip çıkın, işvereninize saygıda kusur etmeyin.
Şimdi burada hemen patron yalakası, sermaye yanlısı, paraya tapıyor diye kızacak olanlar çıkacaktır.
Kızın kardeşim !
Ben kimsenin yalakalığını yapmıyorum. Ben size dışarıdan duyduklarımı değil, 28 yıldır içinde olduğum ticaret hayatında bugün gördüklerimi anlatıyorum.
Hakkınızı yedirin demiyorum. Ama gereksiz bir restleşmeyle işinizi kaybederseniz yarın aynı şartlarda başka bir iş bulabilecek misiniz, önce bunu düşünün.
Bir de harcamalarınıza dikkat edin. Her gün dışarıda kahve içmeseniz ölmezsiniz. Arabanızın modelini yükseltmeseniz bir şey kaybetmezsiniz. Gereksiz gezmeleri, gösterişi, borçlanmayı bırakın. Elinizdeki paranın kıymetini bilin.
Ben bugün size korku salmaya çalışmıyorum. Gördüğüm tehlikeyi anlatıyorum.
Bu işin gidişatını hiç iyi görmüyorum. Önümüzdeki dönemin ne getireceğini kimse kesin olarak bilemez ama ben kendi adıma tedbirli olmanızı tavsiye ediyorum.
Bir de durumu iyi olanlar hemen gelip bu tweetin altında havlamaya başlamasın. Senin işin yolundaysa, paran varsa, geçim derdin yoksa ne mutlu sana! Ama herkes senin şartlarında yaşamıyor.
Ben burada geçim derdi olan, evine ekmek götürmeye çalışan insanlara sesleniyorum.
Anlattıklarımı birkaç kişi bile ciddiye alır, işine ve parasına sahip çıkarsa ne mutlu bana. Gerisi istediğini söylesin. Ben gördüğümü söylemekten çekinmem.
3.000 yıllık geçmişin hesabını veremeyenlerden tarih öğrenmeye kalkarsak, yalnızca tarihi değil, tarihsel perspektifimizi de körleştiririz.
Bir deli kuyuya taş atıyor, bin tane akıllı çıkaramıyor.
Vay canına haberㅋ Gerçek mi acaba???
Dünya 2 hafta içinde bitecek.
Dünya 2026 yılı 13 Kasım Cuma günü bitecek - bilimsel bir dergide yayınlanan eski bir araştırmaya göre
🚨Dikkat📷 2026 yılı 29 Ekim'de,
birçok teleskop Güneş yüzeyinin yaklaşık 1,5 milyon kilometre yukarısındaki patlayan prominensin ortaya çıkışını doğruladı.
Rusya Bilimler Akademisi Güneş Astronomi Araştırma Enstitüsü'ne göre,
bu, güçlü G3-G4 sınıfı manyetik fırtınayı işaret edebilir,
bu da Dünya'ya etki etme olasılığı taşır.
Tahmini varış Dünya'ya 1~3 gün sonra. Yani, 2~3 Kasım
📷 Not: Uçakla seyahat etmekten kaçının🚨
Zeyil retweeted
Bundan sonra Kuzey yarım kürede ve Güney Yarım Kürede artık kışlar böyle soğuk ve kar yağışlı uzun sürecek dünyamızdaki iklim değişikliğinden dolayı Mini buzul çağı başlamış durumdadır hava akımları kutuptan Devamlı böyle gelecektir kışlar uzun süreli yaz kısa olacaktır
🤖 Made with AI
Zeyil retweeted
Bir İtaat Testi mi bu?
Son günlerde YouTube’da karşıma giderek daha fazla aynı çağrı çıkıyor:
Yiyecek depolayın. Su bulundurun. İlaçlarınızı hazırlayın. En az üç gün, mümkünse bir hafta kendi kendinize yetebilecek durumda olun.
Zeyil retweeted
Ardından birbirinden farklı senaryolar geliyor: Savaş, enerji kesintileri, küresel krizler, uzaylılar, gökyüzünde yaşanacak olaylar, dünyanın sallanacağı felaketler…
Peki, gerçekten büyük bir tehlike mi yaklaşıyor?
Elbette olabilir. Dünyanın dengesi zaten pamuk ipliğine bağlı. Savaşlar çıkabilir, doğal afetler yaşanabilir, enerji sistemleri çökebilir, tedarik zincirleri kesintiye uğrayabilir. Bunların hiçbiri bilim kurgu değil.
Dolayısıyla evde bir hafta boyunca idare etmeye yetecek kadar su, yiyecek ve gerekli ilaçları bulundurmak akıllıca bir tedbirdir. Bunun için birilerinin bizi uyarmasını beklememize bile gerek yok.
Benim sorguladığım hazırlıklı olmak değil, hazırlıklı olmaya çağrılırken hangi duygunun harekete geçirildiği.
Neden bu kadar çok korku senaryosu? Neden birbirinden farklı felaket ihtimalleri aynı anda önümüze geliyor? Neden sıradan bir tedbir çağrısı, bazen dünyanın sonu yaklaşıyormuş hissi yaratacak bir anlatıya dönüşüyor?
İnsanlara riskleri anlatmakla insanları korkuyla yönetmek arasında ince ama önemli bir çizgi var.
Bir de meselenin başka bir boyutu var: Toplumsal davranış. Bir kriz sırasında kimler talimatlara uyacak? Kimler sorgulayacak? Kimler hazırlıklı olacak, kimler olmayacak? İnsanlar belirsizlik karşısında ne kadar çabuk korkacak, ne kadar çabuk otoriteye yönelecek?
Krizler, toplumların davranışlarını gözlemlemek ve yönetim politikalarını sınamak için fırsatlar yaratabilir. Bu bilinen bir olgu. Ancak buradan hareketle bugün yapılan hazırlık çağrılarının gizli bir itaat testi olduğu sonucuna varamayız. Bunun için somut kanıt gerekir. Yine de soruyu sormak hakkımız değil mi? Yaşanabilecek bir krizden önce insanlara hazırlıklı olmaları söyleniyor. Diyelim ki bir kriz yaşandı ve hazırlıksız yakalananlar büyük sıkıntı çekti. Bu kez onlara, “Size söylemiştik. Neden dinlemediniz?” denebilir.
Peki ya kriz korkusuyla insanlar daha önce sorgulamaktan çekindikleri uygulamaları kabul etmeye başlarsa? Ya güvenlik gerekçesiyle sunulan her yeni kural, zamanla sorgulanamaz hâle gelirse? Bunlar gerçekleşeceği kesin olan senaryolar değil. Fakat kriz dönemlerinde özgürlük, güvenlik ve itaat arasındaki ilişkinin sorgulanması gerektiğini hatırlatan ihtimaller. Çünkü korku, insanın yalnızca duygularını değil, karar verme biçimini de etkileyebilir. Sürekli tehdit altında olduğunu düşünen bir insan, normal şartlarda kabul etmeyeceği uygulamaları daha kolay kabul edebilir.
Üstelik algoritmaların korku uyandıran içerikleri tekrar tekrar önümüze çıkarması, dünyanın gerçekten olduğundan daha tehlikeli ve felaketlerin daha yakın olduğu hissini yaratabilir.
O hâlde ne yapmalıyız?
Bence cevabı basit.
Evimizde gerekli temel ihtiyaçları bulunduralım. Suyumuzu, yiyeceğimizi ve ilaçlarımızı planlayalım. Resmî uyarıları takip edelim. Bilgiyi farklı kaynaklardan doğrulayalım.Ama korkuya teslim olmayalım.
Tedbirli olmak başka, korkuyla yönetilmek başka. Sorgulamak başka, her söylenene inanmak başka. Ben hazırlıklı olacağım. Ama neden hazırlıklı olmam gerektiğini de sorgulayacağım. Çünkü akıl, yalnızca tehlikeyi önceden görmek değildir. Tehlike anlatısının kendisini de sorgulayabilmektir.
Haklı mıyım?
Bilmiyorum.
Bir itaat testi yürütüldüğünü iddia etmiyorum. Elimde bunu kanıtlayan bir veri yok. Sadece şunu düşünüyorum: Bir toplumun ne kadar hazırlıklı olduğu kadar, korkutulduğunda nasıl davrandığı da önemlidir.
Ve bazen sorulması gereken en önemli soru, “Ne olacak?” değil, “Bu korku bize ne yaptırıyor?” sorusudur.
Zeyil retweeted
EL SOL ACABA DE ESCUPIR UN LATIGAZO DE PLASMA ROJO DE 1.5 MILLONES DE KILÓMETROS Y NOS ESTÁN OCULTANDO EL IMPACTO REAL 🚨
Miren bien las imágenes captadas el día 29 por los telescopios astronómicos antes de que las agencias occidentales salgan a maquillar los datos.
Una monstruosa llamarada roja de proporciones bíblicas acaba de levantarse desde la superficie solar hasta alcanzar 1,5 MILLONES DE KILÓMETROS DE ALTURA (más de cien planetas Tierra apilados uno sobre otro). Fue tan brutal que el propio Instituto de Astronomía Solar de la Academia de Ciencias de Rusia tuvo que soltar la alerta de golpe: impacto inminente de tormenta geomagnética severa de nivel G3 a G4 directo hacia nosotros.
¿Y qué están diciendo ya los "divulgadores científicos" a sueldo de la NASA y los borregos amaestrados en los comentarios? "Ay, qué bonito, vamos a ver auroras boreales", "Es solo el ciclo solar normal, no pasa nada", "Sáquense una selfie con el cielo de colores" 🤡.
¡¿SE PUEDE SER MÁS EST*PIDO, CIEGO Y SUICIDA EN ESTA VIDA?! 🤬
Zeyil retweeted
Amerika'da PANİK SATIŞLAR başladı. Nakitte geçiyorlar. Yoksa Nostradamus'un söylediği üç ülkeden bir Amerika mı?
Zeyil retweeted
Nicola Tesla
Kediler ev hayvanı değildir, Enerji antenleridir.
Kedilere gözlemlemek, Dünyayı görme biçimini ve hatta elektriği anlama şeklini bile etkiledi.
Tehlike gelmeden hemen önce bir odayı terk eder.
İnsan duygularının anlayamadığı şeyleri algılar.
Tesla, Çoğu insanın gözden kaçırdığı şeyleri fark ediyordu.
Bir kesti okşadığınızda statik elektrik oluşur.
Bir kedi deprem olmadan bir saatler önce deprem olacığını hisseder.
Kediler bizim görünmez manyetik alanlara tepki verir.
Onun bıyıkları tıpkı karımcalarda olduğu gibi enerji okuyabilen hassas sensörlerdir.
25 ve 150 Hz mırlama kemiklerin be dokuların iyileşmesini sağlayabilir.
Kediler sizlere sıcaklık vermez sizi iyileştiren bir canlı olduğunu unıtmayın.


























